January 28, 2011

brando is the original dean



yaz sonu verandada kitap okumak ve bunu yaparken çok cool olmak. bu veranda meselesi ergenliğimden beri özendiğim bi durumdur. izmir yazları bi acayip olur, gündüz kör edecek kadar sıcak, geceleri akvaryumumsu yapış yapış, guruldayan kumrular, cırcır böcekleri. evden çıkmadan haftalar geçirebilen biri olarak seyretmediğim çöp film, okumadığım acayip kitap kalmadı ergenliğim boyunca. tüm bunlar içinde southern gothic'çilerin, ki kimler yok ki içinde, truman capote ve tabi ki harper lee, flannery o'connor, tennessee williams, carson mccullers falan, kalbimde hep ayrı bi yeri oldu. ve hep bi veranda vardı. yaşlı bi zencinin oturup kimsenin anlamadığı laflar ettiği, evin hanımının limonata servisi yaptığı, romanın sonunu göremeyecek kadar havalı bi karakterin dirseklerini dayayıp uzaklara baktığı. bi veranda. iddia ediyorum, veranda amerika'nın güneyindeki en güneyli şeydir.




2 yaz önce otobiyografisini okudum marlon brando'nun, annemin öğrettiği şarkılar. annemden çok uzakta, allahın unuttuğu bi yerdeydim ve başka şansım yoktu aslında ama iyi ki öyleymiş. üstünü kapatmadan, kendini övmeden herşeyi anlatmış, alkolik babası, okuldan kaçması, trenlerde yatması, ilk aktörlük yapmaya başladığı zamanlar, direniş hareketlerine desteği, ada satın alması, kadınlar, kadınlar, marilyn monroe ve kadınlar; oskar ödülünü reddeden bi adam için fazla alçakgönüllü, kendiyle dalga geçer bi havada hem de. 480 sayfa nevi şahsına münhasırlık, basımı da yok artık sanırım, bulursanız bi yerlerde atlayınız üstüne, pişman olmazsınız. marlon brando diyorum.

hormonlarım beni google image search yapmaya itmişti, sonra veranda dikkatimi dağıttı.

No comments:

Post a Comment