March 9, 2012

akyu

kardeşim Z.'nin odasından sesleniyorum. hava 10 derece, martılar sakin, asayiş berkemal.

her zamanki gibi küçük maceralar yaşadım gelirken. gümrükte yanımda getirdiğim ezine beyaz peynirini ve sucukları beyan etmem gerekti, ettim ama atmadan geçmeyi başardım. kardeşimin tam olarak ne mastırı yaptığını düzgün bi cümleyle anlatamadığımı farkettik paşaport polisiyle birlikte. benim desibeli düşen sesim ve onun kalkan kaşları neticesinde bikaç parmak izimi alıp bıraktı beni. bence bütün bunlar ankara paşaport şubesinde çektikleri vesikalık fotoğraf yüzünden oluyor. mutsuz bi manda gibi görünmem yetmiyormuş gibi bi de beyaz peynir kaçakçısı havam var.

bunların yanında, uçakta yanımda oturup "yolculuk nereye" diye soran hacı amca, koltuğuma göz diken deli kadın falan da vardı. gatwick kolay bi havaalanıymış bu arada, trenle çat diye vardım brighton'a. istasyonda meşhur birini gördüm sanırım ama kim olduğunu hala çıkaramadım. meşhur gibiydi.

dün de kütüphanenin önünde güney afrikalı misyoner yakaladı, 45 dakika kurtulamadım god is love, jesus died for our sins diye. oğlanın adem ve havva hikayesindeki yanlışları düzelttikten sonra aramız bozuldu, gitti çok şükür.

böyle yani durumlar şimdilik. yanda da kardeşimin panosundan bi köşe görüyorsunuz, en sevdiğim tarafı zaten bu "uck you" tavrıdır çocuğun.

3 comments:

  1. "... But this kind of freedom
    is a sad affair under the stars."

    (Somewhere buried under books and papers I still have this postcard too. Printed probably in Urfa in the 1960s. Unforgettable.)

    ReplyDelete
  2. of course you have one too, this one was sent from urfa as well! we were probably together at the post office.

    ReplyDelete