January 24, 2014

Şarkılı Film

Efendim geçen çarşamba kalktık sinemaya gittik, Kızılay Büyülü Fener'de salı-çarşamba halk günü, biletler 10 lira. Arkadaşım S.'yi halk günü de halk günü diye bunalttım, nüfustaki yaşımız değil belki ama ruh yaşımızın bir hayli uyuştuğu kalabalık bir grupla Coenler'in yeni filmini izledik.

Benim solumda arada sırada çantasındaki cam şişeyi çıkarıp su içen bir han'fendi, S.'nin sağında da göbeğini hoplatarak ve tıkanarak gülen, filmdeki şarkılara eşlik eden, sanırım Ankara'nın en neşeli sinema izleyicisi bey'fendi oturuyordu. Bundan sonra halk günü dışında gitmem ben sinemaya, gerçek sinema meraklıları öyle yapıyormuş, bunu anladım. Üstelik 5 lira kardayım, kahve içip milföy paylaştık o 5 liralarla Akman Pastanesi'nde.

Filmi çok beğendim, Bob Dylan'ın ilk albümüyle ortalığı yıkmasından kısa bir süre öncesinde geçiyor, folk şarkıcısı Llewyn Davis sürekli akşamı geçirecek bir yer bulmaya çalışıyor New York'un kara kışında, araya bir Chicago yolculuğu giriyor, ne kendinden emin ne de folk müziğin geleceğinden. Bir de sarman bir kedi var işin içinde. Coenler bir akbabayla çalışmanın bile kedilerle çalışmaktan daha kolay olduğunu, illet olduklarını anlatmışlar, güldüm çok bu karşılaştırmaya.

Oscar Isaac nefis oynamış, diğer karakterler de harikaydı her Coen filminde olduğu gibi. Çok sinirli Carey Mulligan, saftirik Justin Timberlake filan. Oscar Isaac şarkıları da kendisi çalıp söylemiş, uyuz bir izleyici olarak en çok bunu merak etmiştim. Müziklerde kısmen Mumford&Sons parmağı da var. Efsanevi müzisyen ve prodüktör T Bone Burnett filmin tamamının bir folk şarkısı olduğunu söylemiş; bizi alıp olaydan olaya taşıyor, sonra başladığımız yere bırakıyor.

"Inside Llewyn Davis" ya da "Sen Şarkılarını Söyle" böyle biraz melankolik, bol bol müzikli, yer yer sarkastik bir film, ben çok sevdim. Şarkı söylemek deyince, Reha Erdem'in yeni filmi "Şarkı Söyleyen Kadınlar"ın da fragmanını izledik, o 2-3 dakikada bütün yaşam enerjim uçtu, içim büzüldü, filmdeki kadınlar inleyip bağırdıkça koşarak kaçasım geldi. Açık ara en sevdiğim Türk filmi "Korkuyorum Anne"nin yönetmeni diye beğenmelere doyamıyorum ama insan insana bunu yapmaz bence. Fragmandan yola çıkıp bütün filmi de eleştiremem ama ben içinde at ölen filmleri seyredemem.

Evet neyse.



4 comments:

  1. Coenlerin filmleri genelde güzel oluyor. Fargo ve No Country For Old Man de güzeldi. The Big Lebowski'yi unutmayalım. Ama bu film daha bir başka güzeldi sanki ne dersin :) İçinde geçen öğelerden herhalde. Kedi Ulysses (bir Joyce fanı olarak bu gönderme bile filmi sevmeme yetti), folk müzik ve tabii finaldeki çakma Dylan ! :)

    "Reha Erdem'in yeni filmi "Şarkı Söyleyen Kadınlar"ın da fragmanını izledik, o 2-3 dakikada bütün yaşam enerjim uçtu, içim büzüldü, filmdeki kadınlar inleyip bağırdıkça koşarak kaçasım geldi." AYNEN !

    Ve geçen hafta Başka Sinema'da nerdeyse tüm filmlere gittim. Fragmanlarda hep Erdem'in filmi ve Altın Küre alan İtalyan amcalı bir film. Hatta İtalyan amcalı filmin fragmanını ezberledim bile diyebilirim.

    Gloria'ya gidemedin sanırım :/

    Senin de dikkatini çekmiştir. Sabah seanslarında genelde teyzeler amcalar oluyor. Büyülüfener'in kendine has bir teyze kitlesi var. Kendine has..

    Ama seviyorum Büyülüfener insanlarını. En son Jeune&Jolie'ye gittiğimde salonun açılmasını beklerken bir kadınla uzun uzun sohbet etme fırsatı elde ettim. Sinema görüşlerimiz aynı falan o_O

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay evet, bunu kenara ayıracağım galiba ben de, müzik yüzünden :) Yaaa kedi Ulysses'i ben de Homeros'un Ulysses'i diye aldım, Odysseus yani, 10 yıl dolanıp eve dönmesi falan, keh keh güldüm :) Finaldeki çakma Dylan'ı görünce de arkadaşıma atlamışım "oha oha Bob Dylan!!" diye ahhahhaha :D

      İtalyan amcalı film çok güzel bu arada, evde seyrettik onu, ben biraz büzüldüm film başlarken "offffff uzun uzun sessizlikli Avrupa filmi" diye, değilmiş, çok beğendim. Hatta önümüzdeki yaz için Roma'ya iki bilet alıp otelde yer ayırttık filmden sonra :D Bazı meşhur sinema eleştirmenleri "Fellini havası var" yazmışlar, ona da güldük, zaten tek bildiğimiz yönetmen Fellini, o kadarını anlamak için film eleştirmeni olmaya da gerek yok yani ahhahahah :D

      Gloria'ya haftaya salı ya da çarşamba giderim diye plan yaptım, 15:15 seansı var hala. Ya evet, sohbete açık, enteresan bir kitle var, sevindim ben. Bağzı teyzeleri hafife almamak lazımmış galiba :)

      Jeune&Jolie bitmiş yaa, şimdi farkettim! Neyse, Broken Circle Breakdown'a gideceğim bir de, o da önümüzdeki hafta son anladığım kadarıyla. Sonra gelsin şubat ayı filmleri :)

      Delete
    2. Bana Roma demeyin :(( Geçen yaz gidecekken iptal oldu tüm planlarım ve arkadaş utanmadan beni bırakıp bensiz gitti o_O Hala şuramda sızısı kaldı yani. Neyse artık gene para biriktirip giderim bir yaz :D

      Sanırım Jolie'nin son seansına girdik o gün. Baya güzel film öneririm. Blogumda da yazdım ufak tefek bişiler.

      Delete
    3. Valla ben de böyle 7 ay sonrasına falan bilet alınca gerim gerim geriliyorum, asla gidemeyeceğiz, allah bilir neler çıkacak diye ama başka türlü de dünyanın parası.

      Okudum filmle ilgili yazdıklarını, bulurum ben bir yerlerden, seyrederiz muhakkak.

      Delete