December 30, 2013

Ankara Punk'ı, Ankara Gotik'i


12 yıldır Ankara'da yaşıyorum, punk deyince aklıma böyle bir şey geliyor artık. Fotoğrafı kim çekti bilmiyorum, üstüne yatmış olmayayım. Çok beğendim.

Bir ara kardeşimle Anıttepe'de eski bir apartmanda oturduk, aramızda dalga geçerdik "evimiz tam Ankara gotik mimarisi" diye, her yere doğar bizim eve güneş doğmazdı, evin içinde tuhaf girintiler çıkıntılar. Üst katta yaşayan ürkütücü aile. Bir ara yerde sürünen zincir sesi geliyordu, siz düşünün. Kesin çocuklarını zincirliyorlar demiştik, meğer evin içinde zincirleyip dövmek için bir de köpek almışlar, onun sesiymiş. Çocuklarını da döverlerdi, bazen evden çıkınca apartman merdivenlerinde büzüşmüş çocuklarla karşılaşırdık. Tabi ki adam kadını da dövüyordu, pazar günleri, banyoda.

Kardeşimle ben ve 4. katta oturan talihsiz bir genç adam dışında herkes akrabaydı, ev sahibimizle karşılıklı dairelerde oturuyorduk. Ev sahibimizi kapı deliğinde iri bir göz olarak hatırlıyorum

Annem "ay çok nezih mahalle, ne iyi insanlar" diye bulmuştu bize bu evi. Sonra bir gece yukardan gelen "götgötgötgötgötgötGÖÖÖÖÖÖÖÖÖÖÖÖÖÖÖÖÖÖÖÖÖÖÖÖÖT!" çığlığıyla uyanınca beti benzi attı, bir süre boş boş birbirimize bakıp usulca yataklarımıza döndük. Yemin ederim hala kulaklarımda çınlıyor o çığlık, ne demek istedi kadın diye düşünüyorum. Akabinde ben okuldayken hırsız girdi bu eve. İki gün sonra koşarak taşınmıştık.

Normalde eski Ankara apartmanlarını seviyorum ama bu binaya önce bir şeytan çıkarıcısı getirmek lazım, arkasından da yakarak dezenfekte edilebilir. Benimki naçizane bir öneri tabi.

Ankara'yı sevmek için çaba gerekiyor, en azından bende öyle oldu. Bir süre daha arkadaş edinemeseydim kafamı fırına sokacaktım (burda Sylvia Plath referansı var), şimdi fena değilim. Annemle babamın mesela, başka bir Ankara'sı var, herkesin Ankara'sı kendine diyerek çok sosyolojik bir gözlemle yazımı noktalıyorum. Giderken de bir The Clash şarkısı iliştiriyorum aşağıya, Joe Strummer hakikaten de Ankara doğumlu, gelen giden misafirlere söylemekten dilimde tüy bitti.

"Bu kamuya bir duyurudur
Gitarla yapılan,
Haklarını bil
Toplam üç tanesini de.

Öldürülmemek hakkına sahipsin.
Cinayet bir suçtur,
Bir polis ya da aristokrat tarafından
İşlenmediği sürece.
Haklarını bil!"


10 comments:

  1. Aahhh angara denince benim icin soz ve zaman biter. Hayatin en bambaska gunlerini gecirdigim "let it snow ulan" effektli bir masal. Pötikareli botlarim roadhouse ve beytepe ve gri kar ve tum zamanlarin en sahane zirzoplugu. Ah bir hayalsin ankara. Gel de gozunu seveyim.

    ReplyDelete
  2. Bu arada, words just dont come easily for your fascinating postcard. Beni nerelere goturdu oh ah uh. Kelimeler yetersiz.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Kim la bu Memi M diye bakmama gerek olmamasının dayanılmaz hafifliği ehhehhehe :)
      Bizim Kıtır'da fotoğraflarımız vardı, nerde acaba onlar? Gözlere kalem çekilmiş, en sümük kazaklar giyilmiş falan hallerimiz.

      Delete
  3. Yuuuh!! kim yazmış bu duvar yazısını :D Bayıldım. Ben de kendi semtime yaziim dermişim. Ve düşününce adamlar haklı yani. Ankara'dan çıkan en ünlü müzik grubu Clash :p Çok severim şarkılarını. Rock the Casbah ve I Fought the Law favorilerim :)

    Aman o ne ya bildiğin possessed bir eve denk düşmüşsünüz zamanında. Aklımda bulunsun, Anıttepe'den uzak dur Zihin!

    "herkesin Ankara'sı kendine" çok beğendim bu tanımlamayı.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ya hep bekledik acaba merdiveni ters köprü kurup öyle mi iniyorlar diye ama denk gelemedik :) Tedbir olarak semtten uzak durmak iyi fikir :)
      The Clash çok aklı başında, üstelik de havalı, sevmemek ne mümkün :)

      Delete
  4. Ahh ahh benim Ankaram'da da süper komik ama trajik tarafı ağır basan epey hikaye var. Sana karşılıklı bir sohbet esnasında anlatmak isterim:) Senin maceraların da bir nevi benimkiler gibiymiş, en olmazı en enteresanından..Göt olayına güldüm çok aklıma çocukluğum geldi. ne alaka diyceksin şöyle açıklıym. Çocukken kızlar kötü söz söylemez falan derler ya ben de sinirlenince book boook bok bok göt göt bok göt bok göt diye söylenirmişim:):) Ama böyle hızlı hızlı okuman lazım bunların hepsini bir çocuğun siniriyle:) Anlattıkça yiğit de hala güler durur..Bazen hala yapıyorum napıym:) Bizim Cezayir'deki ilk evimiz öyleydi. Karanlık, kasvetli, küçük ve etrafı yüksek binalarla çevrili. Bahçesinde ağaçları vardı ufak bir bahçe de olsa ama bahçenin bir kısmı yan apartmanın duvarına bakardı pek vahim..Ankaranın eski evleri çok şahane oluyor, çok beğeniyorum. Anıttepe de arkadaşım otururdu hep o eve gitmek isterdim. Orayla ilgili bir yazı hazırlığındayım şu sıra fotoğraf istedim bekliyorum gelmesini. Gösterdiğimde ne demek istediğimi anlayacaksın sanırım. Bazı evler yakılmayı hak ediyor. Bizim kısmetimize de manyak ev sahipleri düşüyor kimi zaman. Ama şimdiye kadarki en manyağı buradaki ev sahibiydi, onun üzerine tanımıyorum. Biz eve gelene kadar arabasının içinde kapının önünde bekliyordu. Türkiyedekiler hiç olmazsa sadece kapı deliğinden bakıyorlar:) Herkesin Ankarası kendine lafını da sevdim çünkü zira herkeslerin bambaşka Ankaraları, İzmirleri, İzmitleri falan olabiliyor. Dünya ne garip!

    ReplyDelete
    Replies
    1. Yaaa bir gün oturup bu Ankaraları ve ev sahiplerini ve hikayeleri karşılıklı anlatmamız lazım :) Merak ettim Anıttepe yazısını, aslında çok güzel teras katları var o civarlarda, Anıtkabir'e ve ağaçlarına bakan da işte bize içine kötü ruhlar girmiş ev düştü :) Ay arabada bekleyen ev sahibine güldüm ahhahah, deli mi ne? :D
      Şu ev bitip de taşınınca sen sıfırdan başlayacaksın ne güzel, yeni eşyalar, yeni hikayeler; ben bile heyecanlanıyorum düşündükçe. Sana ayna sözüm var di mi benim? Ayna mıydı, Tuğba hatırlat bana, unutucam diye korkuyorum :)

      Delete
    2. Kesinlikle oturup Ankara, anılar hakkında uzun uzun konuşmalı gülmeliyiz bir gün. Eminim ki o gün harika bir gün olur:) Yazıyı yazmak için ben de epey heyecanlanıyorum ama arkadaşımdan henüz fotoğraflar gelmedi beklemedeyim, gelir gelmez yazacağım. Arabada bekleyen psikopat ev sahibi hakkında anlatacak birkaç hikayem daha var çok güleceksin eminim..
      Şu eve bir an önce taşınmak ve yaşamaya başlamak için sabırsızlanıyorum. Umarım her şey güzel ve istediğimiz gibi olacak. Ayna demiştin evet ama ne olacak unutsan yani sorun yok, sen gel yeter, gelirken bir iki kaktüs alırsın olmadı:) Unutmaktan korkma yani:):) Öperim çok.

      Delete
  5. Masters of Horror'in bi bölümünü izler gibi okudum. Gotik Horror. Ben küçükken almanca öğretmenimin dayak yemesini duymuştum kocadan. O asil o hoş kadın. Allak bullak olmuştum.

    Benim Ankaram daha yok. Tertemiz bekliyor bir gün keşfedilmeyi.

    Fermina blogunun tamamını usenmeyip okuycam.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Vallahi öyleydi, bazen önünden geçiyoruz o apartmanın, sanki hala bütün binalara ışık vuruyor ama bu bir tuhaf karanlık içindeymiş gibi geliyor bana.
      Bu yazıyı yazdığımda bile Ankara'yla itiş kakışım devam ediyordu, sadece şikayet etmeyi bırakmıştım. Sonra o yaz işte, hayat çok değişti şehirde. Şimdi ise mümkün olsa bütün şehri kollarımla sarıp avutmak isterdim.
      Blog da aynı çizgide seyrediyor, güzel masalar sandalyeler filan koymaktan, köpeklerle dalga geçmekten geldiğim yer çok fena. Ama olsun, hayat işte :) Ben de seni okuyorum geriye doğru.

      Delete