September 28, 2013

+18

Ne zamandır yazmıyorum, sağına soluna bakayım dedim blogumun, bakmaz olaydım.

Yani ne yazıyorum da böyle aramalar buraya yönlendiriyor bu insanları, onu da merak ediyorum aslında. Sonuçtan da ne ben memnunum ne de aramayı yapan.

Olur da geri gelirler diye şunları yazmak istiyorum:

Bayanköpeksex: Maşallah x falan da yazabiliyorsun, kadın demeye elin varmıyor ama nedense. Gerçek hayatta karşılaşsak seni öldürürüm ben.

Kocamınyeğeniah: Tam olarak ne aradığından emin değilim ama senden de şüphelendim.

Pasifgeyurla: O öyle olmuyor şekerim, dünyanın geri kalanı anlaştı bu mesele üzerinde, senin haberin olmamış. Pasif masif yok, bildiğin geysin sen, bununla barış, emin ol kendini daha iyi hissedeceksin. Allah bilir etrafına neler diyorsun geyler hakkında, sonra internette bunun peşindesin. Ağır bir yük bu, insanın ruhunu ezer.

Ben parka kitap okumaya gidiyorum, internetin bu karanlık tarafları canımı sıktı cumartesi cumartesi.

September 27, 2013

Yüzyüzeyken Konuşuruz

helloradio'nun blogunu düzenli olarak takip ediyorum, çünkü "bavulundan önce müzik listesini hazırlıyor. prensip meselesi." olarak.

Aylar önce yeni bir grup dinledim blogunda, kim olduklarını falan sordum, helloradio albümlerinin henüz çıkmadığını söyledi. Kafamın bir kenarına not ettim, kafasına not edebilen biri değilim ben, neden ısrar ediyorum bilmiyorum.

Bugünkü yazısına bir müzik listesi iliştirmiş, döne döne onu dinliyorum. Özellikle bir şarkıyı çok beğendim, "kim bunlar?" diye yorum bıraktım ve bıraktığım anda aylar sonra gidip gene aynı grubu sorduğumu farkettim. (Merhaba kafaya alınan not!)

helloradio'yu rahat bırakıp kendi araştırmamı kendim yapayım dedim ve grubun albümünün bugün çıktığını da böylece öğrenmiş oldum.

Yüzyüzeyken Konuşuruz, ne zamandır dinlediğim en güzel Türkçe yazıp söyleyen grup. Şarkıların sözlerinde şiir var, yumuşak ama alaycı bir hava var, hikaye var. Fikret Kızılok'u hatırlatıyor bazen. Müzik olanca doğallığıyla yolunu bulup çıkmış kafalarından ve kalplerinden, gerçekten çok beğendim dinlediğim bir kaç şarkıyı. Tam da yeni bir şeyler ararken, istediğim bir göz, allah verdi iki.

Aşağıya bir video ekliyorum ve sanırım pijamalarımın üzerine bir ceket geçirip albümü almaya gidiyorum. "Gel. Benim için değil. Yemin ederim değil. Başka bir konu var."

September 26, 2013

Ufak Tefek Şeyler

Bir yerden yazmaya başlamam gerekiyor sanırım, yoksa burası böyle kalacak. Eğrilen boynum, sızlayan dizlerim gibi masada oturmaktan kaynaklı arızaları geçiyorum. Mühim olan önümüzdeki güzel günler.

Teras da bitkiler de iyice bakımsız kaldı bu yaz, bir baktım yapraklar kızarmaya başladı. Patates saksısında fesleğen çıktı, en heyecanlı şey bu oldu. Ayırıp başka saksıya diktim, hala yaşıyor, mutfaktan her geçtiğimde makas alıyorum.

Geceleri yatmadan 3-5 sayfa da olsa kitap okudum bütün yaz. Kendimi tamamen Leylak Dalı'nın kitap tavsiyelerine ve arkadaşım S.'nin "Oku bunu bak!" diye verdiği kitaplara bıraktım.

Hala bir yığın okunacak kitap var evde, bu ara Chuck Palahniuk'un Invisible Monsters'ını okuyorum, olaylar olaylar.

Bugün S. ile gidip Adnan Ötüken İl Halk Kütüphanesi'ne üye olduk, kitapları karıştırdık, hiç de fena değilmiş.


3 kitabı 15 günlüğüne ödünç veriyorlar, sabah 09:00'dan akşam 19:00'a kadar açık kütüphane. Açık raf sistemiyle çalışıyor ve güzel kırmızı deri puflar var oturmak için. Evdeki okunacaklar bitsin önce diye bir şey almadan çıktık. Bir dahaki gidişimizde içeriyi güzelce gezip dışardaki bahçeye de oturmaya karar verdik.

Bilgisayara bilgilerimizi girdiler, bize de birer boş üyelik kartı verdiler. Üşenmeden fotoğrafımı falan yapıştıracağım, kütüphane kartı, en asil duyguların kartı çünkü. Ayrıca üyelik kaydımı yaptırırken email adresimi yüksek sesle söylemek zorunda kaldım, belki de adım ve soyadımla insan gibi bir adres alma zamanım gelmiştir, bilemiyorum.

Şimdi biraz evi toplayıp, toz falan almak lazım. Mektup yazmak, ekmek yapmak, yeni müzikler dinlemek lazım.

Haydi bakalım.

September 19, 2013

Hello.

Gerçekten her şeyin bir sonu varmış! Pazartesi günü doktoramı verdim, size de haber vereyim dedim.
Jüri sırasında sandalyeye takılıp tökezledim, ayağımı kırdım sandılar. Neden konuşurken yürüyorum bilmiyorum.
Evethh.
Kafam hala yerine gelmedi, biraz aptal gibiyim. Kutlamaya da fırsatım olmadı. Bu hafta sonu en azından insan gibi giyinip kaşımı gözümü boyarım, dışarı çıkarız diye düşünüyorum. Belki şemsiyeli ve maytaplı bir şeyler içerim.
Aylardır cevap vermediğim mektuplar, mesajlar falan olduysa özür dilerim. Allah bilir neleri unuttum, hatır sormayı unuttum, yollarım deyip yollamayı unuttum. Kendime geleceğim en kısa sürede. N'aapıyorsunuz, iyi misiniz?