June 27, 2013

Boykot, Alışveriş ve Patates Üzerine

Geçen bir akşamüstü ilk patates hasadını yaptım. Hatta yedik bile. Dışını iyice fırçalayıp, olmadı biraz soyup tereyağında çevirdim. Maydanoz ve çok az pul biber ekledim son anda, anne tavsiyesiydi bu, Urla'da komşusundan öğrenmiş, sokakta oynamaktan gelen çocuklara atıştırmalık yaparlarmış.

Büyükçe bir saksıya iki patates gömmüştüm, böyle bir kaç avuç küçük patates topladım. Beni çok heyecanlandırıyor böyle şeyler. Koko'yu her şey heyecanlandırıyor fotoğrafta görüldüğü üzere.

Fidelerin üzerinde de 3 adet küçük yeşil domates gördüm. Biberlerde henüz bir hareket yok. Ellerimi arkama bağlayıp teftişe çıkıyorum, belki o yüzden gerilmişlerdir, bilemiyorum.

Bu girişimlerim tabi evin ihtiyaçlarını karşılayacak kapasitede değil. O ihtiyaçlar için bakkala, pazara, mahallenin peynircilerine, zeytincilerine gidiyorum. Aslında genel olarak bütün harcamalarımızı kıstık, almazsak öleceğimiz şeyler dışında alışveriş yapmıyoruz. Bunu sadece protestolara destek olsun diye değil meyve-sebze üretimi ve pazarlanmasıyla ilgili bazı durumlara gıcığım olduğu için de yaptık. Bir süredir zaten boykottaymışız anlayacağınız.

İstiyorum ki domatesin tadı plastik gibi olmasın ve aracılara para vermektense yetiştirenden satın alabileyim. Genetiğiyle oynanmış, önümüzdeki sene ürün vermeyecek kısır tohumlardan değil, bu toprakların binlerce yıllık tohumlarından yetişmiş olsun. Tarımla uğraşanlara duyduğum saygı çok büyük, neyi nerden satın aldığıma dikkat ederek bunu gösterebilmeyi umuyorum. Ayrıca pazara gitmek daha eğlenceli, "Al abla al, bundan da tat bak, 6,5 lira ama 5 versen yeter"ler falan hoşuma gidiyor, sağdan soldan teklif edilen yemek tarifleri de cabası. Roka diye kuzukulağı alan biri olarak suistimale çok açığım, acıyıp yardım ediyor herkes allahtan.

Ankara-Çankaya-Ayrancı civarında oturanlar için iki yer tavsiye edeceğim. Güvenlik Caddesi üzerindeki Zeytuni'de çok güzel keçi peyniri, köy ekmeği, yumurta ve Foça yoğurdu var. Sahibi orta yaşlı biri, kaşıkla ağzıma yoğurt soktu, taşıyamam diye zeytinyağını bölüp küçük şişelere aktardı. Sokakta oynayan çocuklara su falan veriyor, camlı dolaplarının üstüne yoğurt döktüm, görmezlikten geldi, iyi bir insan bence.

Zeytuni'den biraz aşağıda, Meclis'e doğru giderken Akhisar Zeytincilik var. Zeytin, isli peynir ve kendi yaptıkları muhammaradan alıyorum, hepsi çok lezzetli. 20 çeşit zeytin satıyorlar, kötüsüne denk gelmedim henüz. Burayı da uzun saçlı, havalı bir kadın idare ediyor, sohbet ediyor, her şeyden tattırıyor. Reçellerin biraz pahalı olduğunu yazmadan geçemeyeceğim ama onu da evde yapmak mümkün zaten.

Benim ehliyetim ve arabam yok, biraz da ortalıkta çığlık atarak koşan çocuklardan irkiliyorum, bu sebeplerle AVM'lerle ilişiğimi keseli de bayağı oluyor. Giyim-kuşam konusuna gelince, ne zamandır okuyoruz bu Asya ülkelerinde günlüğü 30 kuruşa sigortasız-sendikasız çalıştırılıp perişan edilen insanların hikayelerini, nerde dikildiğine emin olmadıkça bu tip alışverişi de kestim. Evdekiler zaten uzun süre idare eder beni, bu zamana kadar bile bile gidip aldığım kotlar motlar da benim günahım, bundan böyle en azından içim rahat olur.

Çay kahve, bira falan içmeye çıktığımızda sahibinin, işletmecisinin "insan" olduğundan emin olduğumuz yerlere gidiyoruz. Aklınıza hemen Mado gelmiş olabilir, protestolar sırasında nasıl davranmış olursa olsun Mado'ya zaten aylardır gitmiyorduk, dondurmamızdan dev bir kıl çıktığından ve adisyondan kıllı dondurmayı silmediklerinden beri. Bu konuda sosyal medya fırtınalarından ziyade, kişisel tecrübelerimden yola çıkıyorum. Daha önce de sürekli garsonları azarlayan bir adamın işlettiği bir barı sildik defterden, küçük porsiyona astronomik hesap getiren yerlere de gitmiyoruz. Kapısında mafyöz adamların dikildiği yerlere insanın giresi gelmiyor, Tunalı-Bestekar civarındaki bu tip yerler zaten ben istesem de istemesem de boykot listesine girmiş, korkunç hikayeler okudum ve videolar seyrettim.

Oldum olası mahalle ruhuna ve birlikteliğine çok özenirim, komşuya selam vermeye, bakkala anahtar bırakabilmeye falan. Biraz vicdan ve merhametle küçük ölçekte ve uzun vadede de olsa iyi şeyler olacağını düşünüyorum. En azından karşı apartmandaki genç çift el salladı bana geçen gece, ben de reveransla karşılık verdim, insanlık için küçük, bizim mahalle için devasa bir adımdı.

Yazdıklarımı okuyunca kendi kendime hippi geldim, çiçek çocuk geldim ama olsun yollayacağım bunu. Bir arada kuzukulağı çorbası tarifi yazacağım, güzel oluyormuş.



19 comments:

  1. O mini patateslere bayıldım, biberiye ile de ne güzel olur! Mahalle bakkallarını ben de seviyorum, biraz daha pahalı oluyorlar ama bir selamlaşma, bir tanışlık arıyor insan yaşadığı sokakta.. Bizim çocukluğumuzdaki gibi.. Burda yok öyle mahalle bakkalı falan, bir fırın var, o da sabah 11de kapanıyor, haftasonu bile! Elim mahkum hep AVM.. Plastik plastik :/
    Ankara'da ananem de o civarda oturuyor, seviyorum o sokakları, bakkalı, yerel pastanesi, köşede simitçisi, çiçekçisi falan :) Özledim bak..

    ReplyDelete
    Replies
    1. Biberiye de vardı aslında, kışın bir ara kurudu yanındaki kekiği de beraberinde götürerek :)
      Eh valla işte hala çiçekçi, peynirci, düğmeci falan var, fena değil vaziyetler. Anne-kız gelin bir gün, pastanede buluşup supangle yeriz, ananeyi de alırız, 3 kuşak kıza ben ısmarlıyorum, bak söz verdim :)

      Delete
  2. Geçen mahallemde ki bir bakkal amca işlerin açıldığını söyledi , Cumartesi annemle alt geçit olarak kullanmak üzere İstanbul'un en yoğun alış- veriş merkezinden geçtik bomboştu, Mado'nun önünden artislik bir şekilde yürüyüp yan büfede çay içenlerin sayısı da arttı. Bence de güzel şeyler olacak.Az sabır ve sakinlik yeter

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay sana bir fotoğraf yollayacağım, hatıra olarak çektirdim, şimdi aklıma geldi :)
      Bir yerde okudum, "Bakkala, manava, pazardaki insanlara söyleyin neden onlardan alışveriş yaptığınızı" diye, iyi fikir aslında. Çok sevinirim küçük esnafın işlerinin açılmasına, yavaş yavaş yeniden iyi insanlar olacağız umarım.

      Delete
    2. Yolla yolla bekliyorum :)

      Delete
  3. Ne güzel seyler! Bir huzur verseler de mutlu mesut yasayip gitsek böylece, ekonomiler büyümeyeviverse, ya da büyümenin ölcüsü tüketime endeksli olmasa.

    Boykot cagrilarini okuyunca, kabul ettim ancak, birsey de yapamadim. Cünkü evimde televizyon yok, AVMlere gitmiyorum, ihtiyacim olmayani almiyorum, az esya ve huzur seklinde yasayip gidiyorum. Ah evet, bir de su banka mevzuu var ama alternatif finans gruplarinin da ortaklik yapilari cok ic acici degil maalesef, belki ona da bir care bulmak lazim..

    Bir de bu hayat tarzinin huzurunu herkese erisilebilir kilmak lazim...

    Büyük devrimlerin hayalini kurup hicbirsey yapamamaktansa, gündelik hayatlarimizin ideallerimizle paralel olmasini cok önemsiyorum.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Huzur versinler hakikaten, bir de Kuğulu Park'ın kuğularını, ördeklerini geri versinler. Boş havuz sinirlerimi bozuyor benim :)

      Ay bir bankanın diğerinde ne kadar farkı olabilir hakikaten, haklısın. Kredi kartlarından tamamen kurtulmaya çalışmak da çok gerçekçi değil gibi geliyor bana ama küçülebildiğim kadar küçüleceğim.

      Sen "herkese erişilebilir kılmak" deyince aklıma geldi, bu boykot tabi bazı grupları günlük alışkanlıklarını yeniden düzenlemeye çağırıyor. Asgari ücretle mesela, geçinmeye çalışan bir aileye hiçbir şey ifade etmiyor. Çocuk işçileri, mevsimlik işçileri, nükleer santral planlarını falan düşünüp kendimi bir kum tanesi kadar hissettim.

      Son cümlene ise sonuna kadar katılıyorum.

      Delete
    2. "Foça yoğurdu" nerelerde satiliyormus Istanbul'da bileniniz var mi? :-) Canim cekti...

      Bu arada bu sene basinda kredi kartimi da iptal ettirdim. Bu ay ödemekle bir ay sonra ödemek arasinda cok birsey farketmiyormus, onu farkettim.

      Delete
    3. Bakındım internette ama bulamadım İstanbul'da satış noktası. Ama Ankara'da hep yöresel-doğal gıda satan küçük dükkanlarda varmış, onu anladım.

      Son derece dağınık ve sorumsuz bir kredi kartı müşterisiyim, arkamdan sevinirler mi üzülürler mi bilemiyorum :)

      Delete
  4. Foça yoğurdu mükemmel değil mi ama?? başka yiyemiyoruz artık ailecek...

    Fermina ruhu o, hep öyle onun yazıları... biz seviyoruz, sen karışma! :))

    ReplyDelete
    Replies
    1. Foça yoğurdunu unutmuşum buraya geldim geleli, duygulandım görünce, hatta "Fiçi yiğirdi çik mikimmil" noktasıan geldiğimi itiraf ediyorum :)

      Ayh Fermina sizin olsun, çok konuşuyor carcar :)

      Delete
  5. Anaaa, koca bir paragraf yorum yazdım, ne yaptıysam hepsi uçtu gitti. Vallah tekrar yazamayacağım. Sözün özü, önümüzdeki hafta ortasından itibaren zaman açısından rahatlıyorum, Akman'da boza ve sosisli sandviç olayına ne dersin? Sana gelirken ev yapımı zeytin de getiririm hem, bizzat Antalya'daki bahcemizden toplanmış :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Koca paragraf deyince fotoğraftaki patatesler gerçekten patates mi diye kontrol ettim hemen :)

      Tamam, süper olur önümüzdeki hafta içi, zeytinleri de yan cebime alırım ben :)

      Delete
  6. Ben de büyüyünce böyle yapacağım. Ama şimdi, nerede ne bulursam onu yemek durumunda kalıyorum. Kampüste tek seçeneğimiz ŞOK. :( Pazar falan da bilmiyoruz ki gidelim. Hem gitsek aldığımız meyveleri nereye koyacağız, dolabımız küçücük... Gerçi seneye Burcu ile aynı odaya çıkarsak pazar konusunda onu ayartabilirim belki :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Sizin kampüs şehre uzak, ben de bilmiyorum yakın pazar var mıdır. Sen kendi evine çıkana kadar muaf sayılabilirsin bence bundan, zaten paranı kitaba ve tuhaf çantalara harcıyorsun, o yüzden problem yok :)

      Delete
  7. Ben de tam giriş kapısının önündeki ağacı kesen 3E'ye gitmiyorum, Kızılay'daki. Neden ağacı kestiniz diye sorduğumda "kurudu" dedi. Ben de inanmaz gözlerle baktığımda, hiç gülmeyen adam sırıttı. :s

    AVMlere de en son zorla götürüldüğümde bir daha gitmeme kararı almıştım zaten de, Doğu Anadolu'da yaşadığım sürece ben de bykot etmişim bak!

    ReplyDelete
    Replies
    1. Bahçeli'de otururken karşı köşedeki pastanenin önündeki ağacı kesmeye başladılar, can havliyle her yeri aradım. En sonunda pastanenin arsa sınırları içinde diye bir şey yapamayacaklarını söylediler. Kendi arsalarında da değildi, işgal ettikleri kaldırımdaydı aslında ama gitti koca ağaç.

      Ya valla, zaten standart gündelik hayat, AVM'siz de pekala oluyor, hiç ihtiyacımız yokmuş oralara.

      Geçenlerde yazdın ya, Çağatay Bey olsaydı ne derdi bütün bunlara diye, bir yandan da hep onu düşünüyorum.

      Delete
  8. Of yaa yazıya nerden başlayacağımı bilemedim. Sanırım yine mektup tadında bir yorumum olacak. İlk önce sen bağımlılık yapıyorsun insanda, yazıların ve sen. Allahım blogda yeni yazı görmeyince komaya giriyorum, yeni yazı görünce de sevinçten komaya giriyorum:) Patateslere bittim. Bizim tarla hala kendine gelemedi. Domatlar kafasını kaldırdı şükür de soğanlar hala yeşil yaprak vermedi, biberler ve salatalıkların durumu da pek acı :( Sanırım izmir'deki evde ekme biçme konusunda yardım almak gerekecek. Ya da sen gelirken bana patateslerinden çiçeklerinden kopartıp getirir dikersin diye ümit ediyorum. Şu foça yoğurdunu ben tatmadım hiç ama çooook merak ettim. O kadar mı güzel yahu? Gelince yiyelim bari. Bu küçük esnafın işlerinin açılmasına çok sevindim. Umarım daha da açılır ve herşey yeniden şekillenir. Ben de senin gibi mahalle yaşantısına açım. Bilmiyorum o ruh içimde kocaman bir yer kaplıyor. Alışveriş merkezleri zaten çok çiğ gelirdi bana hep donuk gelirdi. Bakkaldan su içtiğim, sakız aşırdığım zamanlarda kaldı benim aklım. Bakkal olsun istiyorum her yerde. Yaptığın bu boykota çok sevindim. Ben de Türkiye'de böyle küçük eksenli bir yaşantı sürmek istiyorum. Kendi sebzelerimi yetiştirmek, yetiştiremesem bile kazıklama psikolojisinde olmayan hakiki, insan üreticilerden almak istiyorum. Ankaranın en sevdiğim yerlerindendir ayrancı, güvenlik, kuzgun sokak. Çok uzun seneler kuzgunda oturduk, sonra menevişte, güvenlikte akrabalarım vardı. Oraları hiç bir yere değişmem. Güvenlikten adını unuttuğum pastanenin hemen dibindeki sokaktan kuğuluya yürümeyi özledim. Ankara deyince hep aklıma ilk oralar gelir. Kuğulu da kuğular yok demek ya bilmiyordum gelsin kuğular yerlerine artık, onlarsız olmaz. Hani demişsin ya mahallede oturanlarla selamlaştım diye. Selamlaşmak gülümseyebilmek ne kadar da mühim bir şeydir yahu. Artık insanlar birbirlerine selam vermekten korkar hale gelmişlerdi. Şimdi daha bir birlik, dostluk, komşuluk havası olması beni memnun ediyor orada olmasam da. Komşuculuk oynardık çocukken, o durum sadece çocukluk hayallerimde kalmasın istiyorum. Benim çocuğumda bir gerçeklikten yola çıkarak böyle güzel bir oyunun içinde olsun istiyorum. Komşumun kapısını çalıp limon isteyebilmek istiyorum. Düşündüm ya hani diyorum Cezayiri seviyorum diye tüm kötü taraflarının yanında, işte bu sebepten, Cezayir hala bu değerlerini kaybetmeyen bir yer. İnsanlar komşu komşu huuuu modundalar. Değişime ihtiyacı olan çok alanı var ama umarım bu ruhlarını hep korurlar biz de geri kazanabiliriz. Ne varsa eskilerde var anacım:)Hayat öyle güzel! Çorba tarifini de bekliyorum. Burada bulamam o ottan ama belki de bulurum kim bilir:)Selamlar

    ReplyDelete
    Replies
    1. Yaaa ben söylenip duruyorum işte, esas sen nerdesin? Attınız eve kedoşu, ses seda kesildi :)

      Patates kolaymış Tuğba ya, böyle kenarda kalmış, yeşillenmiş falan patatesi gömüver toprağa. Tek istediği etrafındaki toprağın çok sıkışık olmaması, toprak sıkışık olunca büyümüyor yavru patatesler. Domatesleri de hafifçe bağlamak zorunda kaldım terasın demirlerine, destek olsun biraz diye. Bendeki biberler öyle cüce kaldı, 3-5 yaprak. Salatalık da kurudu, zaten domateslerin yanında bonus vermişlerdi bir minik kök olarak. Siz İzmir'deki eve bir yerleşin, ben gelirim ekim-dikim faaliyetlerine, biraz da anne yardımıyla olur bence bu iş :)

      Foça Yoğurdu, eski usül yoğurt :) Çabuk sulanıyor falan, pek katkı maddesi yok sanırım içinde. Burda hiç sormadım işler iyi mi diye esnafa ama yüzleri gülüyor hep. Bizim yaş grubu mahalle ruhuna aşina tabi, ben büyürken İzmir-Karşıyaka bayağı sayfiye gibiydi, herkes herkesi tanır, insanlar bisikletle pazara falan giderdi. Onu özlüyor demek ki insan bir yaştan sonra.

      Sana yazdığım mektubun arasına halk direnişi girdi :) Dün gece devam ettim, çorba tarifini de ekledim, yola çıkar hafta başı :) Çok öpüyorum!

      Delete