December 29, 2011

kızılay'a indim, röportaj verdim

yapılacak işler listem vardı bugün. 
1. elektrik süpürgesi ucunun yenisini almak. aldığımız gün koltukları yıkadık, "uvv ne temiz oldu" diye elimizi belimize koyduğumuz anda koko'yu bahsettiğim parça ağzında, terasta çılgınca koşarken gördük. 
aldım yenisini bugün. acısız, kolay ve ucuz oldu.
2. kargocuya gitmek. internetten blender almıştım, hem de kırmızı. ama nedense evin köşesindeki şubeye değil kızılay'a gelmiş kargo. onlar getirmeyince ben gittim. bu acısız olmadı. sıraya kaynak yapan bi kıza çemkirdim, paket de ağırmış, yanlarım ağrıdı eve kadar.
3. playstation kablosu almak. bunu da koko yedi. d&r'daki oğlan ayrı satılmadığını söyledi kablonun. kös kös çıktım dükkandan ama bunu bi şalanjjj olarak kabul ediyorum.
4. starbucks kartımda biriken puanları harcamak. kartın şifresini kesinlikle hatırlamadığım için küp gibi kaldım kasada, aldıklarımın parasını ödeyip çıktım. şifreyi hatırlayıp puanları harcamak için 2 günüm var.

her yer haber kanalı kamerası doluydu kızılay'da. çoğuna arkadan geçen suratsız bi hamamböceği gibi dahil oldum. sonunda ntv beni de yakaldı. asgari ücret zammını sordular, yıllardır bu anı bekliyormuş gibi ağzıma geleni söyledim. biraz tükürmüş olabilirim konuşurken.

koko'ya boyun şeyi aldım kurukafalı ama durmadı bi türlü yerinde. 


sonra da üstüme atlayıp koltuğa devirdi. can havliyle bi de şunu çekmişim.




toskana'ya gitsem nina simone dinlerim

1996'da stealing beauty filminde gördüğümden beri toskana'yı hayal ediyorum ara ara. gitmedim, görmedim ama sanki havada bi dinginlik varmış, orda nefes almak insanın hoşuna gidermiş gibi geliyor.


soundtrack'ini de bozana kadar dinlemiştim. ordan bi şey koyayım aşağıya, dinleyelim beraber.


December 28, 2011

khouloud'un elbiseleri

FITE, mikro-kredi dedikleri gelmiş geçmiş en iyi, en insani fikirlerden birini hayata geçirmek için çalışıyor. benim, aldığım dermalogica exfoliant sayesinde haberim oldu hıyar gibi. bunu elif savaş felsen'e dönüşmeden nasıl yazacağımı bilmiyorum. kutudaki kodu web sayfalarına girdim, bi bölge seçmemi istediler, orta doğuyu seçtim. bi de iş kolu seçmem gerekiyordu, dokumacılık ve kıyafet'e tıkladım. aldığım ürüne verdiğim paranın bi kısmını kadın bi girişimciye ulaştıracaklarını ve bana haber vereceklerini söylediler.

bugün bi email geldi. khouloud'la tanıştım. lübnan'lı, 22 yaşında, 2 çocuğu ve kocasıyla geçinmeye çalışıyorlar. kocası inşaatlarda çalışıyor, khouloud da evde terzilik yapıyor. 1100 dolara ihtiyacı var, kumaş ve malzeme alacak, işlerini büyütecek. ilerde kendi dükkanını açmak istiyormuş. benim küçük bağışım ona gitti. bütün varlığımla o dükkanı açabilmesini diliyorum.

ben açıkçası reklamcı elinden çıkma parlak, neşeli ve umut dolu bi fotoğraf bekliyordum. yüzünü göstermeye utanan, kardeşimden bile küçük bi kızla karşılaşınca çok fena oldum. email'de "facebook'ta paylaşın" düğmesi vardı, onu yapmam, beni okuyan siz 5 kişinin birer kalbi var biliyorum, sizle paylaşıyorum.

December 27, 2011

how to take a stand

trofolo'da gördüm biraz önce. hemen paylaşmak istedim. hala akıl, sağduyu ve insaniyet emareleri gösteren bi ülke vatandaşı olmak ne gurur vericidir.
keşke dün haberlerde gördüğüm "aziz başkan için ölürüm" diyen kadın da seyretse bu videoyu. kıçımızda don yokken başkaları için ölmeye kalkmak beni çok sinirlendiriyor.

remake!


şahane bi proje, şurdan girip bakabilirsiniz. artık ikonlaşmış resim, fotoğraf ve heykelleri yeniden yorumluyor katılımcılar. finalistler belli olmuş, siz de oy verebilirsiniz. finale kalamayan çalışmaların içinde de o kadar başarılı olanlar var ki son bi saatimi de onlara gömdüm.

aşağıdaki sadece sister z. için.


everyday we are alive

imaj şurdan.

2011'de ne haltlar karıştırdım diye vijjdan muhasebesi yapmak istiyorum. fakat yazamıyorum. daha doğrusu yazıp yazıp siliyorum. çok üzücü şeyler var, şimdi tekrar hatırlamak istemiyorum. onun dışında normel bi sene oldu.
2012 ile ilgili en mühim temennim bir an önce baharın gelmesi, havaların ısınması, kuşların cıvıldaması. küçük bi liste yapayım tabi gene de, adettendir.

1. ertelediğim işleri yapayım; buna buzdolabını temizlemek de dahil tezimi yazmak da.
2. koko hep sağlıklı olsun, daha çok dışarı çıkaralım onu, beni yerlerde sürüklemesin ama allahım lütfen.
3. gazeteleri sinirden gözlerim dolmadan okuyabileyim, bu hakaret çağı bitsin artık.
4. bize hiç piyango çıkmayacak mı?
5. bu maddeyi de sevdiğim üj-bej kişiye ayırdım, istedikleri olsun onların da, dünyayı kurtarabilsinler, seyahat etsinler, istedikleri yerde çalışabilsinler, kendi ex-librislerini yapsınlar, aşkı bulsunlar, kimseyi öldürmeden istedikleri lambaları alabilsinler.

netice itibariyle bu gezegende mikrobik bi noktayım, kendim ve herkes için huzur istiyorum, daha ne dileyebilirim.

One Day on Earth - Motion Picture Trailer from One Day On Earth on Vimeo.





love is a burning thing

gece gece ne acıklı bi fotoğraf. 


December 26, 2011

samanpazarı

annemin pazartesi pazartesi kendinde bu enerjiyi nasıl bulduğunu hala anlayamıyorum ama kendimi peşine takılmış ulus samanpazarı'na giderken buldum.
sağlı sollu eskiciler, antikacılar, halıcılar ve sepetçiler var, eski ankara evleri, dükkanları. güzel bi camiyi restore ediyorlar bi kenarda. ve inanılmaz bi kedi popülasyonu var, dükkanların önünde kuru mama yiyen araplar, dükkanların içinden dışarıyı seyreden tembel tekirler. makas alarak ilerledik.

yanda annemi antika lambalara bakarken görmektesiniz. bi çift kafası beyaz marullu, ayakları bronz kadın formunda lambayı gösterip "ben bunlar için adam öldürürüm" dedi, ahhahaha, yemin ederim kafasını yavaşça bana çevirip bunu söyledi, sonra lambalara doğru döndü tekrar. ne diyeceğimi bilemedim.

kan şekeri düşmüş olmasın sakın diye düşünüp oltu kebabı yapan güzel bi yer var, oraya sürükledim. siz dur diyene kadar şişler gelmeye devam ediyor, böyle gelenekli görenekli bi yer. bu fotoğraftaki şişlerden 2şer tane yedik, 30 lira ödedik. turşu, salata ve köz biberler siz istemeden zaten masaya geliyor, bi de yufka ekmeği veriyorlar. çok lezzetli, sakin ve mütevazi bi lokantadır, fonda da ostim radyo çalıyor.


sonra halıcıya uğradık, bahtıma kuş motifli bi sumak kilimi düştü, bi de yastık kılıfı. yolunuz düşerse dükkanın adı kuşadası halıcısı, kazıkçı değil, pazarlığa geliyor, iyi bi adamcağız kendisi. çok çeşit var ayrıca dükkanında, biraz para biriktirip bi karabağ kilimi almak için geri gideceğim. dönerken de gözüme ahşap bi kutu, bi tane de saksı sehpası kestirdim. bi dahaki sefere artık.



December 25, 2011

puantiye

akşam yemeği çok yeşildi.
tabakları paşabahçe'den aldım, kırmızısı ve mavisi de var. cam bardak annemin. siyah peçete ikea'dan ve zımpara gibi, sakın almayın. masa örtüsünü de annemden aşırdım.

yılın son haftası iyi geçsin. kuşlara ekmek koymayı unutmayın. sıkı giyinin, portakal yiyin.

asfalt sindirella

eve gelirken yolda bunu gördük. çok romantik değil mi?


December 24, 2011

beybi?

kar başladı nihayet, azar azar yağıyor, ankara'da hava ıslak ve gri. çok perişan uyandım, şimdi enerjim yerine geldi.
gazetelere baktım. kadınlara o.spu, erkeklere komünist diye hakaret eden trt genel müdürü için buraya tıklayabilirsiniz mesela. bi kadına alenen o.spu denmesi vatan gazetesi için magazin haberi kategorisine giriyormuş. kadın şarkı söylüyor ya, çok da ciddiye almayabiliriz herhalde.
bizi yönettiğini sanmaktan aklını kaçırmış, et yiyemediği için aptallaşacağını düşünen bi garip milletvekilinin haykırışı için de şurayı tıklayabilirsiniz. çocuk kandırır gibi "milletvekilinin borcu olursa beyni ölür, önemli şeyler düşünemez" dediği kısmı özellikle beğendim. yani hangimiz zombiler tarafından yönetilmek ister ki?

evet beybi yani, dışarsı soğuk, hayat boktan. şu kahve bitsin, kendime iş yaratmaya karar verdim. aylardır atamadığım dekorasyon dergilerinden beğendim fotoğrafları kesip scrapbook yapmak istiyordum, ona başlayabilirim. ütü yapabilirim. bi tane beyaz çikolatalı-kırmızı yaban mersinli kurabiye tarifi vardı, onu yapabilirim.

barbar conan ofise gitti, annemle babam kahve içip kitap almaya kızılay'a inmişler, koko'nun üzerine battaniye örttüm uyumaya başladı, kardeşim Z. şu anda leeds'e doğru yolda olabilir, mr. and ms. denham'larda krismıs yemeği yemek üzere. ben de bunu dinliyorum.

no matter how far wrong you've gone
you can always turn around
turn around turn around turn around
you may come full circle
and be new here again

tea at tiffany's

ehehe şöyle bi çay içemedik.

December 23, 2011

let's go indeed


şurdan çaldım.

bunnar bunnar oldu

dün cuma gibi gelmişti, bugün bi tuhaf oldu. ilk defa geceden kurup ekmek yaptım makinede, olabiliyormuş, sabah annemlere götürdüm. bi takım kompüter problemlerine baktım. sonra annemle küçük plastik ağacı süsledik, camın önüne koyduk.


annem yastıklarından bıkıp keçeden bişiyler yapmış üzerlerine, onları gösterdi. kendini sakladı.


bi sarı kafadan diğer sarı kafaya koştum, kahve içip kek paylaştık. hava bozdu, ayrıldık, ördeklerin ordan geçip eve geldim. 


me jealous. very much.

ya da şöyle bi çalışma masam yok.
tasarlayıp yapan ustanın ellerine kurban, yarabbi çok beğendim. bi yerde görsem bu masayı, üstüne kapaklanıp yanağımı sürterdim ahşabına.
bu akrobat lambaları da oldum olası çok severim. bi tane siyah almıştım 3-4 sene önce, onu kullanıyorum, masamın kenarına tutturup. ve fekat esas ben çok küçükken babamın vardı bi tane, koyu sarı, sanırım hayatım boyunca onu arayacağım.
bence ben haketmiyorum böyle bi masayı, bauhaus'tan aldığım ve aslında 6 kişilik bi yemek masası olan cilasız kütleyle hayatıma devam etmem gerekiyor.

me wants to work. yes.

bu doktora tezini yazmam lazım er geç, doğru dürüst çalışmıyorum, bu motivasyon eksikliğini şöyle bi çalışma köşem olmamasına bağladım. olsa, 3 tane yazarım bence. evet bunu yaparım.


yaparım bilirsin


kapısına şöyle bi zarf bırakmak istediğim en az 3 kişi var, şimdilik "hı hı evet, sen de çok haklısın" diye idare ediyorum. piyango çıkınca artık bakacağız durumlara. böyle de pasif-agresif biriyimdir.

December 22, 2011

ulyana'nın elbiseleri


ulyana sergeenko ara ara moda bloglarında gördüğüm biri, kim olduğunu bilmiyordum, rus glamour'ının editörüymüş. yukardaki hali geçen seneden, fotoğraf şurdan. stil sahibi rus kadını görmek ilginç oldu, benim gördüklerim nedense hep yanar dönerli iğrenç gömlekler ve dore platform ayakkabılar alıp her zaman nakit ödüyorlar. bunu da yazarak 1.80 boyunda 50 kiloluk kuğu gibi rus kızlarına bok attığıma göre esas mevzuya geçebilirim sanırım. bazıları kuğu gibi değil bu arada ve kasa sırasında ayağınıza basıp dirsek atabiliyorlar.
herneyse.
ulyana sergeenko bu sene kendi kolleksiyonunu çıkarmış, o 50'ler havasını, renkleri, saçları, fotoğrafların bizzat kendilerini çok beğendim. umutsuz aşklar yaşanacak ve kızlar kendilerini trenin altına atacaklarmış havası var. daha çok elbise için şuraya bakabilirsiniz.






kaçmayan kedi yapsınlar

4. albümlerinin kayıtlarını yarılamış bile en favori grubum the veils, heyecandan tırnaklarımı kemirerek bekliyorum. son on senedir para verip albümlerini aldığım 2-3 gruptan biri the veils. hatta pre-order yapıp sıraya falan giriyorum.

tumblr tutuyorlar albüm kayıtları sırasında, bu yandaki kedi dadanmış, tam sevmek isteyinde kaçıp ilgilenmeyince geri geliyormuş. "bi sevdirse envai çeşit kedi maması yağdıracağım" temennisi evrensel demek ki. annemlerin evinin orda 2 kedi var, annem birine suluboya diyor, öbürü düz sarman. bi yanaşabilsem yarabbi, o yanaklardan bi makas alabilsem. ama yoooo, ışık hızıyla kaçıp saklandıkları yerden gıcık gıcık bakıyorlar. anca yarım kulak falan görebiliyorum.

neyse, ne zamandır koymamışım, bi the veils şarkısı koyayım, sonra da gideyim. azıcık güneş vardı, o da yokoldu.

ouvvv!

seyşellere vize kalkmış, hadi gene iyiyiz. yarın hava 31 derece olacak seyşellerde, yağmurlu yalnız, onu da ekleyeyim.


coffee porn

kahve pornosu olmalarının yanında ışık falan da o kadar güzel ki, ışıklı bi kış günü. sığdıramadım fotoğrafı ama küçültmek de istemedim. yaşasın kahve lekeli ahşap!


rusalka

ordan oraya atlarken bunu buldum, denizkızı serisinin devamı şurda


December 21, 2011

güzel koltuk


çok seviyorum tekli koltuklarda böyle canlı renkleri, iri desenleri. en son eskiciden aldığım sandalyeleri kaplattım, seçenekler o kadar az ki koltukçuda. güzel kumaş bi yerlerden bulunup koltukçuya teslim edilebilir herhalde. neyse ki evde hiç yer yok, hayal kurarak idare ediyorum.

kar

yağmayacak mı?


sevdiğimden değil, ne zaman diye merak ediyorum.

December 20, 2011

durduk yerde sinirlendim

bazen durup düşünüyorum, neden mor ve ötesi'ne bu kadar gıcık kapıyorum diye. sevmezsin, dinlemezsin, aklına gelmez falan. ama yok ben gerçekten çok gıcık kapıyorum ve inanamıyorum bu işten para kazandıklarına.
araf şarkısı mesela, çok çalıyor orda burda, lütfen buyrun birlikte sözlerini inceleyelim:

kalbin işine bak, yüzüne bakamaz
ağlar durur sen uyurken
yalnız olamayan böyle mi yapar
dersen anlarım.
(ben anlayamıyorum.)

aşkın içine bak, en güzeline
hem var hem yok mu bile bile
adalet yok ya, canımı yakar
bu sessizlik.
(sanırım aşkın adaletsizliğine dikkat çekiyor burada.)

yerimi bilmem
bilmem ne taraftayım
sesimi duymam
ne zamandır araftayım
(şu noktaya kadar uyku sersemi sayıklayarak gelen şarkı şimdi araf-taraf kafiyesini yutmamızı umudediyor.)

kimler varmış içimde yoklama yaptım
deliler çıktı, cellatlar, bir de şeytanlar.
(gerçekten mi? bu mu yani? barda çok sarhoş numarası yapan kızsın sen.)

yani araf, deli, cellat, bunlar tabi ilginçli popüler şeyler, sanki "şarkı içinde kullanalım abi bunları" deyip bu sözleri yazmışlar. elif şafak'ın rok müzik şubesi gibi mor ve ötesi. şarkının arada kalmış bi aşktan bahsettiğini tahmin ediyorum ıkınarak, elimden bu kadarı geliyor.

emekli bi amcanın bol boş vaktinde özenerek yazıp gazeteye yolladığı bi şiir olabilir en fazla bu. türkiye'nin en çok kazanan rok grubunun şarkısı olamaz. sen şarkı sözü yazamadıktan sonra da ben ne yapabilirim senin için bilemiyorum, car car gitar her yerde var, senin yoklama yapmanı kimler beklesin.

bi numarası olsun istiyorum şarkı sözlerinin, bişeyler anlatsın, şiir olsun, zeki olsun cümleler. olmuyorsa da basit olsun, gidelim burdan falan desin. böyle "o kadar sofistikeyim ki ne dediğimi asla anlamayacaksınız" havaları beni sinirlendiriyor, aptal yerine koyuyor adamı.

bana "yeeaaa ama duruşları var" diye gelmeyin, üzerim.

mor ve ötesi videosu koyacak değilim, ama illa ki bişey dinleyeceksek şunu dinleyelim efendi gibi. hem aşklı hem imkansızlı.



karışık kasetçilik

sevdiklerine karışık kaset yapanlar en asil duyguların insanlarıdır gözümde. itinayla hazırlanması gereken bişey ve birinin sizi düşünmesinin en güzel hallerinden biri ayrıca. şarkı listesi nasıl olsun, hangisinin arkasından ne çalsın, neşeli mi olsun ağlamalı mı, bunları göz önünde tutmak gerek. kapak yapmak da lazım.
bu aşağıdaki, elektronik müziğe burun kıvıran bana, kışın ankara'da dinlemem için yapılmıştı. yolda yürürken ve okulun kırmızı-mavi çizgili servis otobüslerinde cama hohlarken dinleyeyim diye. zaman akıyor, insanlar dağılıyor, geriye müzik kalıyor.



annemlerde bıraktığım eşyaların arasından kapağını buldum, cd'nin kendisi yok ortalıkta ama youtube ne güne duruyor di mi?

born to die

lana del rey yeni video koymuş youtube'a, şimdiden 3 milyona yaklaşmış tıklayanların sayısı. alttaki yorumların çoğu kızın dış görünüşüyle ilgili, kadın olmak insanların üzerinize çullanması için yeterli çoğu zaman. erkek bi şarkıcının kaşından gözünden bu kadar bahsedildiğini daha hiç duymadım. şarkılarını kendi yazması, orijinal bi ses olması güzel değil mi yani? kendine istediğini yapmakta özgür, nasıl görünmek istediğine biz neden karışalım? adele'in kilolarına nasıl takılmıyorsam bu kızın da dudaklarına takılmıyorum, birbirimizin kurdu olmayalım.

indirin beni burdan, hemen ve şimdi!

stumble upon bugün bana meşhur resimleri göstermeyi tercih ediyor nedense. fotoğraftakinin kim olduğunu bilmiyorum ama kedinin o nalet suratını ve arka ayağını çok beğendim.





December 19, 2011

she walks on air, she walks on stone

pek kıymetli bayan butterfly,
o kadar yeteneklisiniz ki videonun en başındaki küçük modern dansı görmezlikten geliyorum. o kadar etkilendim ki kıskanamıyorum bile. orda olsam çok alkışlardım, vuhuu diye bağırırdım.
massive attack çalarken de dans ediyor jenyne butterfly, onu da siz arayıp bulun, tripli direk dansı da mümkünmüş.

but burn burn burn

ilkokuldayken kitaplık koluydum. kütüphanecilik haftası için döviz hazırlamamı istedi öğretmen. babam çizim malzemelerini yaydı masaya, babalık vazifesi gereği bi seri döviz hazırladı, kitapların önemini anlatan. bunca yıl sonra anlıyorum, karı-koca o kadar eğlenmişler ki bu kütüphanecilik haftasında, yıllarca "tanrım, bana çiçek dolu bir bahçe ile kitap dolu bir ev ver!" diye gülüştüler arkamdan. kitaplık kolu ciddi bi müessesedir oysa ki.

çiçeği, kitabı geçtim, tanrım etrafımı sıkıcı olmayan insanlarla çevir lütfen.


December 18, 2011

bones don't lie

cumartesi çılgınlığı olarak annemlerin yeni koltuklarını monte ettik. eski koltukları kaldırınca altından koko'nun bebeklik oyuncakları çıkmış, onları da teslim aldık. 
4 aylıkken kemirdiği kemikle şu aralar üzerinde çalıştığı kemik arasındaki fark acı acı güldürdü bizi. sonra 3 tane de kitaplık monte ettik. 


December 17, 2011

stay up late, fail harder

gülşahgüray'ın güzel blogunda gördüm, kaynağına gittim. grafik tasarım öğrencilerine 2 renkli 4er poster dökülün denmiş, bunlar çıkmış.
bu ikisi benim olsa güzel ahşap çerçeve yaptırır, sonsuza kadar severdim.



December 16, 2011

LOV this!


Vanessa Bruno LØV directed by Stéphanie Di Giusto from Partizan on Vimeo.


türlü hinliğin yuvası partizan prodüksiyon gururla sunmuş. vanessa bruno 2011-2012 sonbahar/kış kolleksiyonu. bi mesaj varsa bile ben anlamadım ama bakmak çok hoşuma gitti. mesaj yoksa daha çok hoşuma gitti.

önce sağa, sonra sola

new york belediyesi'nin haikulu trafik tabelaları. ben de birazdan ankara'nın sabah trafiğinin kollarına atacağım kendimi.




December 15, 2011

200!

ikiyüzüncü blog post'umu koko'ya ithaf ediyorum. mr.murat yapıp yollamış, gözümüzden yaş geldi. koko, basit sarı bi pikeyle nasıl parizyen şıklığı yakalayabileceğinizi gösteriyor.




no rest for bleeding hearts

dry the river'ın ölü kuşlu ve zatürreli videosu. keşke bu kadar atarlı video çekmeselerdi, şarkı zaten çok dramatik. ivana sert'in de diyeceği gibi, basit bi tülüm yeteğdi yane.

did you see the light in my heart?
did you see the sweat on my brow?
did you see the fear in my heart?
did you see me bleeding out?
i loved you in the best way possible.



bu da mı kocakarı çantası anne, bu da mı?

bütün blog dünyası kızları yaptı, bizim kafamız kel mi diyerek, dünyanın en sıkıcı çanta içi şeysini yapıyorum. önce çantanın kendisi. fotoğrafları da düzeltemedim bi türlü.


plastik adidas çanta, okula bunla gidiyorum. üstündeki de elmalı bim market defteri, 3 yıl falan oldu herhalde alalı, ders notu da var içinde yemek tarifi de.


bunlar da içinden çıkanlar:
1. güneş gözlüğü, kılıfın kenarını koko yedi.
2. cüzdan.
3. sigara+çakmak. hiç utanmadan her gün bi paket tüketiyorum.
4. telefon. çok direndim ama artık müziği de bundan dinliyorum. conan hakaret ediyordu yanımda bi de ipod taşıdığım için. anısı var o ipodun, islamabad'dan almıştım ben onu.
5. ajanda+kalemkutusu.
6. ingiltere artığı selpak.
7. otrivine burun spreyi. 15 yıldır buna da bağımlıyım, nefes alamıyorum otrivinsiz.
8. ev anahtarları. nazar boncuklu anahtarlık kayınvalidemin hediyesi.
9. kulaklıklar. çok hastasıyım bunların.
10. ofis anahtarları. gri gorgoyl'lu anahtarlık kardeşimin hediyesi, bi kanadı kırık. aslında baktım da bütün anahtarlıklarım kardeşimin hediyesi, yoksa benim bethlehem'de işim ne. mimarlar odası şeyini de babamdan arakladım.
11. gerizekalı gözlüğü. kardeşim Z., izmir'den başka bi sarı kafalı arkadaşım ve ben ortaköy'de kaldırımdan aldık 5 liraya, cam taktırdım ankara'da astiğmatlı miyoplu. conan çok utanıyor bunlardan.
12. biber gazı. conan'ın hediyesi. onsuz sokağa çıkarken alıyorum yanıma, o varken gerek yokmuş. hiç kullanmadım daha. bu aslında geçen yaz kızın biri gözümüzün önünde eski kocasından dayak yiyince gelişen bi travmanın neticesi.
13. dudak butter'ı, vanilyalı. bu ürün grubuna da temiz bi 20 yıldır bağımlıyım.
14. parlatıcı.

normel hayattaki çantamın içi böyle. hadi bakalım, size de tükürüp kaçmışım gibi düşünün, öylece işaretlemiş olayım, merakla bekliyorum.

çente, daha çok çentee

bi oversized clutch almak istiyorum. çok alengirli olmasına gerek yok, hatta dümdüz olsa, bi de fermuarı olsa daha çok beğeneceğim. bu yandaki gibi mesela. süet olabilir, bordo olabilir.
sapı yok, ne işe yarar bu diye düşünüyor olabilirsiniz ama aslında gayet de rahat çantalar bunlar. resimdekinin yarısı ebatlarında, çok kullandığım bi clutch'ım var, içine pijama altı sığdırdığım oldu.
bi saattir bunlara bakıyorum, biyendiklerimi yapıştırayım aşağıya.

mango indirimi başladı bu arada, suç ortağım sarı kafamla girdik önünden geçerken. bi kazak bi de siyah çanta aldım. tunalı'da dolanırken sislerin arasından annem çıktı, "ne aldınız bakıyım?" dedi. sarı kafanın çiçekli eteğini çok beğendi. benim çantama "hah bi kocakarı çantası daha almışsın, aferin" dedi, sonra geldiği gibi sislerin arasında kayboldu.

annem çok ürkütücü bi feşınista olabiliyor zaman zaman.