October 12, 2011

bones don't lie

bones'un 6. sezonunu bitirdim nihayet, bu da toplamda 129 bölüm seyrettiğim manasına geliyor, en baştan seyrederim, hiç sıkılmam.
bones'a sarmam david boreanaz'a taa buffy the vampire slayer ve angel zamanından beri hasta olmam sayesinde oldu. o köşeli çene, o yavru köpek bakışları, o ince ruhlu-geniş omuzlu vampir kombinasyonu falan, ankara'ya ilk taşındığım günlerde aklımı kaçırmamamı sağladı. bi süre sonra çok ciddi bi mimar arkadaşımla buffy'deki dandik canavarların kritiğini yapar olduk. buffy, izin verirseniz sizi anında içine çekecek bi diziydi. ucuzdu ve çok eğlenceliydi ve tabi ki kızla oğlan ne zaman kavuşacak falan diye seyrettirdi kendini. angel'ı sadece david boreanaz'a bakmak için seyrettim, bi yerde zaten buffy'nin spin-off'u, uzantısıydı ve deyvit'in omuzları da yıllar içinde daralmamıştı.
bones uzun yıllar hüküm süren bi deyvit boşluğunun arkasından bombe gibi geldi, insanlara tavsiye etmeye de korkuyorum, çünkü her bölüm aşağı yukarı aynı şablona sahip. neden seviyorum o zaman;

1. deyvit bu sefer de renkli komik çoraplar giyen, yer yer melankolik, çoğu zaman süper-kuul ve her zaman fbi'ın en keskin nişancısı ve en başarılı ajanı. ve omuzları hep geniş, çenesi hep köşeli.
2. esas kız dr. brennan antropolog. antropolog! deschanel ailesinden zerre hazzetmesem de bu deschanel'i sevdim yıllar içinde. dizideki karakteri 3500 IQ, sosyal olarak biraz tuhaf ve tabi ki deyvit'le aralarında 129 bölüme yayılan bi çekim, bi "allahım ne zaman öpüşçekler?" durumu var.
3. her bölüm bi ceset bulunuyor, konu katili bulmak üzerine kuruluyor. seri katiller de oldu, cinayet çıkmayan olaylar da, ama hep bi ceset var.
4. dr. brennan karakteri tepeden tırnağa bi bilim adamı, herşeyi bu şekilde açıklıyor, manyaklık derecesinde nesnel. ilk başlarda itici bile geliyor insana soğuk nevale falan diye ama tabi ki dizinin senaristleri onu da sevdirmenin bi yolunu buluyor ilk sezon içinde. benimse en başından beri televizyon tarihinde en sevdiğim karakter, kendi içinde çok naif çünkü, "because bones don't lie" diyor ve hiç de yanılmıyor.
5. her bölümün nerdeyse yarısı laboratuvarda geçiyor, türlü teknolojiyle (bazıları sadece televizyon evreninde varolan teknolojiler) ipuçları bulunuyor, geek'ler nerd'ler harıl harıl çalışıyor, arada komikli şeyler oluyor, nihayetinde kötü adamlar yakalanıyor, kozmosun düzeni yeniden sağlanıyor, adalet yerini buluyor. bazen deyvit kötü adama bi de yumruk çakıyor, içimiz iyice rahatlıyor.

yeni sezon kasımda başlayacakmış, o arada "uvvv ben varım bu uyuzluğa" derseniz hiç üşenmem dvdlere yazar yollarım, 6. sezon finalini birileriyle konuşmam lazım, zor durumdayım.

2 comments:

  1. ehrue

    adama ben de hastayım ama o kadar değil.
    bir de Mr.Big vardı, uğruna Sex and the City ve o at suratlı kadını seyrettim senelerce ve hala seyrediyorum.
    ben bir bakayım bones neymiş, belki kışın iyice sıkıntılı olacak hayatıma renk gelebilir.

    ReplyDelete
  2. bakıp haber ver, bu batağa birini daha sokmam lazım :) dün geceden beri içim içimi yiyiyor "ay allaam acaba öpüşçekler mi yeni sezonda" diye ahahhaha :)

    ReplyDelete