September 26, 2013

Ufak Tefek Şeyler

Bir yerden yazmaya başlamam gerekiyor sanırım, yoksa burası böyle kalacak. Eğrilen boynum, sızlayan dizlerim gibi masada oturmaktan kaynaklı arızaları geçiyorum. Mühim olan önümüzdeki güzel günler.

Teras da bitkiler de iyice bakımsız kaldı bu yaz, bir baktım yapraklar kızarmaya başladı. Patates saksısında fesleğen çıktı, en heyecanlı şey bu oldu. Ayırıp başka saksıya diktim, hala yaşıyor, mutfaktan her geçtiğimde makas alıyorum.

Geceleri yatmadan 3-5 sayfa da olsa kitap okudum bütün yaz. Kendimi tamamen Leylak Dalı'nın kitap tavsiyelerine ve arkadaşım S.'nin "Oku bunu bak!" diye verdiği kitaplara bıraktım.

Hala bir yığın okunacak kitap var evde, bu ara Chuck Palahniuk'un Invisible Monsters'ını okuyorum, olaylar olaylar.

Bugün S. ile gidip Adnan Ötüken İl Halk Kütüphanesi'ne üye olduk, kitapları karıştırdık, hiç de fena değilmiş.


3 kitabı 15 günlüğüne ödünç veriyorlar, sabah 09:00'dan akşam 19:00'a kadar açık kütüphane. Açık raf sistemiyle çalışıyor ve güzel kırmızı deri puflar var oturmak için. Evdeki okunacaklar bitsin önce diye bir şey almadan çıktık. Bir dahaki gidişimizde içeriyi güzelce gezip dışardaki bahçeye de oturmaya karar verdik.

Bilgisayara bilgilerimizi girdiler, bize de birer boş üyelik kartı verdiler. Üşenmeden fotoğrafımı falan yapıştıracağım, kütüphane kartı, en asil duyguların kartı çünkü. Ayrıca üyelik kaydımı yaptırırken email adresimi yüksek sesle söylemek zorunda kaldım, belki de adım ve soyadımla insan gibi bir adres alma zamanım gelmiştir, bilemiyorum.

Şimdi biraz evi toplayıp, toz falan almak lazım. Mektup yazmak, ekmek yapmak, yeni müzikler dinlemek lazım.

Haydi bakalım.

7 comments:

  1. Merhabaaa;
    Ben de senin gibi uzunca bir zamandır yazmıyorum bloga bakalım bugün deneme yapacağım yazma modumda mıyım bilmiyorum. Kütüphaneleri çok seviyorum ama ne zaman kütüphane dese biri en büyük hayal kırıklığım geliyor aklıma. Ankara'da tez için milli kütüphaneye gitmiştim ilk kez ne büyük umutlarla. Filmlerdeki gibi yeşil banker lambalı, ahşap masalı, kocaman deri kaplı kitapların olduğu büyülü bir yer olması ümidi içimde kocaman yeşermiş o en saf halimle. Bir de gittim ki bir bekleme salonundan ibaretmiş tüm hayal ettiklerim. Kitapları göremedim bile. Hala içerisinin nasıl olduğunu düşünüp dururum. Ne salak bir sistem. Kitabı isteyip almayı ben de biliyorum maksat orada o dokuyu hissetmek ama nerdeee. Bu yeri çok beğendim o yüzden. Kütüphaneye gitmeyeli yıllar oldu. Hala var olduklarını bilmek güzel. Deri koltukları da çok sevdim. Hele kafesi de varmış ya daha ne olsun. Orada oturup birkaç kitap karıştırmak ne şahane olurdu:) Aaaa kütüphane kartlarımı saklarım atmam. Dönünce yenilerini edinirim inşallah. Ben en son ruhi mücerreti severek okudum tavsiye edebilirim. Daha bende de dolu kitap var okunacak, bir gazla başladım ama şu an duraklama dönemindeyim. Bizim sebzeler de artık kendinden geçti, hep sulamayı ihmal ediyorum, sarardılar. Bu akşam unutmayayım bari, daha dalda birkaç yeşil domatesim var ölmesinler yazık..Yeşil domatesten bulgurlu yemek yaptım çok güzel oldu dene bak sende tarif veririm istersen. Bana da mektup yaz olur mu. Ben ancak tamamladım. Cumartesi yollayacağım inşallah seninkiniiii:) Sevgiler öpücükler:)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ben de böyle açık raf olunca daha çok seviyorum, bu online katalog taramaları ders çalışırken iyi oluyor ama zevk için okumak isteyince gezerek ve karıştırarak seçmek daha güzel. Çok geniş bir kolleksiyon yok aslında bu kütüphanede ama benim de okumadığım bir sürü klasik var, korku-gerilim türü romanlar var, o yüzden iyi oldu :) Beni esas vuran okuldan mezun olduktan sonra kütüphaneden kitap ödünç alamayacağımı öğrenmek oldu, bu biraz da onun paniği :)
      Domates-biber zamanı geçiyor sanırım, biraz önce 4-5 biber topladım, son bunlar herhalde artık. Hava da erken kararıyor zaten, dışarı çıkacağım birazdan, ne giyeceğimi bilemedim üzerime, serinliğe hazırlıksız yakalandım.
      Yeşil domatesli bulgur tarifini tabi ki isterim, instagram'da gördüm, çok merak ettim hemen, çok güzel görünüyordu!
      Mektup yazacağım, özledim de mektup yazmayı :) Seninkini beklemeye başlayayım o zaman ben, bir yandan da yazmaya başlayayım. Bizden de sevgiler ve öpücükler! :)

      Delete
  2. bir ara evimizin çok yakınında eski bir konaktan bozma küçük bir kütüphane vardı. içinde ders çalışmışlığım bile var. sonra kazanamadığımız expo'nun binası yaptılar onu... :/ belki de daha sık gidip varlığından haberdar olduğumuzu göstermemiz gerekti, o yüzden siz pek iyi yapmışsınız ^.^

    istek yapmak selbesse Koko'yu da görmeyeli oldu baya :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Kütüphane falan, bunlar ilk gözden çıkarılacak şeyler sanırım. Burası bayağı kalabalıktı, kitap alan gençler vardı, okuma salonu da doluydu bayağı, çok sevindim. Hatta bir kız gelip bizden kitap tavsiyesi istedi, kalakaldık, ne diyeceğimizi bilemedik. İlk şaşkınlığı atınca da kızı sorduğuna pişman ettik galiba biraz :) Ben tavsiye edeceğim kitabı bulamadım, S. fısır fısır bir şeyler anlatıp kızın kolunun altına bir kitap sıkıştırdı neyse ki :)
      İsteği not ettim :) Ben evde yokken gene bayat yarım ekmek çalıp yemiş, olay çıkardım, aramız düzelince ilgileneceğim konuyla :)

      Delete
  3. Ben de senden beni götürdüğün sahafı nasıl tekrar bulabileceğime dair ip uçları isteyecektim Mina. Bu kış İngiliz klasiklerini okumaya karar verdim, kitaplarına da daha başlamadım. Arada bakıp seviniyorum. Yorgi'yi de getirdim Ankara'ya. Belki biz de gideriz kütüphaneye *.* Küçüklüğümden beri istiyorum kütüphane üyeliğim olmasını, kitap falan almayı. Gerçi kampüsten çıkmaya üşenedebiliriz...

    Invisible Monsters ha, oh tabi. Sen İngilizce okuyabiliyorsun kitapları :(
    Ehe böyle işte, Ankara'dayım artık *.*

    ReplyDelete
  4. Sahaf için Tunalı Hilmi Caddesi'ne gelip Kuğulu Pasajı'nın alt katına inmen lazım, caddenin Kuğulu Park tarafında. Yani mesela Kızılay'dan otobüse binersen Kuğulu Park'ta inersin, parkın içinden geçip caddeye çıkarsın, karşı kaldırıma geçtiğinde ilk pasaj. Ya da beni ararsın, beraber gideriz :)
    İngiliz klasikleri konusunda hem benim hem de Adnan Ötüken Kütüphanesi'nin yardımı dokunabilir sana :)
    Bana zorla İngilizce öğrettiklerinde senden 3 yaş falan büyüktüm ben :)
    Hoşgeldin Ankara'ya!

    ReplyDelete
    Replies
    1. Seni tabii ki ararım da dedim ki kendime, "Mina bana balık vermesin, balık tutmayı öğretsin!" Yanımda sen varken hayatta öğrenemem, kaybola kaybola bulursam yerini unutmam.

      Klasikler konusunda her türlü yardım ve desteği bekliyorum tabi tüm edepsizliğimle :D

      Delete