October 21, 2013

Çiçek Açan Daş

Bakkala gidip ekmekle sigara aldım. Bakkal müessesesi bir adet baba ve oğlundan oluşuyor, yeni devraldılar dükkanı. Baba her daim gıcır pabuçlu, ütülü gömlekli falan; memuriyetten emekliymiş. "Bahçem var benim, gidip ekecektim, emekli hayatı yaşayacaktım, bu dükkanı çıkardı başıma." diye sızlanıyor ara ara çünkü oğlan asla sabah kalkıp açmıyor bakkalı. Hem söyleniyor hem de sabah uyandırmaya kıyamıyor oğlunu, en son yanımda itiştiler baba-oğul, oğlan tatile gitmek istemiş, baba izin vermemiş, benim normal olarak haberim yoktu bu aile içi durumdan. Oğlan "Abla, yorgun görünüyorsun, tatile gitsen ne iyi gelir." dedi, ben "Yaaa evet di mi?" falan derken dükkanda şu cümle yankılandı:

"İtoğlu it!"

Ne olduğunu anlamaya çalışırken baba bana dönüp "Bana laf çarptırıyor, tatile gidemedi ya!" dedi, o arada oğlan kikir kikir gülerek kaçtı dükkandan, ben de arkasından kaçtım. O akşam Goran Bregoviç konseri vardı, "Size de bilet alayım mı abla?" dedi oğlan, akşamları Vişnelik'in kıç-donduran soğuklukta olduğunu hatırlatarak refüze ettim. Oğlan ve arkadaşlarının matları falan varmış, güle oynaya ayrıldı benden.

Her gün birkaç kere geçiyorum bakkalın önünden, şahsıma "abla" diye seslenilmesinin ağırlığını atlattığımdan beri oğlanla ilişkimiz şu sularda seyrediyor:

"Abla çay veriyim?"
"Dur işim var."
"Çay var abla?"
"Ay çok acelem var."
"Çay var abla, iç?"
"Geç kaldım, dönüşte içerim."
"Abla?"
"Ay."
"Çay?"
"Ühü."

İçemedim o bakkal çayını ama içeceğim eninde sonunda. Mahallede çay veren ve anahtar falan bırakabileceğim bir bakkal olmasını çok önemsiyorum.

Evet neyse, fotoğraftaki şey çiçek açan lithops bitkisi. Arkadaşım S. anlatmıştı çok acayip şeyler olduklarını, bir yapı markette görünce atlayıp almıştım, üstelik 2-3 liraydı. Meğer çiçek de açıyormuş. "Yaşayan kaya" da diyorlar, adı zaten Yunanca, "taş yüzlü" falan gibi bir şey. Şurda çok güzel anlatıyor, fotoğraflar da var.

Haftasonunu bu sarı çiçeğe sevinerek, eşyaları sağa sola çekerek, çorba yaparak falan geçirdim.  Kendime doktora hediyesi almıştım, onlar geldi bu sabah.


Tahtadan zarf şablonuyla üç adet kağıt bant. Şablon tahminimden inceymiş ama olsun, evdeki bütün kağıtlar potansiyel zarf malzemesi artık. Gerçi bunun aynısını kalın kartondan da keserdim, aynı işi görürdü ama olsun, kendime kıyak geçtim.

Böyle şeyler işte. İyi bir hafta olur umarım; Ankara'da hava güneşli, öğle yemeğinden sonra Türk kahvesi için mesela, belki biri fal bile bakar.


9 comments:

  1. bak yine nerde en lazım bi şey var, gitmiş bulmuş... ben biraz kafasız olduğumdan her seferinde tekrar cetvelle çizip kesiyorum, yapsam ya kalın kartona... du ben sana bi çay dökem.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Tez yazmam gerekiyordu ya bir yandan, onu yapmamak için kafam hep bunlara çalıştı. Bakalım bundan sonra ne yapacağım :)
      Çay dökek, içim dışım kahve oldu sabahtan beri.

      Delete
  2. Çiçek, pandora box travması yaratmış. Tip olarak biraz komik bir platformdan dışarı çıkıyormuş ama yine de çok cici bişi. Bu zarf yapma tahtasına aşık oldum desem? Bu sıralar çok aşık oluyorum ben yaa, neden böyle şeyler yapıyom ki, izmir'e, izmir'deki adama da aşık olup geldim :( Hof.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Çiçekten başka her şeye benziyor, yaprak dökerken de çekip koyacağım, o hali daha da acayip, deri değiştirir gibi.
      Bu blogun bana en büyük faydası yalnız olmadığımı göstermesi oldu :) Zarf yapma tahtasına tezahürat edecek insanlar varmış bu memlekette! Varmış allahım! :)
      Son yazdıklarını okuyordum tam, geliyorum şimdi o tarafa.

      Delete
  3. La oğlum senin gibi ıspanağı maydanoz sanan birinin Latince neyim adı olan bir çiçekle düzeyli bir ilişki geliştirmesi hayretimi mucip oldu (ne laf ettim emmeee), ne gözel şeymiş o sarışın, pek biyendim. Bulursam kendime de edineyim 1 adet.
    O zarf şablonuyla yapılacak zarflarla gelecek kartların beklentisi içindeyim. Ben de bugün unicef'e yılbaşı kartı sipariş ettim. Ve ayrıca yorgunluktan geberik oldum, bir hafta yatacağım abi :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Rokayı ıspanak sanmıştım, çok reca ediyorum ve 20 sene önce oldu bu. Akasyayı fasulye sanmamdan bahsediyorsak eğer, esas o geçen seneydi ahhhahhaha :) Dertsiz bi bitki çıktı bu lithops, çok su istemiyor, bol ışık istiyor; genel olarak pek ilgi istemediğinden ilişkimiz bir seviye tutturdu. Bir google resim araması yap öğretmenim, 5-10 tanesi bir arada çok güzel görünüyor saksıda falan. Antalya'da iyice coşar gibime geliyor.
      Okazyonda okazyona koşuldu geçtiğimiz haftalarda, takip ediyorum, o ayakları biraz havaya dikmek lazım artık :) Sanatsever olmak zor iş :)

      Delete
  4. Ben çok sevdim o çiçek açan taşı..Türk filmlerindeki önce sert nemruuut sonrasında pamuk gibi yumuşacık olan iyi kalpli insanları anımsattı bana. Taş bile çiçek açıyor yuhh artık bağzılarına diyebilirim:):)
    Bakkalların hayatımızda olmasını özlüyorum ben de. İzmir'de yerleşeceğimiz yerde de bir bakkal var umarım bakkal olarak kalmaya devam eder. Süpermarkete özenmesinden oldukça korkuyorum. Bakkal çayı, suyu, gazozu bir başka oluyor. Bir gün iç, hem ne hikayeler vardır kimbilir o amca ile oğlunda. Ben olsam sana fal bakardım bak hemencik. Burada cezayirlilere bile bakıyorum çakma fransızcamla:) Bir de çıktı diyorlar üstelik söylediklerin bilmem valla çıkıyormuş onların yalancısıyım:) Ben de çaycıyım bu sıra ama şöyle mis gibi bergamotlu olmalı burada saman gibi çay içiyoruz yani her güne bir bakkal çayı modunda:):)
    ayyy çok kulaklarını çınlatıyoruz senin şu yolladığın pompom toplarımız mevzusunda. Hayvancık sayende mutlu mesut bir hayat yaşıyor deliriyor hopluyor tavşan gibi oradan oraya. Ne zaman uyumaya yeltense topu çıkartıyorum aahaaaha yoksa gece biyyyk biiyyk dibimde bıyıklarıyla gıdıklayıp uyutmuyor. her gün içimden iyi dilekler yolluyorum sana ve bolca teşekkür:)
    öperim çok. Buralar bu sıra yazdan kalma 33-35 derecelerde. Ama ne yazık ki ofisteyiz. Şimdi kendimi yollara vurasım var benim oysa. Kara bahtım kem talihim deyip duruyorum içimden. Dün can sıkıntısından ve nedense içimdeki büyük yere çıplak basma isteğinden ötürü bir süre çıplak ayak yürüdüm ofiste ve bahçede millet şaşırdı. Delirmiş olabilirim! :):)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ya ben de çok sevdim, çok alçakgönüllü ve azla yetinen bir bitki çıktı bu taş :) Bulursam bir kaç tane daha alacağım.
      Bizim bakkal da batar diye endişeleniyorum hep, işler iyiymiş ama, soruyorum düzenli olarak. Süt, yoğurt falan da alıyorum denk geldikçe. Barbar kocam arada sırada Jack Daniels alarak destek veriyor kendi çapında :)
      Bir ara koca bir kutu siyah çay almıştım, ustalar çalışıyordu, sallama çay verip kalplerini kırmayayım diye demleyip çaydanlık bırakıyordum yanlarına. O paketi bitirmeye çalışıyorum, sürekli çay var evde, hoşuma gidiyor :)
      Ay çok sevindim sizinkinin toplarla oynamasına, ben gene yollarım ona ufak tefek bir şeyler, ne demek :) Önemli olan onun günlük egzersizlerini aksatmaması :)
      Burası iyice serinledi, geceleri bayağı soğuk oluyor. Çıplak ayaklı hayallerimi önümüzdeki yaza kadar rafa kaldırıp terliklerimi çektim ayaklarıma :)
      Öpüyorum ben de çok seni, kendinize dikkat edin, son güneşleri değerlendirin, arada da blog yaz, durumlardan haberdar et bizi :)

      Delete
  5. Bu saçma internet ne zaman bloguma el atacak olsam gitmeye kalkıyor. Bugün hele sabahtan beri fotoğraf eklemeye çalışıyorum. Yazacaklarımın hepsi aklımdan uçtu gitti bile sinirden:) Öyle berbat ki yani anlatamam. Bu arada yazmayı unutmuşum o aldığın tahta baskıya ben de bayıldım ki söylemeseydim de sen tahmin ederdin kanımca:) güle güle kullan. Nedense buralarda öyle şeyler hiiiiiç yok. Doğru dürüst bir kırtasiye bile yok. Hani bu kadar haşır neşirsin fransayla azcık kapaydın bari şu defterlerden hobi malzemelerinden falan dimi ama. Web deki cennet siteleri keşfedince deliye dönüyorum neden bende de yok neden alamıyorum diye:) hoş alsam da işte bekliyor orada beni gidene kadar korkuyorum kaybolur aldıklarım diye buraya göndertmeye. Benim de bi kaktüsüm var şu sıra. Doğum günü hediyesi almış arkadaşım. Sevindim. Kaktüsleri seviyorum dantel gibi. Güneş alması lazımmış diye güneşin alnına koydum onu. Sanki bir şeyleri yanlış yapıyor hissine kapılıyorum zaman zaman ama umarım bozmam. Kabı çook sıkı üzerinde de minik taşlar var bir defa suladım henüz. Öyle sessizce duruyor işte yanımda, ona da ben arkadaşlık ediyorum aklımca:) İnce uzun olanın iki yaprağı ucundan sarı umarım diğer yerlerine de sıçramaz bu kuruluk. Google amcaya sordum ama bakalım inşallah yanılmıyordur. Güneşi değerlendiremiyoruz ne yazık ki çünkü ne gidecek bir yer ne de zaman var. Bahçedeki çamaşırlarım değerlendiriyorlar en güzel, bir de tabi akşamları dışarda oturabiliyoruz hepsi o kadar. Şimdi sahilde yürümek bile beni keserdi inan. Başarırsam yazıcam bugün blogda hissiyatımı zaten. Siz de kendinize dikkat edin. Bu sıra herkes hasta aman hasta olmayın, ıhlamur bitki çayı için, hibiskus da güzeldir, havlıcan falan karışınca şahane oluyor:) Yumoş terliklerimi ben de özledim ama yine de çıplak ayaklarımı seviyorum. Bu arada yaptığım domates turşusu şahane olmuş. Kışa kadar bitireceğimden endişelendiğim için bir kavanoz daha kurucam bugün son mahsulden:) Çok mutlu oldum bu duruma..Öperim yeniden. Kokoya selam buradaki kuçu ile oynarken onu anıyorum arada:)

    ReplyDelete