February 17, 2014

PTT Pul Müzesi

Geçen hafta annemle PTT Pul Müzesi'ne gittik. Aslında öylesine Ulus'a gidiyorduk, ne zamandır aklımda diye giriverdik içeri. Yandaki fotoğrafı da müze civarında "aaaeeeyy negzel sokak ismi" diye çektim, annem gözlerini devirdi, 40 yıllık sokağı yeni keşfediyor olmam içini baydı sanırım biraz.

Blogunu takip ettiğim Güven, İstanbul'daki PTT Müzesi'ne gidip yazmıştı, insan müzeden nasıl kaçırılır anlamak için onun deneyimini okuyabilirsiniz. Ankara'daki müze pek sevimliydi, çıkarken bir sarılıp öpüşmediğimiz kaldı güvenlik görevlileriyle.

Müze binasının fotoğrafını çekmemişim, tasarımdergisi'nin web sayfasından araklayıp koyuyorum aşağıya. Ankara'daki bir çok havalı bina gibi bu da Nazi rejiminden kaçan Avusturyalı mimar Clemens Holzmeister'in elinden çıkma. Restore edilip müze haline getirildi, pek hoş olmuş, yani bir düşünün müze olmak yerine neler olabilirdi, başına neler gelebilirdi. Holzmeister'in aynı zamanda TBMM'nin de mimarı olduğunu söyleyip müzenin içine geçeyim hemen.


Girerken biraz da Güven'in başına gelenleri hatırlayıp sırt çantamı bırakmam gerekip gerekmediğini sordum, tuhaf tuhaf baktı güvenlik görevlileri. Gerek yokmuş, flaşsız fotoğraf da çekebiliyormuşuz, birer müze yerleşim planı da verdiler. Abi gururla "Müzemiz 6500 metrekareye yerleşmiştir." dedi, karşılığında hayranlık nidaları sarfederek girdik. Yerde oklar var, onları takip etmek lazım ama kısa sürede dağıldım ben, zira müze gerçekten devasa boyutlarda.

Giriş katında posta sisteminin tarihçesiyle ilgili eşyalar, bilgi panoları falan var. Bu kırmızı posta kutularını çok beğendim, posta sistemini anlatmaya da Sümerler'den başlamışlar, sevindim hemen.


Postacı üniformaları var, burda da oyalandım bayağı.


Büyük ve güzel ekranlardan yıl yıl pullara bakmak mümkün, dokununca pulla ilgili bilgi sayfası açılıyor, bu da çok eğlenceliydi.


Üst katlar da filateli meraklıları için cennet gibi, kıyamet gibi pul var, dönemlere ve konulara göre ayrılmış vaziyette. Baskıya hazırlık aşamaları, ilk çizimler, ilk gün zarfları; bir yerde pes edip geri döndüm, galiba tam bir gün ayırmak gerekiyor.


Eski makineler var, damgalar falan, taa çivi yazılı tabletlerden Hürrem'in Kanuni'ye yazdıklarına kadar çok güzel mektup örnekleri var. Kulaklıkla bir yandan bilgi alarak da gezebilirsiniz. Yani öyle "Ulus'ta bir çay içip sepet alalım ayol" diye çıkıp da şöyle bir uğramakla hakkını vermek mümkün değil.

Gezerken bir kenarda kartpostal görüp saldırdım, çıkarken de bir miktar broşür ve takvim verdi kapıdaki abi ve abla. Hediyelik eşya dükkanı ve minik bir kafe de mevcut, süvenir kısmı çok iştah açıcı değildi ama belki olur zamanla.

Hazırlıksız gittim, telefonla çekince fotoğraflar da gariban kaldı biraz. Zaten bir süre sonra aklıma bile gelmedi fotoğraf çekmek, annemi de kaybettim, bir kaç kat aşağıda elleriyle havaya daireler çizerken buldum. Meğer öyle uzaktan dokunmatik, havalı bir mekanizma varmış, eski belgeleri sanal olarak okuyup sayfalarını çevirebiliyormuşsunuz.

Velhasıl süper bir müze olmuş, gıcır gıcır, panolar ve vitrinler şahane, çalışanlar güleryüzlü, çoğu şey interaktif. Gidiniz, yakınlarınızı götürünüz, ben çok beğendim.

24 comments:

  1. Çok hoşmuuuş!
    Bu binaların da mimarlarını, hikayelerini merak etmeye geçen yıl başladım, daha önce hiç düşünmemiştim. Bülent Hoca bir derste Sıhhiyedeki (sanırım) köprüyü göstermişti, ayakta durması için özel bir teknik kullanılmış, bilyeler milyeler bişeler anlatmıştı. Bizim kampüsün binalarının da bilmemne akımına uygun yapıldığından falan bahsetmişti, o akıma göre binalar süslenmiyor ve boyanmıyormuş. Öyle başladı merakım ama sadece merak ediyorum, nereden merakımı tatmin ederim hiç bilmiyorum.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Senin derdinin ilacı mimarlık tarihinde :) Dur bakıyım, babamda bir şeyler vardır.

      Delete
    2. Evet bak bak *.*
      Mina, her derdime çözüm buluyorsun. Bir de beni pavyona götürürsen çok minnetar kalırım. Bir de striptiz kulübüne. *.*

      Delete
    3. Ay ben de istiyorum pavyon görmek ama sürekli refüze ediliyorum, Manila var bir tane, o meşhurmuş. Striptiz kulübü konsepti Ankara il sınırları içinde nasıl bir şeye dönüşüyordur acaba? :) Kötü bara gitsek, olur mu?

      Delete
    4. Hişt kızlar, büyüğünüz olarak size müdahale etmek gereğini duydum, ne o bar, pavyon, sitiripitiz kulübü filan. Yolunuz yol değil haaa, çekerim kulağınızı yazdırırım Biçki-Dikiş Kursuna oturur teyel yaparsınız. Duymayım bir daha :)

      Delete
    5. Urla'da biraz uzun kalabilsem Biçki-Dikiş kursu tam evin çaprazında, ona da hallenmedim değil yani :D
      Bu pavyon merakı tamamen turistik ve araştırmacı sebeplerden kaynaklanıyor ablacığım, yok mu şöyle temiz bir aile pavyonu? :)

      Delete
    6. Eskiden İzmir Fuarı'nda tanıtım standlarına pavyon hatta paviyon denirdi, oraları bi dolaşın burnunuzun yeli insin ya da bir eski Türk filmi izleyin, Vesikalı Yarim olabilüüü mesela :)

      Delete
    7. Bunu unutacak kadar uzun süre olmuş demek ki ben İzmir'den çıkalı, fil deyince de aklıma Bahadır geliyor zaten, şimdi başka bir fil var halbuki. Açayım ben Türk filmi kanalını, bakayım ne çıkacak bahtıma, "tamba tumba esmer bomba" olur, Buruk Acı olabilir, Beklenen Şarkı da olur. Pavyon olmasa da olur, şarkılı olsun ama :)

      Delete
    8. Benim pavyon merakım Adana'daki arkadaşlarımın "Ankara pavyonlarına bi gidip görmedin mi Cessie, ehueheueheu" diye Nuri Alço kahkahaları atmalarına dayanıyor! Fotoğraf da çekeceğim, alın size pavyon diyeceğim.

      Ben küçükken Kuran kursuna bile gitmiştim. *.* Biçki dikişe de varım! :D

      Delete
    9. Evde pavyon ortamı yaratıp sahte fotoğraflar çekebiliriz. Dikiş makinası da var, ben bir çözersem nasıl çalıştığını, korsan dikiş kursu da olabilir bak. Kuran kursuna zaten gitmişsin, eski kültürlerin din ve inançları kursu teklif edebilirim ama çalışmam lazım önce biraz. Bak bunu müzede yapabiliriz aslında, bana da anlatması daha kolay olur hem.

      Delete
    10. Eski kültürlerin din ve inançları kursu daha verimli, anlamlı olur herhalde. Benim gittiğim kursta hoca caminin içinde yuvarlanıp şarkı söylüyordu zira :D

      Delete
  2. Enem Ankara'da gidilecek mekan buldum yaşasıng, hem de en sevdiğim binalardan birinde :) Kediseven sokakta Bilge Karasu'nun oturduğunu biliyor muydun?
    Salt Ulus'a gittin mi piki, Vakıf Apartmanının yanındaki alçak binada, orası da hoş bir mekan...

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ben de gelirim, yazın günler uzun hem, çıkınca çay içer sepet alırız :) Bilge Karasu"nun orda oturduğunu da yeni öğrendim, ne isabetliymiş :)
      Salt Ulus'a da gidemedim hala, bakıyım bir aktiviteye denk getirip giderim bu aralar, merak ediyorum o tarafları.

      Delete
  3. Büyük keyifle ve kıskançlıkla okudum. İstanbul görsün de örnek alsın biraz. :(
    Ankara'ya gelirsem mutlaka uğrayacağım bir yer hakkında güzel bir yayın olmuş. En azından PTT gerginliğim biraz olsun azaldı böylelikle. :)

    Yalnız bazı eksikler fark ettim:

    * Bloga müze hakkında yazı yazmak için izin alınmamış.
    * Kapıda kimlik verilmemiş.
    * El kol sallaya sallaya rahat rahat gezilmiş. Görevliler arkanızdan takip etmemiş.
    * En önemlisi fotoğraf çekilmiş.
    * Not tutarken (tutulduysa) görevli gelip bu notları "Neden tutuyorsun?" diye sormamış.
    * Broşür alabilirim diye sorunca güvenlik "İster şimdi ister çıkışta al" diyerek geçiştirmemiş. :D

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ahahhahhaha :D Ya valla, ben hazırlamıştım halbuki kendimi kapıda ikametgah ilmuhaberi, tapu kaydı falan göstermeye :) Kafe kısmındaki bankta sırtçantalı turist uyuyordu, onu bile kimse ellemedi.

      Delete
  4. Aaa harikaymış, pullara bayılıyorum! İstanbul'daki PTT müzesinin binası da şahane ama içi 1960'ta ne haldeyse öyle kalmış. Atıl, eski...

    ReplyDelete
    Replies
    1. Hayatımda hiç bu kadar pulu birarada görmemiştim, çok acayipti! Belki İstanbul'dakini de elden geçirirler, pulseverler için hiç adil değil bu durum :)

      Delete
  5. Kendini hazırlayıp gitmen aslında daha iyi olmuş:) O iyi niyet karşısında içine sızan mutluluk çok iyi gelmiştir eminim. Bazen kötüye hazırlanmak ama güzelle karşılaşmak daha çok umutlanmaya sebep oluyor ve ben bunu seviyorum. Çok gitmek istedim ben de oraya. Gelince beni götür tamam mı? Senelerce Ankara'da kalmış fellik fellik gezmiş biri olarak nasıl o sokağı görmedim ben hayret. Aslında görüp unutmuş da olabilirim ama ondan da emin olamadım:) O zamanın kafasıyla kim bilir aklım nasıl uçuş uçuştu. O sıralarda ya kitapçıda para denkleştirmeye çalışıyor ya da 1 liralık döner ekmek yiyorumdur:) Öğlense bir barda bira içiyor olabilirim de tabi:) Bu arada üst yorumdaki pavyon görme kısmına katılıyorum:) Ben de şu türk filmlerindeki gibi pavyonlardan görmek istiyorum. Striptiz kulübüne de varım ama Ankara'da dediğin gibi o yer neye dönüşmüştür bilemedim:) Oradayken kendimi en huzurlu hissettiğim ve saatlerce kaldığım yer olgunlardaki sakal kitap kafe idi. Minik cam terasındaki duvardan çıkan ağacın dallarında türlü ıvır zıvırım vardı, belki hala duruyordur. Bir kere ağlamıştım moralim bozuktu bana bir şeyler ikram etmişlerdi sonra da giderken elime kek tutuşturmuşlardı hiç unutmam. Bir gün hala duruyorsa eğer oraya da gitmek isterim seninle çok güzel kek ve börekleri vardı. Kek her zaman mutsuz anlara iyi gelmiştir ne de olsa bir bardak süt veya kahve eşliğinde..Ahh pullarımı çalan pis hırsız yatacak yerin yok valla!!! Her durumda sövüyorum sana haberin olsun!!!

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay evet, galiba o "kesin burnumuzdan gelecek" hissiyle gitmenin faydası oldu, sevincim ikiye katlandı, haklısın :) Gideriz sen gelince, belki Kızılay'dan yürürüz, o zaman bütün sokak isimlerine bakabiliriz hem. Sulu Han'a da gideriz, Ankara'daki boncukların moncukların, türlü plastik eşyanın falan anavatanı o han bence :) Ucuz pazen kumaş buldum bir de, onlara da ayrıca heyecanlandım.
      Sakal kitap kafe duruyor mu bilmiyorum bak, bir daha o taraftan geçerken bakarım.
      Ay buralardaki striptiz kulüplerinde Ankara havası çalıyordur, çok eminim :) Öyle filmlerdeki gibi atletik kızlar falan da yoktur diye tahmin ediyorum, bence hiç risk almayalım, kek yemeye gidelim biz efendi gibi ahhahah :D
      Yazarken de aklıma geldi senin pul hırsızı, bir kere daha kötü karma yolluyorum burdan, hayrını görmesin!

      Delete
    2. Gidelim gidelim valla yaa.. Ay artık gelelim zaten biz bence:):) Çatlıycam yoksa ben! Sulu han ı biliyorum bilmem miiii. Oradan bir adamdan boncuk alırdım birkaç kez pazarda satmışlığım da var. O hanı da pazarcı adam vesilesiyle bulmuştum süper bir yerdir, özlemişim. Ulusta süper yerler var ya hepsi hafızamda duruyor gelince bulurum kesin:) Bir de gitmeyi istediğim ciğer 52 var hala duruyorsa elbette müthiş ciğer yapıyorlardı bir zamanlar otogara gitmek için indiğimiz metro durağının hemen arkasındaydı:) Sakal duruyorsa çok mutlu olurum valla. Ama zamana yenik düşmüş de olabilir. Seneler sonra buraya çalışmaya gelen biri oradan tanıdık çıktı biliyor musun çoook şaşırmıştım:) Striptiz kulübünü es geçtim tamam, kek yiyelim biz çayla. Bir de kitap kulübü falan girse keşke hayatımıza, gelince yapsak mı böyle bişey acep görüşme bahanesi de olur valla, filmi de iyiydi jane austen kitap kulübü izlemediysen izle:) Pul hırsızı, pis pul hırsızı, bu kadar lafa bu kadar senede onun burnundan gelmiştir zannımca:)

      Delete
    3. Ben hazırım ruhen bir kitap kulübüne :) Filme de bakiyim madem kitaplı kulüplü. Ulus bayağı kendi çapında bir evren yahu di mi? Gelin valla artık da hem burayı hem Kemeraltı'nı turlayalım.

      Delete
  6. Bak şimdi iş çıkardın bize :D Kaç yüz yıllık Angaralıyım ama buranın varlığından bile haberdar değilim. Deniz görmemiş İstanbullu tayfadan farkım yok sanırım. Aslında sorun Ulus'ta. Hatırlıyorum, ben çocukken daha işlek bir yerdi. Yolumuz da düşerdi hani. Şimdi ne yolumun üstü ne de içimden "yahu bir Ulus mu yapsam" şeklinde bir şeyler geçmiyor. Oysa Ulus çok nalet bir yer. Kötü anlamda demedim elbette. Öylesine tarihle iç içe ki.. Başka şehirlerde olsa buralara çok daha özen gösterilir turizme açılırdı. Mansur Yavaş gibi konuştuğumu farkediyor susuyorum :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ahhahhahaa, ayyyy bu seçimler hepimizi birer Mansur Yavaş, birer ilçe adayı haline getirdi :D
      Ulus çok güzel geziliyor, insanın aklına bir sürü şey geliyor dolaşırken. Daha önce farketmediğim iki tane eski apartman gördüm, güzelce restore etmişler. Tam kavşakta, trafik kördüğümünün kenarında, arka tarafları kargacık burgacık atölyeler falan ama otururdum ben o apartmanlarda, nasıl güzel pencereleri var bir görsen. Allah bilir içleri nasıl? Dur azıcık yazıyım Ulus gezintisini de bari :)

      Delete