August 16, 2018

Ayh

Gece yatmadan bir kavanozun içine yulaf, süt, az yoğurt, muz, tarçın ve az bal basmıştım. Kahvaltı niyetine yedim, bayağı tok tutuyor.

Gıdaya %50, temizlik malzemelerine ve kağıt ürünlerine %50'den fazla zam bekleniyormuş, sabah okudum, şurada haber. Dün dinlediğimiz bir ekonomist de hane halkının kriz karşısında yapacak bir şeyi olmadığını, ancak hazırlanabileceğini söyledi. Yani gıdaya zam gelecek, depolanabilecek şeyleri depolayın diyorlar. Geçen akşam 1997 yapımı bir bilimkurgu seyrettik, açılış sahnesinde ekranda "2015: Aydaki ilk yerleşik koloni kuruldu. 2032: Mars'ta ticari madencilik başladı..." yazdı, valla sinirlerim bozuluyor. 2018: Tuvalet kağıdı da mı depolasak?

Alabilen alıp eve stokluyor, kriz yokken bile zorlananlar ne yapacak? Eve alacağım 10 kilo mercimekle nereye kadar gidebilirim? Kış gelecek, ısınmak için ne kadar ödeyeceğiz? 30'lu yaşlarım "Ne olacağız?" diye düşünerek geçti.

Öğlen çıkıp anamın arkadaşı Ayşe Teyze'ye gittim, sadece anamın değil, benim de arkadaşımmış gibi geliyor. Alt tarafı kitap mitap bırakacaktım, 4 saat oturmuşum. Cinnah'tan aşağı yürüyerek eve döndüm, müzik dinledim yolda; insanların evlerine, balkonlarına, çiçeklerine filan baktım.


Annemin feysbukundan arakladım, Ayşe ve annem, 1975, Mülkiyeliler Birliği'nde. Gözlükler filan. Göremediklerimiz, İspanyol paça kot pantelonlar ve Bodrum işi sandaletler.

Ay bunu yazmaya sabah yulafını yedikten sonra başlamıştım aslında, saat 19:20 şu anda. Evde yemek yok ama köpenkleri besledim, en azından hödük yavrularım tok. Ütü yapacaktım, olmadı. Kart yazacaktım, o da olmadı, zaten bayram tatili geldi. Masamı toplamam lazım, üstündeki eşya yığını sinirlerimi bozuyor.

Ben en iyisi çiçekleri sulayayım, sonra da öylece oturayım terasta. Bu kadar olabilecek anlaşılan bugün, zira güneş battı biraz önce.

August 14, 2018

Merhaba Yazlık Şarkılı Mim

Ay en son dilim karpuz yazmışım, bir görünüp bir kayboluyor markette dilim karpuz. İki kere daha almaya muvaffak olabildim. Bu yaz zaten bir belirsizlikler mevsimi olarak geldi, geçiyor. Hiçbir şey bilmiyorum, biraz bilir gibi olduklarımdan da aslında o kadar emin değilim. 

O 52 haftalık şalanjı yapamayacağım ben, pes etmek istiyorum, hiç içimden gelmiyor. Bizim Büyük Challenge'mıza devam ediyorum kendi halimde, 35 maddeyi defterime yazdım, okudukça işaretliyorum. Mim cevaplamaya geldim, Sibelynka yazmış, bana da haber verdi, sevinçle oturdum kompüterin başına. 

Sorulara bakarken bu mimi geçen yaz yaptığımı farkettim ama ne farkeder, onlar geçen yazın şarkılarıydı, bunlar bu yazınkiler. Değişmeyen iki şey var, bütün yaz akşamlarını işgal eden komşumuz eller-havayacı lokantanın müzik listesi ve barbar kocamın barbar müzik zevki, bilahare değineceğim.

1. Yazın çıkan, çok sevdiğin sanatçıdan/gruptan bir şarkı:

Robyn yeni single çıkarmış, eski bir arkadaşıma rastlamış gibi sevindim. (Gerçi bilmiyorum en son kime rastladım da sevindim, daha ziyade tazı gibi kaçıyorum yok okuldan tanış, yok bilmemkimin arkadaşının arkadaşı; selam verip "Naber? Senden naber?" sarmalına gireceğime gerçekten dükkana filan girip saklanıyorum. Hiç halim yok.)


Gene mutsuzluktan ölerek dans etmeye imkan veren bir esere imzasını atmış Robyn, zaten o yüzden seviyorum. Video çekmemişler henüz, çekseler de karşılıklı omuz çıkığımız varmış gibi dans etsek.

2. Bu yaz en yeni keşfin:

Ay hiç keşif filan olmadı. Eski yazılarıma bakıyorum bazen, MÜZİK OLMADAN YAŞAYAMAM filan gibi bir takım iddialar. Hiç kalmadı o halim. Kısmen Spotify yüzünden çünkü bir yerden çalmaya başlıyorsun, kendi kendine günlerce devam edebiliyor. Hiç çabaya mabaya gerek yok, zaten tembelliğe meylim var. "Evin içinde ses var mı? Var." diye özetleyebileceğim bir hale geldi müzik dinleme alışkanlığım. 

Bu ahval ve şerait içinde Spotify evimizde kendini hayatını idame ettirirken bir şarkı başladı, "Ay bu çalan ne ayol?" diye gidip baktım geçenlerde, şuymuş:


Şarkı ile ilgili hiçbir şey yeni değil, ben yeni farkettim. Biri videonun altına yorum bırakıp "Chris Cornell'in ses telleri neyden yapılmış bilmiyorum ama genetik olarak kopyalanıp çelik yelek yapımında kullanılmalı" yazmış. 

3. Bu yaz sürekli dinlediğin bir şarkı:

Barbar kocam bölümüne geldik. 4 aydır son ses şunu dinliyor, kaçamadığım için ben de dinliyorum.


Gerçekten sabrımın sonuna geldim. Belki kocam da bir şey anlatmaya çalışıyordur tabii, bilemiyorum. Komşularımızdan özür dileyerek bir sonraki soruya geçiyorum. 

4. Bu yaz en çok duyduğun şarkı/albüm:

Hava ısındığından beri alt sokaktaki meyhane/lokanta/disko mutantı işletme camı kapıyı açtı, biz de açtık, hep birlikte onların uygun gördüğü şarkıları dinliyoruz aylardır. 

Ve her gece en az iki kere bu çalıyor:


Hayatımızda yer etti, öyle sessizce otururken birden fırlıyor insanın ağzından YELİL YELİL ELİL YALİL HURRRRNAA MURRRRAAA diye. 

Arada bir hala 10. Yıl Marşı da çalıyorlar ama eskisi kadar alıcısı yok, sönüveriyor. Milletimizin eğlenme alışkanlıklarından tiksinir hale geldim.

5. Bu yaz eski de olsa dinlemekten vazgeçmediğin bir şarkı:

Kendi kendimeyken sanat müziği dinliyorum bir süredir, genel olarak bir 80'ler arzusu hasıl oldu bende. 


Ya valla herkes şarkı söylüyor ama kimse bir Zeki Bey değil, ne biçim şey yarabbi.

6. Sence bu yazın en favori hiti:

Valla niye şu değil bilmiyorum:


Bir yaz şarkısında aradığım her şey var, kız da çok güzel. İkinci oldu bu seneki Eurovision'da. Ya ben o birinci olan kızdan hiç hoşlanmadım. O kızdan hardcore İsrail milliyetçisi dalgaları yayılıyor ama bilemiyorum.


7. Senin bu yazını anlatan bir şarkı:


Aklıma bu geldi, "Nothing I am, nothing i dream, nothing is new.."

Bitti mim, zaten daha fazla dayanamayacaktım, oturduğum yerde sırtıma güneş vuruyor. Neden vuruyor? Çünkü barbar kocam buradaki mütevazı pencereyi yıktırıp iki kanatlı kapı yaptırdı. Artık iki kanatlı kapı kadar güneş vuruyor sırtıma. Evin nispeten serin yerlerine kaçarak gidiyorum. Gözlerinizden öpüyorum.

July 12, 2018

Hoşçakal Dilim Karpuz

Markette dilim karpuz satışı kalkmış, belediye sorun çıkarmış, öyle dedi manav reyonundaki abi. Yani gerçekten, küçücük bir şeye sevinmiştim, onu da elimden aldılar. Üç tane şeftali aldım hüzün içinde. Bir de buğday aldım bir paket, bu yazın geri kalanını ayran çorbası içerek geçirmeye karar verdim. Çok sıcak.

Dün sabah uyandığımda hasta oluyordum, burnum akıyor, hapşırıyorum. Hafiften sürünerek spora gittim, grup dersi vardı. Oğlan ders başlamadan "Rahatsızlığı olan var mı?" diye sorunca "Ben üşütmüşüm galiba," dedim. "Ben de ya. Evet, şınav pozisyonu alıp bekliyoruz.." dedi oğlan ahhahhha! Şınav pozisyonu aldım mecburen ama iyi geldi oğlanın akan burnumu filan zerre umursamaması. Üşütmek zaten dev bir trajedi değil, bir de klimanın altında oturmuştum bütün gün, tamamen kendi gerzekliğimden oldu yani. Kendim de dahil olmak üzere kendi gerzekliği yüzünden hasta olan insanlara hiç sempati duymuyorum.

Spora gitmemin sebeplerinden biri de yaşlılık yıllarıma yatırım yapmak. Normal kilosunda, kendi kendine oturup kalkabilen, sosyal hayatını sürdüren, evi radikal biriktirici evine dönüşmemiş, sokağa çıkınca evsiz sanılmayacak, tavsiye alabilen filan bir yaşlı insan olmayı umut ediyorum. Benim hayatımdaki 60 yaş üstü katır inadı bireyler bu maddelerin birini tutturuyorsa üç tanesinde çuvallıyor.

Ay dün akşamki maç ne heyecanlıydı! Pek anlamıyorum futboldan ama vallahi hop oturdum hop kalktım. Yugoslav klasmanından Hırvatistan'ı tuta tuta geldik buralara kadar ama vallahi haketmişlerdi dünkü galibiyeti. (Ay etmedilerse bile çökük avurtlu Balkan akrabalarım dururken suratsız İngilizleri tutacak değildim allah allah?) Maç biter bitmez İngiliz damadımızın üstüne çullandık, mağlubiyeti pek olgunlukla karşılamadı. Biz de galibiyeti olgunlukla şaapmadık zaten. Şöyle şeyler yollayıp katır gibi güldük karı koca:


"Çıkacağım bu gruptan, yeter!" yazdı, "Groupxit" yazıp bir daha güldük tepine tepine. Ankara'dan Almanya'ya, oradan da Romanya'ya taşındılar, hala beyran çorbası diye ağlıyor oğlan, üzülüyorum aslında haline.

Yemek deyince aklıma geldi, son İzmir'e gidişimizde barbar kocamı Kemeraltı'na sürükledim, Mennan'a oturduk. Sokağı şaşırmışım, birine sordum "Ay burada Mennan vardı?!" diye, az daha yürüyecekmişiz meğer. Sorarken sesimdeki korkuyu, o ağlamama 30 saniye kalmış halimi görmeliydiniz. Çocukluğumun pastanesi, çocukluğumun kazandibi üzeri karadut dondurması. Ay allahım, kaç sene sonra aynı tad, aynı heyecan. İzmir'e turist gibi giderseniz bulup oturun Mennan'ı, vallahi pişman olmazsınız.

Gideyim köpenkleri besleyeyim. Yetişkin köpek mamasından yaşlı köpek mamasına geçelim diye düşündüm, vallahi içim bir tuhaf oldu sipariş verirken. 1 yaşından büyüklermiş gibi gelmiyor ama 8 oldular. Kudi'de değil ama Koko'da bir takım alametler başladı. Bıkmadan yazmaya devam edeceğim, cins kedi köpek peşinde koşmak bildiğiniz zalimlik. Biz de yedik o boku, o yüzden biliyorum. Bırakalım genler karışsın, doğanın işine karışmayalım, ırsi hastalıkları taşıyıp durmayalım. Sokaklar dünya güzeli köpeklerle dolu, barınaklar cins köpeklerle dolu. Cins ile cins olmayan arasında sizin hayatınızı etkileyecek tek fark cins olanların nesiller boyu yavrularına aktardıkları boktan hastalıklar.

Vallahi gündelik politikaya, değirmen gibi insan öğüten canım memleketimin değirmenliğine değinmeden bu kadar yazmayı başardım. Önümüzdeki günlerde sinemaya gitmek, hayvan gübresi almak, kendime bir yazlık pantolon bulmak, evdeki okunmayı bekleyen kitap kulelerini eritmek, e-kitap okuma şeysine kılıf dikmek gibi hedeflerim var. Binali Yıldırım meclis başkanı seçilmiş arkadaşlar biraz önce, umrunuz da mı? Önümüzdeki yerel seçimler umrunuzda mı? Meclis yansa koşar bahçesindeki köpekleri kurtarırım, sonra da bir kenardan yangını izlerim, vizyonum bu.

July 5, 2018

Gene Şalanj, Gene Kabak

Ay ne yazacağımı hiç bilmiyorum, bari şu 52 haftalık şalanja yetişeyim dedim. Hazırsanız eğer başlıyorum, kendimle ilgili son derece önemsiz ve bir o kadar da sıkıcı şeyler, haydi bakalım.

20. Bir kurgu/hayali karakter olma şansınız olsa kim olurdunuz?

Valla böyle bir imkana hiç hayır demezdim, çok da seçici olmazdım. Fantastik bir üçlemede sihir mihir yapabilen yan karakter olur, polisiyede detektif olur. Ay mesela arkeolojik cinayetli polisiye-gerilimde bir karakter olsam, "AAA E AMA BU ADAM GEÇEN GÜN GİZLİCE CİPS YİYİYORDU? BEN BUNU CENİFIR'IN ÇADIRINDAN ÇIKARKEN GÖRDÜM HEM!" diye hikayenin akışına katkıda bulunurdum. Kim su içtiği bardakları ortalıkta bırakıyor, kim dolaptan başkasının kavununu araklayıp gizlice yiyiyor filan, böyle şeyleri hep ben görürüm zaten. Bir kazı sezonu boyunca sahibini bulamayan dev bir don vardı, benden başkası takmadı o dona. Yıkanmış, ipe asılıp kurutulmuş, sonra çamaşır makinası civarında kaderine terkedilmiş. Büyük beden kadın donuydu, kazı ekibindeki kadınlardan hiçbiri o cüssede değildi. Nasıl takmayayım kafaya?

Yazar beni olduğumdan daha az gerzek ve biraz daha havalı kurgularsa ayrıca memnun olurdum.

21. haftanın sorusuna cevaben geçen sene içinde değişip değişmediğimizi yazmamız icap ediyor. Herhalde değişmedim. Değişmiş olduğumu ummak istiyorum ama pek öyle kayda değer bir gelişme olduğunu zannetmiyorum. Bu kişisel gelişim konusunda iki beklentim var; kendimi daha az önemsemek ve elalemin ne yaptığıyla ne dediğiyle kavga etmeyi bırakmak. Hedefim bu ikisi.

22, şu aralar en sevdiğim filmler. Ya gerçekten, bayağıdır öyle seyredip de çok etkilendiğim film olmadı, eskisi kadar çok film de seyretmiyorum zaten. The Broken Circle Breakdown, galiba bu sene gelip de buraya yazmaya üşenmediğim tek film oldu. Dizi seyrediyoruz, dün akşam Babylon Berlin'i bitirdik, ben beğendim.

23, gurur duyduğum bir şey. Ay gurur duymak benim pek telaffuz ettiğim bir şey değil; sevinmek, duygulanmak, ağlamak, "Ay aklımı kaçıracak gibi oldum"lar, heyecanlanmak filan var hep. Yani hislerimi dile getirirken pek kullandığım bir tabir değil. Kardeşimle damadın yazdıkları bir şey yayınlanınca, bir ödüle mödüle aday gösterildiklerinde onlara söylüyorum sadece. Çok çalıştıkları için, yazdıkları şeyleri önemli bulduğum için.

Ada'nın mezuniyet törenine gittim geçenlerde, okul ikincisi olarak mezun oldu, çok da güzel bir konuşma yaptı. Onu dinlerken de çocukla gurur duydum. Arkadaşımın çocuğu olduğu için de değil, nevi şahsına münhasır bir küçük canavar olduğu için; annesinden bağımsız seviyorum çocuğu.

24, bir pişmanlığınızı yazın. Plansız programsız savrulduğum, daha iyi şeyler yapabilecekken olduğum yerde durarak geçirdiğim yıllardan biraz pişmanlık duyuyorum. Biraz da duymuyorum, benim de yolculuğum buymuş demek ki. Sarmaşık gibi; kök sabit, dallar kendilerine biraz yer bulup uzuyor. Mühim olan taze yeşil yaprak var mı, yok mu.

25. haftanın sorusunu çevirememişim doğru dürüst, "Something you feel strongly about" orijinali.
Bilime, doğaya ve insana inanan biriyim. 72 milleti ayırmadan, ezilenlerin yanında saf tutup zalime karşı durmak gerektiğine inanıyorum. Evren durmaksızın devinim halinde, evrime inanıyorum. Birarada durursak güçlü olacağımızı, geçmişimizin köklerine sıkıca tutunup gelecek güzel ve özgür günlere gözümüzü dikmemiz gerektiğini düşünüyorum.

26, nasıl gevşetiyorum kendimi? Ay ben bu konuda ordinaryüs profesör mertebesine ulaşmış biriyim. Kendimi kesecek noktaya süratle ulaşabiliyorum, oradan geriye de aynı hızla dönebiliyorum çok şükür.

Sabun köpüğü televizyon programları ve kitaplar tam olarak terapi yerine geçiyor mesela. Bu ara Queer Eye ve The Great British Baking Show izliyorum. Birinde bir grup gey erkek, eşinin dostunun "Yardıma ihtiyacı var" diye aday gösterdiği bir kadının/erkeğin evine gidip tavsiyeler veriyor. Ev dekorasyonundan saç kesimine, iç döküp ağlamalardan yemek tariflerine kadar. Çok beğeniyorum. Diğeri de bildiğiniz yemek yarışması ama İngiliz usulü, bütün o zamana karşı kek pişirmelerin arkasında sonsuz bir yavaşlık ve uyuzluk var. O kekler pişiyor, ben oturduğum yerde sakinleşiyorum.

Spor salonundaki grup derslerine gidiyorum. Birinin talimatıyla fiziksel efor harcamak bana tuhaf bir şekilde iyi geliyor.

Yalnız vakit geçiriyorum. Kitap okuyorum, mektup yazıyorum, terasta oturup kuşlara bakıyorum, kedilere laf atıyorum.

Hiç olmadı, duşa girip sıcak suyla yıkanıyorum. 39 yaşıma sağlimen gelebilmemin sebepleri arasında zaman zaman kendimi haşlıyor oluşum da var.

27, beni mutlu eden ufak tefek şeyler. İşte yukarıdaki gibi şeyler, öyle şeyler. Arkadaşlarımla buluşmak, ekip biçmek. Ay balkabakları çiçek açmaya başladı, sabah fotoğraf çektim:


Ne güzel bir sarı renk allahım. Bu yaz fena değiliz, pek ölen bitki olmadı. Yani oldu da dolu fırtınaları yüzünden oldu, bizzat öldürmedim en azından. Akşamüstü saksıları suluyoruz, sonra şezlong çekiyorum, aralarında oturuyorum. Günün en mutlu anları, yaprakların içinde oturduğum bu anlar.

E valla yetiştim şalanja, haftaya 28. sorudan devam ederim. Mahalledeki marketlerden biri dilimle karpuz satmaya başlamış, son zamanların sevinç verici hadiselerinden biri oldu bu. 5 kat eve çıkarmaya çok üşeniyorum koca karpuzları, çıkardığımda da bitiremeyip heder ediyorduk. Gideyim Kuzey Avrupalı gibi karpuz alayım. Haydin öbtüm.

June 29, 2018

İlluminati Damacana Su Servisi, Çeşitli Şalanjlar

Gene evde kargo beklediğim güzel bir günden merhaba dostlar, merhaba size. Su da söyledim, oğlanı en son seçimden önce görmüştüm, "Aa karamsar olma yahu, bak seçimden sonra konuşuruz," deyip bir de geh geh gülmüştüm. Hiç hazır değilim şu anda bu karşılaşmaya, umarım abisi gelir.

Karşı terastaki komşumla karşılıklı haykırarak sohbet ettik dün biraz. Kedisiyle neredeyse adaşız, komşum ortalıkta yokken kediyle de sohbet ediyorum. Neyse, herkes gibi o da çok göçtüğünü söyledi ruhen; öyle mi oldu, böyle mi oldu derken bir baktım bayağı ruh ikiziyiz kadınla. "Beceriksizlik!" diye bağırdı, vallahi tamamen aynı fikirde olduğumu belirttim. Sonra düşündüm, kendimi o kadar da göçmüş hissetmiyorum, düşündükçe sinirleniyorum sadece. Ben son geçirdiğim travmadan sonra da aynı böyleydim, Sarıkafa bir yandan ağlarken bir yandan da bana bağırmıştı "AAA SAKSI GİBİ DURUYOR! YAHU ÖYLECE DURUYOR!" diye. İki ay kadar sonra markette yumurta alırken hayatımın ilk panik atağını geçirdim.

Gerçi o travmayla bu bir değil ama gene de şüphelendim kendimden, hayırlısı artık, gelir buraya carlarım. Carlayarak devam edeceğiz yolun geri kalanına.

Ay su geldi o arada. Tabii ki abisi gelmedi, oğlan getirdi suyu. Oğlan hipster kılıklı, çok mutsuz şu anda ve komplo teorilerine sardırmış. Genel hatlarda ve mutsuzluk konusunda anlaşıyoruz aslında ama eksik kalmayayım diye "Rotşild, İlluminati!" filan diye onayladım. Bir süre kapı ağzında konuştuk, eline bir de kitap tutuşturup uğurladım. Giderken "Çok güzel bir sohbet oldu, teşekkür ederim," dedi, bilmiyorum nasıl bir mahallede yaşıyorum. Biraz Atv filan seyredeyim de bir dahaki su siparişine hazırlık yapayım, araya piramitleri sokuşturacağım bu sefer, çok kararlıyım.

Bizim Büyük Challenge'ımız kapsamında iki kitap bitirdim, birini Urla'da bıraktım, diğerinin de fotoğrafını çekmeye üşeniyorum. Şunlar:



Black Dahlia, 1947'de Los Angeles'ta işlenen ve çözülemeyen o meşhur cinayetten yola çıkıyor. James Ellroy'un yeri ayrı çünkü sırf cinayet, sırf polisiye koşturmaca yazmıyor. Böyle kitaplarda nadir bulunan bir şeyi, karakterlerine derinlik vermeyi de beceriyor. Kimse tamamen iyi ya da kötü değil, herkes olduğu kadar. İngilizcesini okudum, çılgın bir 1940'lar argosu hakimdi kitaba, James Ellroy'u bu titizliği sebebiyle tebrik ediyorum ama beni biraz zorladı valla. Ellroy'un "Los Angeles Dörtlemesi"nin ilk kitabı bu, diğerlerini de okuyacağım ama e-kitap olarak, o zaman kelimenin üstüne tıklayıp sözlüğe bakmak mümkün oluyor. Bu serinin bir diğer kitabı L.A. Confidential da sinemaya uyarlanmıştı, seyrettiğim en iyi filmlerden biridir.

Bu kitap, Bizim Büyük Challenge'ımızın 21. maddesine tekabül ediyor, "Size hediye edilmiş bir kitap". Kardeşimle damattan doğum günü hediyesiydi.

Süperben'i iki günde okudum, öyle bir kitapmış. Kendi halinde bir emekli adamın bir anda süperkahraman olmak durumunda kalmasını anlatıyor. Ay hödük gibi özetledim ama hödük gibi özetleyecek olursam konusu bu. Tanıdık isimler var kitapta, tanıdık memleket halleri var. Çılgınca sevdiğimi söyleyemem, Algan Bey'in polisiyelerini daha çok seviyorum, en çok da çevirmenliğini seviyorum.

Bu kitap, Bizim Büyük Challenge'ımızın 7. maddesine tekabül ediyor, "Adı tek kelimeden oluşan bir kitap".

35 kitaplık şalanjda 10. kitabı bitirebildim, yahu neden bu kadar yavaş okuyorum? Valla bozuluyorum kendime. Birkaç gündür hava serinleyince terasa fırlayıp hava iyice kararana kadar okuyorum, belki biraz hız alırım.

Bu gidişle iki seneye bitireceğimi tahmin ettiğim 52 haftalık şalanjdan da sıradaki soruyu cevaplayayım; "19. Sevdiğiniz biri hakkında yazın."


Sevdiğim biri bu. Diğerini de seviyorum ama bunu başka türlü seviyorum. Koko'nun neredeyse bir insan kadar arzuları, ihtirasları, kaprisi, planı programı var. Kudi düz köpek. Kudi ile ilgili hiçbir şey karmaşık değil, tam olarak kendini eve atmış bir sokak köpeği. İkisi de çöpe boka püsüre meraklı, terasa hava almaya çıkıyorum ayağına kapıyı açtırıp bütün terası sessizce geçen ve arka kapıdan mutfağa giren, çöp tenekesinin pedalına basıp kafasını içine sokan Koko mesela. Kudi bu kadarını akıl edemiyor, terasta yerde ölü sinek görürse neşeyle üstünde yuvarlanıyor, çapı bu kadar. Ve allah biliyor bu dar çapının da tüylü kıçının da çok hastasıyım.

Videonun solunda havada duran şey arka ayağı. Hem karnını seveyim diye havaya kalkıyor o ayak hem de arada bağrıma tekme atmaktan hoşlanıyor. Çünkü tasmayla gezmeye bayılıyor ama tasmadan kurtulduğu anda ufukta kara bir lekeye dönüşüyor. En son manavın çırağı üstüne atlayıp durdurdu, Kuğulu Kavşağı'na doğru jet hızıyla koşuyordu gerzek.

Gideyim bir şeyler yiyeyim, bir kısım kargo hala gelmedi. Gelsin de biraz yürüyüşe çıkayım, parçalı bulutlu pek hoş bir hava var. İyi hafta sonları temmeni ediyorum efendim.

June 27, 2018

Kabak

Ay biraz Twitter'a bakayım dedim, kavga gürültü bitmediği gibi daha da alevlenmiş. Çünkü insanlar çok haklı, bir açıklama bekliyorlar. Elle tutulur bir açıklama yapılmadığı gibi, "Parti içi konular sosyal medyada konuşulmaz bir, şöyle şöyle yapılmaz iki..." ayarında tweet atıyor CHPliler. Canan Kaftancıoğlu yazmış bunu, insanlar da doğal olarak "Biz sizin maaşlı çalışanınız mıyız? Orası ülkü ocağı mı?" diye cevap yazmışlar. Ben de ekleyeyim, kimse size mecbur değil; bu biiir, bu ikiii diye akıl öğretmek yangına benzin dökmenin yanında ayıp da. Akp'nin Gezi Direnişi'ni anlamadığı filan söylenir ya, bence Akp gayet iyi anladı, esas muhalefet bir bok anlamamış ki kendini "hesap sorulamaz" filan zannediyor.

"Ben neden seçim gecesi yanlış yönlendirdim? Biz neden bir işi düzgün yapamıyoruz?" diye kendini eleştireceğine biiir, ikiii. Maşallah. Kendi kendinize konuşun parti içinde o zaman, ne diyelim. Hiçbir şeye üzülmüyorum, sabahlara kadar tutanak peşinde koşturanlara, çuval taşıyanlara, Urfa'da tekme tokat dövülüp canını zor kurtaranlara üzülüyorum. Gene sosyal medyada okudum, bir gönüllüyü kurtarmak için okulun ikinci katının camını kırmışlar dışarıdan, demirleri eğmişler, gönüllüyü çekip almışlar, götürüp evlerinde saklamışlar. Urfa burası, tahayyül edebiliyor musunuz yaşananı? Benim oy kullandığım okulda gönüllüler hep 18-20 yaşlarındaydı, o çocuklardan utansınlar bari.

Ben bunları yazarken Adil Seçim Platformu açıklama yapıp özür dilemiş, gönüllülere teşekkür etmiş. Bir ufak medeniyet kırıntısı da yani şu saatten sonra bir faydası yok.

Efendim, Ankara'da yaz mevsiminde çatı katları öğlen bir saate kadar serinliğini muhafaza ediyor, ondan sonra fırın gibi yanmaya başlıyor. Fırın saatine geldik, ben yazdıkça ev ısınıyor, ev ısındıkça benim kafam ısınıyor, bu sebeple zaten beyhude olan bu seçim lakırdısını burada kesiyorum biiir, ahhahhahha g.tüm ikiii.

Ya valla gerçekten, kime bakıp da "Aaa ne akıllı kadın, aaa ne iyi konuşuyor adam!" dediysem elimde kaldı. Ne varsa arkadaşlarımda var, yahu ta Almanya'dan balkabağı tohumu gönderdi Itır, ektim. Her gün biraz büyüyor kabaklar, saksıların karşısına Orta Doğu usulü çömüp seyrediyorum. Bu yazı kabaklar domine ediyor, benim de akıl sağlığıma iyi geliyor. Çünkü su veriyorsun, güneş alıyor ve büyüyor kabak; bu sadelik dünyanın en güzel şeyi.

Kabaklar:


Dayanamadım, klimayı açtım çünkü zaten ne önemi var? Bugün marketten plastik torba da aldım, öyle bir "yansın dünya" histerisi yaşıyorum, allahtan çapım bu.

Dün ütü yaparken ÇOOAATIR diye kıvılcımlar çıktı ütüden, ben bir yana, köpekler bir yana kaçıştık. Sinsi bir evlat olduğum için annemler taşınırken ütülerini gasp etmiştim. Gasp ütüsüyle kaldığım yerden devam edeyim, iki avuç taze fasulye aldım, onları pişireyim. Sonra çıkar kabaklara bakarım.

Ay şuna güldüm acı acı, bilmiyorum size de komik gelir mi?


Acı acı gülmelerin doğduğu topraklardan size selam, size selaam getirmişem diyerek satırlarıma son veriyorum, küçüklerin ellerinden, büyüklerin alınlarından öberek gidiyorum.

June 25, 2018

Naapıyosunuz, İyi Misiniz?

Valla gece 1 gibi yatağa gidip kitap okumaya başladım, sabah kalkıp Twitter'a baktığımda bıraktığımdan daha da tuhaftı her şey. Tuhaf derken dev komplo teorilerinden bahsetmiyorum; nerede bir felaket, bir çöküş, bir dev acayiplik görsem aklıma ilk önce insan faktörü geliyor. Normal insan faktörü, birinin hatası, öbürünün yavşaklığı, diğerinin beyinsizliği, bir başkasının fırsatçılığı. Mesela CHP'nin parti içi oy sayım sisteminde Güneydoğu oyları son ana kadar yok denecek kadar azmış diyorlar, bu eksik veriyle "Kazanıyoruz!" diye gazladılar hepimizi. Doğru mudur, bilmiyorum. Olabilir mi? Ay olabilir tabii, neden olmasın.

Buradan dönüp milyonlarca yıl geriye çemkirmek de istemiyorum ama insan ırkı olarak buralara gelebilmiş olmamızı çoğu zaman hayretle karşılıyorum. Ne bileyim, piramitler olsun, jet motoru olsun, kızamık aşısı olsun, arada sırada medeniyete de fırsat olmuş.

Neyse yani çay yapın arkadaşlar, kahve yapın, akşamüstü bir bira için. Camları silelim, elimizde sürünen kitabı bitirelim, sinirleri bozuk arkadaşlarımızın koluna girelim, parklara gidelim. Ahmet Şık meclise girdi, en azından ona sevinebiliriz.


Gelen sarıldı, giden sarıldı, parktı bahçeydi çayır çimendi demedi her yere çöktü anlattı ve dinledi. Bütün seçim kampanyalarının en güzel köpeği ise şu aşağıdakiydi bence:


Ağzını yüzünü yerim!

Batmakta olan memleketten girip köpekten çıktığıma göre gidebilirim, zaten seçim analizi yazacak ne halim ne kapasitem var. Beraber yaşayacağız neticelerini. Hayal kırıklığına uğramış olabilirsiniz, çok haklısınız böyle hissetmekte, üzülmeyin. Birlikte buradayız, gene yan yana dururuz, o arada kendinize iyi bakın demeye getiriyorum. Hem kendinize hem eşinize dostunuza.

Yarın görüşürüz, gideyim şeftali yiyeyim bari, şu anda hayatımdaki en güzel şey şeftali. Ay bu arada apartman toplantısında gazla yönetici olan kadın, toplantı dağıldıktan 10 dakika sonra "Ben yapamayacağım bu işi," diye görevi iade etmiş eski yöneticiye. Memlekette beklenen ikinci tur bana nasip oldu, üstelik toplantı ve seçim kombosu olarak lanet olsun.