October 13, 2011

the incredible N. ve domatesin önemi

bu ayank fotoğrafı da 5-6 sene öncesinden, birecik barajı'na pikniğe gitmiştik, bi anda herkes suya girdi don gömlek, aşçımızın kelebek yüzdüğünü farkettiğim gün olmuştu. gerçi ona sadece aşçı demek hakaret gibi oluyor, the incredible N., sabahları frenç tost, 5 çayına elmalı pay falan yapan biridir; pek okuma yazması yoktur ama aksansız almanca konuşur, beni düzeltir. tanıdığıma gurur duyduğum üçbeş kişiden biri, hep de öyle kalacak. hepimize bakıp beslemesinin, bazılarımıza master bursları falan ayarlamasının yanı sıra bana yemekle ilgili çok önemli bi şey öğretti yıllar içinde. kıymet bilmek. fotoğrafta güneş gözlüğünün yanında duran domates gibi.
kendimi bildim bileli yemekle ilişkim biraz savruktur, yemek bırakırım, mıymıntıyım. güneydoğu'ya kazılara gitmek beni bu yönden terbiye etti. bunu "ay fakirlikten yemekleri yok, ben de mecburen ayak uydurdum" gibi algılamayınız, bu toprakların yemekle olan ilişkisinden, yemek yapılmasını seyrederken kafama dank eden şeylerden bahsediyorum. biraz da yediğiniz yemeği nasıl hatırlayacağınızın o anda içinde bulunduğunuz ortamla olan bağından.
bu domates the incredible N.'nin çantasından çıktı, elime tutuşturdu ye diye, beni hep çelimsiz ve düşük tansiyonlu bulmuştur. yemedim bi türlü, sağda solda unuttum. ama domates sürekli yanımda belirmeye devam etti. çünkü the incredible N.'nin evreninde her domatesin önemi var, yemeğe sonsuz bi saygı var. ve bunun gerçekten parayla falan ilgisi yok, bu onun varoluşunun bi parçası, içinden geliyor ve yemeklerini de bu şekilde pişirdiği için koca bi bölgenin en meşhur kazı aşçısı. sadece karnınızı doyurmuyorsunuz yerken, ruhunuza da iyi geliyor. çünkü the incredible N.'nin sanatı bu, yemeği önünüze koyup gitmiyor, sizinle masaya oturup nasıl yediğinize bakıyor, ne düşündüğünüzü soruyor. onun kurduğu sofralarda yemeği tabağınıza doldurup girişmiyorsunuz, servis tabakları önce elden ele dolaşıyor, herkes birbirini bekliyor, son servis tabağı masaya geri konduğunda yemek başlıyor.
fotoğraftaki domatesi en sonunda yedim, aynen bu şekilde beni takip eden haşlanmış patatesler de oldu, bi haşlak yumurtayı en sonunda çizim masamda beni beklerken buldum. 1945 doğumlu bi çakmaktaşı uzmanı, ingiliz bi kadın, unuttuğumu görünce gömlek cebine koymuş yumurtamı, beni aramış kahvaltıdan sonra, bulamayınca masama bırakmış. gidip teşekkür ettim, "tabi ki" dedi, "yumurtanı yemen lazım". onun yemeğe bu kadar ciddiyetle yaklaşması da beni hep çok etkilemiştir.
hayatımın en lezzetli yemeklerini hep oralarda yedim. fırat'ın kenarında haşlanmış patatesi tuzlayıp yerken de, arazide önceki günün dolmasını götürürken de, 15 çeşitli "sıradan" akşam yemeklerinde de, kendimi hep çok mutlu hatırlıyorum. bundan 10 sene önce ankara'dan öteye geçmemiş biriydim ve herşeyi bildiğimi düşünüyordum. sırtımda çantamla birecik'in bi köyünde otobüsten indiğim, fırat'ı gördüğüm ve the incredible N.'nin yaptığı ilk öğlen yemeğimi yediğimde anladım ki 22 yaşıma kadar bi boktan haberim olmadan yaşamışım. ve tabi ki aynı sene bi akşamüstü, urfa'nın dar sokaklarında yürüdüğümden beri de urfa hayatımın en önemli yeri oldu. ama bu tek başına başka bi yazının konusu.
yemeğin ruhundan bahsettikten sonra 2 senedir reflü olduğumu yazmak ironik olacak herhalde ama o da tamamen benim kabahatim, sabah 5buçuk kahvaltısını beton gibi kahveler ve sigarayla yapmadaki ısrarım, gaza gelip acı yemelerim, akıl almaz diet kola tüketimim falan, neticesi bu oldu. ne kadar örtünürsen örtüneyim yanmam ve her tarafımın benlerle kaplanması, aptal gibi su içmeyi unutup hastanelik olmalarım, açık ayrandan mikrop kapıp haftalarca tuvaletin önünde yatmalarım, kazı evinin bahçesinde serumlarımı ağacın dalına asmalarım; ruhum yıllar içinde terbiye oldu ama kafama hala bazı şeyler işlemiyor, buna da yapacak bi şey yok maalesef.

2 comments:

  1. Hmmm.

    Domates en kutsal meyvelerden biri.
    Fırat ve Doğu Anadolu yemekleri. Benim şehrimde maalesef fakirlikten tüm yemekler un üzerine. Et de var ama o da hep haşlama.

    Yaşamak için yemek yemek yerine yemek için yaşamak lazım. Şu an benim doyasıya suşi yemek için bu ilçede çalışmam gibi :P

    Ayrıca evlenirsem, düğünü Mardin'de yaparım.

    ReplyDelete
  2. ben de urfa'da yaparım diyordum, olmadı. ama uygun bi zamanda yeteri kadar boynumu bükersem bi davul zurna bi şey ayarlarlar diye düşünüyorum, yerini falan hep kurmuştum kafamda. the incredible N. beni beyaz ata bindirme sözü vermişti ama uyuz gibi ankara'da nikah dairesinde evlenerek bu hakkımı da kaybettim :)
    evet, yemek konusunda romalı gibi takılmak lazım, kaşar aldım, mantar aldım, çok heyecanlıyım.

    ReplyDelete