October 19, 2012

flamingo huzur veriyor

dün arkadaşım s. ile buluştuk, üstelik tunus caddesi'nde çok güzel bi yere gittik ama fotoğraf çekmek aklıma gelmedi. gaga manjero'nun çok güzel bi bahçesi var, yemekler de lezzetli. pek hoş oturuluyor. s. ile bi miktar kitap değiş-tokuşu yapıp bi hayli de sohbet ederek ayrıldık. ben barbar kocamın tükkanına gittim, ordan da kitap mitap bakarız diye tunalı'ya yürüdük.

mehmet murat somer'i leylak dalı tavsiye etmişti, hop-çiki-yaya polisiyelerini okumaya başladım. buse cinayeti ve peygamber cinayetleri'ni çok beğendim. bu yeni çıkan "pembe tütülü amiral"i görünce atladım üzerine.

boksör böcek'in yazarı ned beauman'ı ntv'de görmüştüm, istanbul'a gelmiş, yeni romanı için çalışacakmış falan diye. "ingiltere'nin en iyi yeni yazarlarından" yazmışlar kitabın arkasına, okuduktan sonra yazarım hislerimi buraya. karakterlerden birinin 1.50 boyunda, dokuz ayak parmaklı, eşcinsel, yahudi bir boksör olması, yani bunların hepsinin aynı anda olması beni gerdi biraz, oscar adayı film gibi. ama okumadan söylenmeyeyim.

flamingo pastanesi, ki en asil duyguların pastanesidir, vitrindeki sacher keklerle bizi kendine çekti. kaldırımda akordiyon çalan adam ve kızıyla beraber sahte bi parizyen hava içinde yedik keklerimizi.

flamingo'nun içini yeniden düzenlediler, aklım çıkmıştı o çirkin flamingolu vitrayları kaldırırlar diye. çirkin mirkin, ben çok seviyorum o vitrayları. kaldırmadıklarını görünce sevindim. sonra barbar kocama flamingo'nun esas gizli hazinesini gösterdim.


zeki bey, marilyn monroe'ya fatiha okuduktan 6 yıl sonra flamingo'da bi kek yemiş. beğenmiş de anlaşılan.  bizim evde afiyette midir diye merak ediyorsanız, çerçeveyi yaptırdım, baş köşeye astık. fotoğraftan pek anlaşılmıyor, çerçeve gümüş rengi ve oldukça kabartmalı. tabi ki.


sahne ışıklarının eksikliğini çekmesin dedik. böyle yani vaziyetler, gideyim de evi toplayayım biraz, zeki bey'e ayıp olmasın.

13 comments:

  1. Flamingo ile ilgili olarak aynı duygulara sahip olmamız ne hoş. Gençliğimde az kestaneli pasta götürmedim Bulvar üstündeki şubesinde, son yıllarda Tunalı'ya takılıyorum, Selanik'tekini pek sevmiyorum, zaten o ortağa ait sanırım. Biz 2 yıl önce kızkardeşimle bir sohbet yaptık Flamingo'nun sahibi ile (kızkardeşe akademik bir Ankara çalıması için gerekliydi) Tam bir Ankara Beyefendisi (hep istanbul beyefendisi olacak değil ya) Çok ilginç şeyler anlattı pastane ve kendi ile ilgili, bir gün görüşürsek sana naklederim. O çirkin bakır flamingolar pastanenin ta ilk yıllarında bir ustaya özel yaptırılmış. Benim de ödüm kopmuştu kaldırırlar diye, neyse ki duruyor.
    Pembe Tütülü Amiral çok iyi, diğerlerinden farklı ve çarpıcı, iyi okumalar diliyorum...

    ReplyDelete
    Replies
    1. ah çok merak ettim ben pastanenin hikayesini, bi gün dinlerim sizden.
      mehmet murat somer'i de arkadaşımmış gibi sevdim, çok sevaba girdiniz tavsiye ederek :)

      Delete
  2. kekte kaldım ben... gerisi zeki müren ev toplama falan... ama kek... :P

    ReplyDelete
    Replies
    1. kek ve çayın anavatanındasın yahu, başkalarından çalmış olsalar da :) gel ben sana yediririm sacher kek. türk kahvesi içersen fal da bakarım, bu aralar öyle bi hal var üzerimde.

      Delete
  3. Zeki Müren ne güzel olmuş, karşısına oturup benim için bir kahve içer misin onunla? Yanına kek de yiyebilirsin istersen.

    ReplyDelete
    Replies
    1. tabi içerim! kek de yerim bence ben, hem de barbarlar gibi değil de çatallı bıçaklı, efendi gibi :)

      Delete
  4. Zeki MÜREN'in gönlünde Marilyn MONROE'ya karşı çok özel bir bağ varmış. Monroe'nun ölümünün ardından ilk fırsatta kabrini ziyarete gitmiş. Ortak paye YALNIZLIK.

    ReplyDelete
  5. bunu seyretmelisin! http://www.youtube.com/watch?v=iQw-seL1L_o
    bunu da oku :) http://evanasi.blogspot.com/2013/05/bldrcn-yagmuru.html
    çok çok güzel bir fotoğraf bu! kıymetini bil :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Beni de böyle arasınlar istiyorum, kitabımı usulca kucağıma bırakıp uğurlu taşımdan ve sevdiğim atasözlerinden bahsetmek istiyorum. Bıldırcın Yağmuru'nun da peşine düşeceğim, bakiim belki annemde vardır.
      Güzel di mi fotoğraf, iyi ki almışız, hala ağlıyor olurdum "neden almadık, salak mıyız biz?!" diye :)

      Delete
  6. fotoğraf eşsiz :) şu satırları oku kıymetini anlayacaksın
    Marilyn Monroe'nun ölümü Zeki Müren'i perişan etti. O gece programını her zamanki içtenliği ve duygusallığıyla değil, dinleyicilerine bir şey belli etmemeye çalışarak zar zor tamamladı. Herkesin evine gitmeye hazırlandığı sırada saz arkadaşı Hilmi Rit'e haber yolladı.
    ‘‘Hilmi'ciğim bir yere sözün var mı?’’, ‘‘Yok’’, ‘‘Annene telefon et de geç geleceğini bildir.’’, ‘‘Hayrola?’’, ‘‘Cumhuriyet'in pavyonuna gidelim. ‘‘Olur.’’
    ‘‘Pavyona girdik, hemen bir şişe viskisi masaya geldi. Hiçbir şey konuşmuyor. Bir-iki duble viski içti ve ağlamaya başladı. Gün ışıdığında şişe bitmişti ama, Zeki hâlâ ağlıyordu.
    İlk uçakla Amerika'ya gitti, dönünce anlattı. Ayağının tozuyla, sanki akrabasıymış gibi sarışın bombanın kabrine gitmiş ve mezarının üstüne kucak dolusu çiçek
    bırakmış.’’

    ReplyDelete
    Replies
    1. Vay anasını! Bunu fotoğrafını bulmuşuz!
      Kimbilir neden bu kadar yakın hissediyordu kendine, ne havalı bir hikaye bir yandan da. Gerçi Marilyn 1962'de ölmüş, bizim fotoğrafın kenarında 1963 yazıyor. Demek ki bir seferlik değilmiş bu ziyaretler.

      Delete
    2. olabilir bildiğim kadarıyla Amerikada by pass falan ameliyatı geçirdi. Belki de o ziyaretlerinde uğruyordu. Ben hiç şaşırmadım kendine yakın hissetmesine içten içe benzetirdim onları yalnızlıklarını şöhretlerini ruhlarını. tanışsalardı eminim çok iyi dost olurlardı :) Belki de buluşmuş tanışmışlardır bizimki nihavend söylerken marilyn de başını yana devirmiş dinliyordur :)

      Delete
    3. Eh yani bir "İnleyen Nağmeler"e gözlerini kısıp uzaklara dalmayacak Marilyn zaten bizden değildir :)

      Delete