February 2, 2014

Ankara Büyükşehir Belediyesi Gururla Sunar: Tonlarca Asfalt

Belediyelerin televizyona reklam verdiği daha önce görülmüş bir şey mi bilmiyorum ama Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin bulvar reklamı herhalde klasmanında tektir.


Sanki kıyamet kopmamış, kalpler kırılmamış, polisler ve kim olduğu belli olmayan bir takım adamlar protestoculara saldırmamış, çocukların kafası gözü yarılmamış gibi. Üst geçit, viyadük, asfalt, yol.

Ağaç, özellikle yeni ağaçlar. 60 bin yeni ağaç. Oyuncak oldu resmen, ordan sök, buraya dik, bunlar zaten ağaç niteliğini kaybetmiş! yenisini dik. Ağaç sevgisi de bir tür test haline geldi buralarda, "gerçekten ağaç sever mi bunlar?", "hayatında bir ağaç dikmiş mi?"; Ankara kralı Gökçek Bey hayatında bir kere elleriyle ağaç dikip büyümesini seyretmiş olsaydı bu mesele böyle kangren olmazdı. Tutmuyor bazen ağaçlar, mutsuz oluyor, yerini sevmiyor, olmadı mı olmuyor. Toprağa sokmakla bitmiyor ki iş.

Bir de saat kuleleri var.

Bunların sadece 34 tanesi ki sanırım sayıları daha fazla şehrin genelinde, 5,8 milyona mal olmuş. Eski parayla 5,8 trilyon yani. Açılan ihaleye tek firma katılmış, tek firma teklif verip almış ihaleyi.

Benim eve yakın olanı böyle Dolmabahçe Sarayı'nın o meşhur kapısı bozulup da yapılmış gibi olanlardan, daha modern hatlara sahip kırmızı falan olanları da mevcut.

Neden saat kulelerine ihtiyacımız vardı bilmiyorum, bize kimse sormuyor zaten. Ha sorsalar ne olacak, zamanında böyle düğüm olup halka sorulan bir mesele için koşup koşup tekrar sıranın arkasına geçen 10 yaşında çocuklarla oy kullanmışlığım var.

O trilyonlarla böyle göstermelik saçmalıklar değil gerçekten insanların hayatlarını kolaylaştıracak işler yapılabilirdi. Fakir mahallelere çocuklar için kitaplıklar, internet erişimi, bilgisayarlar gidebilirdi. Hayvan barınakları baştan ayağa değişebilirdi, köpekler kendi kakalarında yuvarlanmaz, açlıktan birbirlerine saldırmazdı. Öğrencilere burs verilirdi ama maddi manevi karşılık beklemeden, kim olduğuna bakmadan.

Videoda silüetini, şehrin logosunda hayaletini gördüğünüz Ankara'nın sembolü Atakule'deki işyerleri battı bu arada, şu anda kapalı Atakule. Geceleri fosforlu ışıklarla yanıp sönüyor, sağına soluna bir şeyler inşa edeceklermiş, ne olacak bilmiyorum. Aynı şekilde Karum Alışveriş Merkezi'nde de durum hiç iç açıcı değil, Tunalı üzerindeki pasajların esnafı da garantide değil. Bu viyadükler, bulvarlar falan insanları dev AVM'lere taşıyor, AVM önlerinde trafik tıkanıyor, o esnada mahalle esnafının kapılarına "Bu işyeri mahkeme kararı ve icra yoluyla boşaltılmıştır" diye kağıtlar yapışıyor.


Kalbimiz sıkıştı bu kapıyı görünce, bu dükkanın sahibi yeni yıla böyle girdi.

En büyük atraksiyonu tuhaf bir şekilde alışveriş festivali haline gelmiş bir şehirde kimden ne bekliyorum, bilmiyorum. Belediyeden beklentim tonlarca asfalt ve kimsenin kafasını kaldırıp bakmadığı saat kuleleri değil ama, bunu biliyorum. 

Birisi, twitter'da galiba, "inşaat medeniyet getiriyor olsaydı Dubai medeniyetin beşiği olurdu" diye yazmış. Böyle hisler içindeyim pazar pazar. 

7 comments:

  1. Yıllardır Ankara'da saat kuleleri isteyen biriyim. Ciddiyim, cümlenin içinde ironi yok. Şehrin belli başlı yerlerine dikilmesi taraftarıyım. AMA böylesi ucube şeyler değil elbette. Astronomik rakamlar bir yana göz zevkine tepki olarak dizayn edilip inşa edilmişler resmen. Hangisiyle karşılaştıysam midem kalktı. Hele bir tanesi var.. türbeden bozma.

    Şehir kapılarına ne diyorsun ? Eskişehir yolundakine denk geldim de geçenlerde.. Tamam bir şey yapıyorsun bari hakkıyla yap. Dimi ama ? Hadi kafaya koydun, parayı -illa- bunlara gömeceksin, bari en iyisini yap ! Yok arkadaş. Gene bir halta benzemeyen yapılar yükseldi Ankara'mızda. Tabii favorim (!) şu sıralar Kızılay'ın tam göbeğine dikilen "elektronik billboardumsu çiçek görünümlü şeyimsi" cisim. Bildiğin Kubrick'in monoliti de neyse :D

    Dediklerine aynen katılıyorum. Bu paralara hayatlar kurtarılabilir, olmadı hayatlar kolaylaştırılabilirdi. Yahu adamlar güya görme engellileri düşünerek sarı şeritler çektiler kaldırımlara. Bir çoğu manasız noktalara varıyor. Ama zaten bizim ülkede belediyecilik başka algılanıyor zaten. Yol yap kaldırım yap, senden kral belediyeci yok. Başka bir görevin yok zaten. Çankaya Belediyesi de en az Büyükşehir kadar vizyon yoksunu bir belediye. Onlarda aynı şekilde seçime kadar sokaklara ellemez, seçim yaklaştı mı "çalışıyoruz" pozlarına bürünürler. Çok üzücü. Allah'tan kurtuldum Çankaya'dan.

    Atakule'ye ÇOK yazık oldu. Eskiden giderdik ne güzel. Orada milyarlarca anım var. Onla bunla şunla. Hayatıma giren çoğu insanla orada bulunduk sanırım bir defa da olsa. Şimdi o arka bölüm yıkılıp avm olacakmış. Hani bir politikacı demişti ya, "hadi ordan" diye. Aynen öyle! Oldu olacak gel odamın ortasından da yol geçir, salonuma avm dik!! Yahu her fırsatta övdükleri Cumhurbaşkanı bile ne diyor İtalya'dayken "oh be burada ne avm var ne gökdelen". Bizse şehrin içine etmek için canımızı dişimizie takıyoruz resmen. Yakında Kuğulu ve Güvenpark da yıkılır merak etme. Böyle beton içinde yaşarız. Beton soluruz.

    Mesela benim bir projem var. Şu Armada'nın karşısında -sonunda- yıkılan ucubenin yerine park yapılsın. Bol yeşilli. Madem söküyorsun abi ağaçları git oraya dik. Adam gibi yeşillik görsün Eskişehir Yolu ve çevresi. Tabii bunlar vizyon meselesi Mina. 30 Mart gecesi göreceğiz betona mı yeşile mi devam.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Fast food gibi saat kulesi bunlar, sevilecek bir tarafları yok ki. Şehir kapılarını daha yeni duydum, görmek nasip olmadı :) Kızılay'daki fütüristik monolitin de fotoğraflarını gördüm, çok elzem olmadıkça Kızılay meydanından geçmiyorum bayağıdır. Ama en kısa zamanda yerinde tespit için gidip bakacağım. Bak bunlar işte hep vizyon, belediye çalışıyor :)

      Çankaya Belediyesi'ne de gıcık kapıyorum, benim bildiğim 13 senedir aynı kaldırımlarda aynı taşlar kırık, Büyükşehir para vermiyormuş, engelliyormuş. Bir tuhaf işler, Büyükşehir Belediyesi hakikaten inanılmaz şekillerde çalışıyor ama alt tarafı kaldırım yahu bu. 13 sene diyorum! Getir dök taşları, elbirliğiyle döşeyelim mesela?

      Valla Atakule'nin hemen arkası Botanik diye endişelenmiyor değilim. Kıtır kıtır yerler mi acaba ağaçları? Benim de anılarım var orda, yukarı çıkıp şehri seyrederdik bazen, bir tane de fotoğraf çekmedim ordan, üzülüyorum.

      Güvenpark'ın ahı gitti vahı kaldı zaten, dolmuştan otobüsten göz gözü görmüyor. Kuğulu'ya dokunurlarsa herhalde ben don gömlek koşmaya başlarım, ordan başka gidecek yerim yok benim. Armada'nın karşısı için projeni çok beğendim, hem oralarda çalışan insanlara da nefes alacak bir yer olurdu ama tabi 30 katlı avm+rezidans dikmek dururken parkı kim kaybetmiş de biz göreceğiz.

      Öff, valla bilmiyorum 30 Mart gecesi gözyaşlarımla yastığı ıslatacağım herhalde, biraz umutsuzum.

      Delete
  2. OT Dergi Ocak sayısında Ankara'yı anlatan bir yazı var, ben Ankara'yı hiç bilmem, yazı çok ilgimi çekti, güzeldi.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Bakayım bulabilecek miyim dergiyi, merak ettim yazıyı. Teşekkürler haber verdiğin için :)

      Delete
  3. Ama adamların rant elde edebilecek fantazileri takdire şayan yani.. Bu akşam haberlerde izledim, Ankara'nın göbeğine köy projesi uygulayacaklarmış.. Değirmeni, tavukları, ahşap evleri olan.. Falan filan.. Sokak çocuklarını, Sokak hayvanlarını hallettik.. Herşey güllük gülistanlik.. Teheyyy teheyy..

    ReplyDelete
    Replies
    1. Yani Ankara'nın köyleri vardı zaten, tavuklu mavuklu ama tabi Ankara gibi canavarca büyüyen bir şehrin kenarında sıkışıp da tarımla hayvancılıkla geçinmek mümkün mü? Oralar pembe toplu konut sitelerine dönüşüyor, sonra da kurt indi, köpekler geziyor geceleri diye şikayet ediyorlar.
      Melih Gökçek Bey'in yok ettiği şeylerin yerine sahtelerini, plastiklerini, peluştan yapılmış olanlarını koymak gibi bir adeti var.

      Delete