July 10, 2013

yeryüzü iftarı


Stormtrooper olsam, şu en sağdaki olurdum. İşaret parmağımı rendeledim dün, fırsat yakalamışken dram yaratmaya çalıştım, kimse kaale almadı. Ne zaman yemek yiyeceklerini sordular. Kardeşim manzara karşısında biraz öğürmüş olabilir. Biraz ama.

Ben kendime mutfak aletleriyle saldırırken annemle babam neşe içinde Midilli'ye gitti. "Nereye gidiyorsunuz be?" sorularını duymamazlıktan geldiler, bayağı kedileri köpekleri komşularına emanet ederek falan tüydüler. Ezelden beri yaşadığım "oha-kesin-geri-dönmeyecekler!" fobisini bastırıp buzdolabı mıknatısı ve çok pahalı değilse turistik bez çanta siparişi verdim. Sonra telefonları çekmez oldu. Ege'de yaşamanın dayanılmaz hafifliği.

Son senelerde Ramazan hep kazı zamanına denk geldi, aklıma inatla oruç tutan ve zaman zaman bayılan işçilerimiz geliyor hep. Üç kuruş yövmiye için bütün gün sıcakta taş taşımak ama oruçtan da vazgeçmemek. Çok saygı duyuyorum, bayılan olunca gölgeye taşınır, isteğe tabi olarak su verilir ya da verilmez. Güneydoğu'da hayat, bu taraflardaki hayattan daha acımasız bazı zamanlar.

Bu yandaki gibi hazırlanmış tepsiler Urfa'da pek popülerdi, ben en son oralardayken. Evde istediğiniz gibi hazırlayıp ekmek fırınına götürürsünüz, bir kağıda tepsinizi tanımlayan birkaç kelime yazıp elinize tutuştururlar, şu kadar saat sonra gel diye yollarlar. O kadar saat sonra gidip pişmiş tepsinizi teslim alırsınız, yanında lavaş mavaş da alırsınız. Ekmeğin parasını alırlar, pişirme parası falan istemezler. Vermeye kalksanız anlamazlar zaten neden öyle bir şey yaptığınızı, hakaret kabul ederler, bozulurlar.

Her kazının kendi adetleri, kuralları oluşuyor zaman içinde. Bütün kazılarda geçerli olan ender kurallardan biri, 3 öğün yemeğin hep birlikte yenmesidir mesela. Öyle tabağınızı alıp bi kenara kaçamazsınız, o sofraya illa ki herkes oturur, aç olsa da olmasa da. Yanındakiyle küs de olsan, karşındakinden nefret de ediyor olsan, o tabaklar elden ele dolaştırılır, yanındakilerin de bardağına su koyarsın.

Yemek yemek biraraya getirir.

Ekiple yemeğe oturmadığım ender bir kaç günde çok hastaydım hep. Ama onun da çözümü bulundu tabi. Yemek masasının dibindeki iki ağaca gerili hamağa taşıdılar beni ve koluma bağlı serumu. Ben hamağa yattım, serumu ağacın dalına taktılar, yattığım yerden hem antibiyotiğimi aldım hem sohbete dahil olabildim. Aslında önemli olan yemek de değil sanırım, önemli olan masa!

Genşşler bu akşam Güvenpark'ta sofra kuracakmış, dün akşam İstanbul'da yaptıkları gibi, "sponsorlu, pahalı otel iftarlarına karşı halkın sofrası". Oruç tutmuyorum ama yemek yapabiliyorum, sofrada oturmayı da çok seviyorum. Bütün bu direniş günleri benim için inanılmaz bir öğrenme süreci oldu. Kendimi eşitlikçi, özgür düşünceli zannediyordum, halbuki hala atabileceğim adımlar varmış, bazı konularda kalıplarım darmış.

Bu yüzden pötikareli masa örtümü alıp gidiyorum. 20:30'da Güvenpark'ta. İstanbul'da ilişmediler, umarım burdaki de tomasız geçer. Özellikle Toma 2'yi bir kere daha görürsem çantamla küt küt vurmaktan korkuyorum. Evine git Toma 2, yuvana dön, seni görmeden sigara alamaz oldum. Sen git, kuğular geri gelsin.

4 comments:

  1. Ahh ne güzeldir o kazı zamanlarının anıları. Çok yakın bir arkadaşım da arkeolog. O da hep yazları kazıya giderdi. Ben çok yalvardım beni de götürün diye okulda ama o zaman pek kaale alınmamıştım. Şimdi gene gel dese biri koşa koşa giderim. O bana çok anlatırdı ve ben zorla anlattırırdım. Bazı fotoğrafları bende durur zaman zaman bakarım. Hep filmlerdeki gibi midir diye merak etmiştim. Hele bir şey bulsaydım gömülü alanda sanırım sevinçten deliye dönerdim. Onlara dokunabilmek bile bir tapınım olurdu benim için:) Güneydoğunun adetleri bir başka, insanları bir başka güzel. Ben de çok istiyorum gidip görmeyi. Bu anlattığın fırın hikayesine benzerlerini çok duydum ve her defasında da içim çekildi hüzünlendim. İnsanoğlu aslında ne kadar temiz saf, keşke bu kocaman şehirlerde kirlenmesek, kendimizi, içselliğimizi kaybetmesek. İstanbuldaki uzun iftar sofrasını okuduk haberlerden Ankara'dakini de merak ediyoruz. Hadi bakalım gidin bizim için de katılın muhabbete. Fotoğraflar çek bol bol biz de gelmiş kadar olalım. Ne de olsa gönlümüz sizinle..Tomasız ve sakin, güzelliklerle geçmesi dileğiyle..Sevgiler

    ReplyDelete
    Replies
    1. Bir yandan ekmek yoğuruyorum bir yandan da facebook'tan öğrenmeye çalışıyorum hala iftar yapılacak mı diye, Ali İsmail için toplanılacakmış 21:00'de. Ne biçim günler yaşıyoruz anlamıyorum. 19 yaşında çocuğu döverek komaya sokmak ne demek?

      Valla yegane çabam bu beton şehir içinde 2 yaprak yeşil yetiştirmek, ruhum daha fazla kirlenmeden hayatımı sürdürmek. Zaten yıllardır şikayet ediyordum her fırsatta, ne kadar merhametsiz olduk milletçe diye, artık iyice çığrından çıktı. Sonumuz hayırlı olsun, diyecek başka da bir şey gelmiyor aklıma.

      Çok öpüyorum, sevgiler yolluyorum tomasız tarafından!

      Delete