November 18, 2013

M.Ö. - M.S.

Yani "Megri'den Önce", "Megri'den sonra", ev hayatımız böyle ikiye ayrıldı ve bundan sonra asla eskisi gibi olmayacak.
"Megri de ne ayol?" diyorsanız ve bir şekilde hafta sonunu bu aşağıdaki düeti görmeden geçirmeyi başardıysanız, size bu kötülüğü yapan ben olacağım.



İbrahim Tatlıses hakkındaki hislerim çok net. Yıllar boyu Doğu'da olup bitenlerle ilgili elle tutulur tek kelime etmemiş, etrafındaki kadınların ilginç şekilde sürekli dizlerinden vurulduğu, dayak yediği ve nihayetinde kendisinin de mafya usulü defterinin dürüldüğü bir adam. Neyi temsil ediyor o sahnede merak ediyorum, barışı mı, aile ve kadın politikalarını mı, ahlaklı ve erdemli olmayı mı? Tek iyi tarafı güzel türkü söylemesiydi ki sanırım o da otantik türkü söylediği çok eski zamanlarda kalmıştı, artık hiçbir şey kalmamış.

Şivan Perwer'e aşinalığım da yazları kazılarda çalışırken gittiğim ya da maruz kaldığım düğünlerden. Oralarda düğünler uzun sürüyor, öyle bir halay çekince bitmiyor. Çoğu gece damda uyurken arkada hep düğün müziği vardı. Sağa sola sora sora öğrendim biraz kim kimdir, Şivan Perwer kadar sevilen ve saygı duyulan kaç müzisyen vardır bilmiyorum. Yıllarca teypten duyduktan sonra bu düetteki hali biraz hayalkırıklığı oldu, en azından şahsım üzerinde.

Eh ses sitemi kötüdür, biz yanlış duyuyoruzdur falan, ne bileyim, bir açıklaması vardır belki. Esas hayalkırıklığı ise barış için bu sahneden medet umuluyor olması. Düne kadar birbirine hakaretler yağdıranların elele tutuşup poz vermesi. Seçimlere aylar kala bir anda hepimizin kardeş olması, ah megri megri diye diye herkeslerin şakır şakır ağlaması. İnsanların kendi canından kanındanmış gibi sarıldığı Şivan Perwer'in memlekete gele gele kavşaklı köprü açılışına gelmesi, protest ruhun bir anda devlet dairelerinde kuru pasta yiyip mutlu mutlu gülümsemesi falan.

Ben yemedim pek bu detone barışı. 34 senedir burda yaşayan biri olarak bütünüyle şüphedeyim, temel bir prensip olarak güç ve iktidar sahibi kimsenin bizim hayrımızı düşündüğünü sanmıyorum.

İyi ki kimse getirip burnuma İbrahim Tatlıses'i dayamıyor, mesela gün içinde kapı çalsa "İşte sana barış!" diye önüme iteleseler adamı, en hafifinden zekama ve dünya görüşüme hakaret edildiğini düşünürüm.

Geriye kala kala bu düet kaldı, evde birbirimize söylüyoruz.

7 comments:

  1. Egri egri, herşey egri/Nereye gitti bu dogri?

    ReplyDelete
    Replies
    1. Bu aralar sana gelen ilhamların haddi hesabı yok ablacığım, kıskanıyorum bu havalı-oyunlu lafları :)

      Delete
    2. Çok şair ruhlu bir insan evladıyım da kıymetimi bilen yok heyhaaat :P

      Delete
  2. ferminam;
    alsınlar barışlarını dürsünler büksünler de...

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ya valla alsınlar bu barışı, onların olsun hakikaten. Her şey göstermelik, her şey yalapşap. Bunca yıllık acıyı böyle dindirmek mümkün olsaydı televizyonda eğlence programı seyrede seyrede dünyanın en "barışlı" memleketi olurduk herhalde.
      Şunu çeken kameralar Diyarbakır'ın kenar mahallelerini de çekeydi, insanlar ne hallerde yaşıyor. Okulları çekselerdi, çocukların halini. Kimsenin umrunda değiliz aslında, hepimiz üvey evlatlarız.

      Delete
  3. Ahh duygularımız pek karşılıklı yine ne güzel. İbrahim Tatlıses'i hiç sevmedim neden bilmem ama o eski yıllardaki sesi ve müziği dinlenebilesiydi, hayatın daha içindendi. Şimdi hayatın içinde gibi görünüyor ama sannki hiç yok gibi. İbrahim tatlıses ve kadınları üzerine sayfalar yazılabilir herhalde. Kadınlara aptal demeye dilim varmıyor ama işte ne diyim bilemedim. Barış için bu ikiliden medet ummak pek acayip. Benim bile buna kafam basıyorken birilerinin basmıyor hayret ki ne hayret. İşte herkes çıkarını düşünüyor veya kendi alanını oluşturmaya bakıyor. Artık kişisel alanlar revaçta malum. Nereye gider bu mevzular bilinmez. O küfürleşip de ardından el ele verilen pozlara da saydırıp duruyorum içtenlikle:) Ben bile atışmayı başardığım arkadaşlarımla can ciğer kuzu sarma olamıyorum onlar nasıl oluyor da bu hallere geliyor acaba. Büyük bir soru işareti? Şu çatıda yatmak fikrini çok seviyorum ve merak da ediyorum. Keşke kazıya gitsen de yanında beni de götürsen, ölmeden bir kazı macerası yaşayabilir miyim acaba en azından uzaktan baksam? Çay getir götür de yaparım sorun değil:) Ucunda çatıda yatmak da olsun ama yıldızlara bakarız:)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Güzel bir havada Urfa'ya gitmeyi başarırsak yatarız damda, tanıdıklarım var :) Üstelik eski Urfa konağı ev, öyle dandik dam da değil. Gerçi bir kere yıldızlar çıktıktan sonra bütün damlar aynı. Önümüzdeki Mayıs'ta gidiyorum ben 1-2 haftalığına ama kazı değil, dam da olmayacak sanırım.
      Kazıya gidecek miyim bundan sonra hiç emin değilim, eski heyecanım falan kalmadı. Gitme ihtimalim olan bir kazı var, o da bir hayli batısında memleketin; dam yok, deniz var :) Olmadı oraya gelirsin, doprak her yerde doprak :)

      Delete