February 28, 2011

and the best dobi award goes to..

koko geçen hafta yemekteyiz'i yaladı, böyle belgeledik. şefler haftasıydı, biz de arada yalanarak seyrettik, humus mesela bu ev halkını her daim heyecanlara gark ediyor. gözünü sevdiğimin doğu mutfağı, iyi ki dünyanın bu taraflarında doğmuşum, nohutsuz bulgursuz bi hayat ne acıklı bi hayat olurdu!
koko'nun favori günü ömür akkor'un yemek yaptığı gün oldu, ben de ekşisözlükten baktım, çalışkan bi şefmiş. masası çok güzeldi, rengarenk çini tabakları falan. ben bu herşey takım olsun isteğini anlamakta güçlük çekiyorum, insan bi tabağı beğenir ama ondan neden 24 tane almak ister? ben 24 kişi tanımıyorum bile, evime yemeğe gelseler kapıyı açmam. böyle şeyleri üçer üçer almak gibi bi eğilimim var, ben de bi mana veremiyorum; lakin bardağı sandalyesi takım evler beni hayalkırıklığına uğratıyor. bırakınız eşyalar birbirini bulsun, onların da ruhu var.

gece sonuna kadar dayanamadık oskarların, en iyi film, en iyi aktör falan açıklanmadan yattık, sabah sürpriz oldu gazeteden öğrenince. king's speech süpürmüş herşeyi, çok sevindim. eski usül bi filmin bu kadar ödül alması bana iyi geldi, bu son zamanlardaki eften püften konuların etrafında dijital dünyalar yaratıp takdir bekleyen filmlerden ziyadesiyle sıkılmıştım.
baş aktör rolü için 50 kilo almadan ya da vermeden, gey olmadan, olaylar 2. dünya savaşı'nda geçmeden de oskar almak mümkünmüş. (eh tamam kekemelik de sayılır, filmde ingiltere savaşa girmeye hazırlanıyordu, colin firth bi önceki filminde geydi falan ama. ay yoksa gene mi?) oskarlar ne kadar ölçütü iyi filmin, o da ayrı bi mesele ama yılda bi kere herkesi bi arada görmek, "ay hadi canım, şu dururken buna mı verilir ödül" diye eğlenmek hoşumuza gidiyor. seneye daha eğlenceli sunucular seçmeleri temennisiyle satırlarıma son veriyorum, azıcık güneş var dışarıda, koşarak pastaneye çay içmeye gidiyoruz. siz de çıkın bi hava alın, hayat kısa yemin ederim.

No comments:

Post a Comment