October 21, 2011

rozetta here i come!

bu yandaki taş, rozetta taşı. 200küsur yıl önce, 1799'da mısır'da fransız bi asker tarafından bulunmuş. bikaç sene sonra ingilizler kapıp o günden beri saklandığı yere, british museum'a getirmişler. adı bulunduğu yerden geliyor taşın, raşid şehri, fransızların fransızlığından rozetta olmuş şehir.

bu taş sayesinde o güne kadar kimsenin okuyamadığı mısır hiyeroglifleri çözüldü. filmlerde falan hani bilimadamları parmaklarıyla takip ederek okurlar ya "fi-ra-vu-nun la-ne-ti" diye, bugün bile hala o kadar hızla okunamasa da firavunların varlığından ve lanetlerinden falan haberdar olmamızın sebebi rozetta taşı.

çünkü rozetta taşı üç-dilli yazılmış, dillerden biri antik yunanca olunca dilbilimciler karşılaştırarak okuyabilmişler, deşifresini yapan adam olarak da jean-françois champollion adını tarihe yazdırmış. bundan 15 sene önce sınıfta otururken hayal ederdim, nasıl bi histir binlerce yıl önce yazılmış bi metni okuyan ve anlayan ilk insan olmak diye. champollion fakir bi ailenin en küçük oğlu, ailesinin onu okula gönderecek parası olmadığı için abisi öğretmiş okuma-yazmayı. 20 yaşına geldiğinde aralarında sanskritçe, ibranice, farsça ve kıpti dili olmak üzere 13 dil konuşabiliyormuş champollion. dil yeteneği para getirmeyince yıllar boyu abisi bakmış champollion'a, ta ki rozetta taşı'nı deşifre edene kadar. champollion tek başına modern egyptology'nin yani mısır uygarlığını inceleyen bilim dalının kurulmasına yol açmış, tabi ki ölene kadar da bi egyptology profesörü olarak collége de france'da görev yapmış.

champollion mısır'a da gitmiş, mısır'daki çalışmalarında eserler çalınmış, mezarlar yıkılmış. araya tanıdık bi figür de giriyor hatta, zamanın mısır valisi kavalalı mehmet ali paşa, lüksor tapınağının önünde duran iki dikilitaşı fransa'ya hediye etmek istemiş, nedense sadece biri gitmiş paris'e taşların. 1830'lardan bahsediyorum. eski eserler kanunu gibi bi lüks ancak 50 sene sonra hayata geçirilmiş, tabi ki altın kalpli kahramanım osman hamdi bey tarafından. herşey topraktan çıktığı yerde sergilenmeli, kültür evrensel de olsa arkeolojik eşyalar içinde bulundukları ortamla birlikte anlamlı hale gelirler. bu taş, bi tapınağın içine yerleştirilmişse eğer mısırlılarca, yerleştirdikleri yerde görebilmemiz gerekirdi. tam olarak nereye koymuşlar, o zaman da herkes görebiliyor muydu yoksa sadece rahipler mi ulaşabiliyordu, etrafında başka eşyalar var mıydı, ışık nasıl vuruyordu üzerine, bunları bilsek ne güzel olurdu. gene de girişi ücretsiz bi müzede sergilendiğine şükretmek lazım tabi, birilerinin av köşkünde falan da duruyor olabilirdi. tarihi eser kaçakçılığı şu hayatta en tiksindiğim işlerden biri, kendi evimden çalınmış gibi sinirleniyorum. eminim osman hamdi de aynen böyle hissediyordu, ehehe aylavyu osman hamdi. aslında bunu en güzel anlatanlardan biri 12 yaş grubundan çıktı gene. arkeoloji projesine getirdiğimiz yavrularımıza bergama'dan kaçırılan zeus sunağı'nın berlin müzesi'ndeki fotoğrafını gösterip sordum, "peki neden bu sunağı geri istiyoruz biz?" diye, biri biraz düşündü, sonra anladı, durumu anlamanın heyecanıyla gözleri fincan tabağı gibi açılarak şunu dedi, "ÇÜNKÜ ŞİMDİ ESAS YERİNDE KOCAMAN Bİ BOŞLUK VAAAAR!". bi sonraki slayt bergama'daki boşluğun fotoğrafıydı, çok mutsuz oldular bakarken, gerçekten kocaman bi boşluk çünkü.

herneyse, acılı bi süreç sonunda ingiltere vizesini bugün aldık, pazar da gidiyoruz. yani önümüzdeki haftasonu rozetta taşı'yla aramızda sadece bi vitrin camı olacak. bunu da bi nevi hac ziyareti olarak düşünün, berlin müzesi'nde çemkirmeyi başardım, şimdi sıra british museum'da. geriye bi de louvre kalıyor. şu anda oturduğum yerden gıcıklık yapıyorum, büyük ihtimalle müzeye girince ağlamaya başlayacağım. ama bi yandan çemkiririm ben, bunu yapabiliyorum. müzelerde gözlerinden kalpler çıkarak ve bi yandan ağlayarak dolaşan biri görürseniz büyük ihtimalle benim o. korkmayın gelin yanıma, tur yaparım size, hem de kuru kuru anlatarak değil, kazıda neler olmuş, agatha christie'nin tüm bunlarla ilgisi ne, böyle dedikodulu falan. 12 yaş grubundan talimliyim, onlar kadar acayip sorular sormayacağınızı düşünüyorum.

adresinizi verin kart atayım, ağlamak dışında bi de bunu çok iyi yapıyorum.


3 comments:

  1. ehehhe
    biliyordum vericeklerini vizeyi!
    have a safe trip diyorum!

    adresimi de mail aticam.

    ben de kartpostal yollayanlardanim cunku. ingiltere'den anneme yolladigim 21 gunde gelmisti. kahrolsun royal post, fas'tan yolladigim da 2 gunde!!

    kendime de yollarim ben oyle, hatirat olsun diye.
    Ey Osman Hamdi yaktin kizi yaktin! Tas pesinde kosuyor bak!
    :)

    ReplyDelete
  2. sana güzel yolculuklar, yağmursuz londra günleri diliyorum :)

    kartpostalımı bekliyoruuum! ben bunları yazarken sen uçuyorsun muhtemelen. berlin'den annemlere attığım kart, gelişimden haftalar sonra gelmişti. olsun, pulu çok güzeldi; brandenburg kapılı filan :)

    bu arada pergamon museum'daki güvenlik görevlisiyle zeus sunağı yüzünden ben de hararetle atışmıştım; hatırlarsan heidi burr'a da çemkirmiştik zamanında :))

    ReplyDelete
  3. İyi gezmeler, iyi çemkirmeler =) Kıskanmadım değil gezdiğin müzeleri, bolca anlat lütfen gelince.

    ReplyDelete