March 26, 2014

Bir Küçük Cami, Bir Güzel Müze, Bir Miktar Süvenir

Apartmanın bahçesindeki su saatini iptal ettirmek için kalkıp Ulus'a gittik. Bugün herkeste bir şeyler var, Aski danışmadaki kız çok yardımcı oldu, sayaç atölyesindeki kızla kikirdedik falan. Hayırlısı.

Tabi olaylar hiç planladığım gibi gelişmedi ve kendimi Hacı Bayram'da buldum. Cenaze varmış, annem çay içelim diye tutturdu, "ay orda sokak var, şurda daha inşaat devam ediyor" diye diye beni sürükledikçe sürükledi. Sokak başlarında durup kaleye baktık, evlere baktık, en sonunda kendimizi küçücük bir caminin önünde bulduk.

Şeyh İzzettin Camii bu bölgedeki sağlıklaştırma çalışmalarının arasında sakin sakin duruyor, inşa tarihi için 14.-15. yüzyıl gibi bir tarih aralığı vermişler. İnternette de pek bir şey bulamadım. Son dönemde bir restorasyon geçirmiş. Kim yaptı bilmiyorum ama bayağı baştan savmışlar. Cami taş temel üzerine kerpiç duvarlı, kerpiç güzel bir malzeme, ben çok seviyorum. Ama bakım ister, öyle üzerine sıvayı basıp çekip gidemezsiniz. Zaten elektrik kablolarını duvarlara sokup gitmişler, mihrabı da nişleri de beyazla sıvayıp gitmişler, ne yazılar okunuyor ne motifler seçiliyor.


Abdest almak için sadece bu duvara tutturulmuş lavabo var, onu da çevreden birileri yaptırmış. İçerde duvarların zeminle birleştiği yerler dökülmeye başlamış. İmam çok mutsuzdu, bunları çevreme anlatmamı istedi. "Cemaat de yok zaten, biz çok garip kaldık burada, boynu bükük kaldık." dedi, biz derken cami ve kendisinden bahsediyor, ikisi bütün gün başbaşa. Fotoğraftaki abla ellerini yıkayıp gitti, biz gittik, imam öğle namazı için içeri giriyordu dönüp baktığımda.

Şeyh İzzettin Camii'ni bağrıma basıp yaralarını sarmak istedim, şimdi oturup nereye email atıp taciz edebilirim diye bakacağım. Bu ufak tefek Anadolu camilerini çok önemsiyorum, birileri betonu basıp "aha da restorasyon" deyip işin içinden çıksın istemiyorum. Yolunuz düşerse imamla dertleşin ne olur siz de biraz, o da camisini çok önemsiyor. Bu camiyi bulmanın en güzel yolu hafifçe kaybolmak.

Anneme bir yerlerde çay içirdim, Kızılay'a doğru yürümeye başladık, bir yerden sonra annem beni dinlememeye, bir şeyler aranmaya başladı. Meğer Ankara Vakıf Eserleri Müzesi'ni arıyormuş. Eski Hukuk Mektebi binası, 2007'den beri müze olarak hayatına devam ediyormuş, benim haberim yoktu. İçeri girip kilime, ahşaba falan doyduk.




Bu aşağıdaki ahşap parça Divriği Ulu Camii'denmiş, inceliğine, detaylarına ağzımız açık bakakaldık. Yanına ölçek olacak bir şey tutsaymışım değil mi? Neyse.


Bu hayat ağaçlı kilimi çok beğendim.


Bir de bu el yazmasını.


Müzeyi gezmeyi bitirdiğimizde annem hala danışmadaki kıza "Başka eski bir şeyler var mı?" diye soruyordu. Çıktık, bahçede tüylü bir tekirin başında bekleyen iki kadına laf attım "Ay bu da vakıf kedisi mi yoksa?" diye, gülüp onayladılar. Eve almışlar, istememiş, mecburen bahçede bakıyorlarmış. Yemeğini yemesini beklediler, gözüne damla sıkacaklarmış. Visine sıkmışlar, o iyi gelmemiş, veterinere sormuşlar, başka bir şey almışlar. Burdan selam yollamış olayım bu iki müze çalışanına, çok güzelsiniz iki gözüm önüme aksın. Ankara Vakıf Eserleri Müzesi, Atatürk Bulvarı üzerinde ama iki binanın arasında biraz içerde kalıyor, aşağı yukarı Opera'nın karşısında. Giriş ücretsiz, tabi pazartesileri kapalı.

Annem bir yerlerden peynir meynir de aldı kaşla göz arasında, Kızılay'a yürümeye devam ettik. Bulvardan gitmeyelim, ay orası güneş, aman burası dar diye diye kendimizi Dösim'in önünde bulduk. Adı değişmiş, Geleneksel El Sanatları olmuş. Biz girmezdik aslında içeri ama vitrindeki manzara şuydu.


Girmeyip ne yapacaktık, sorarım size. Mithatpaşa'daki bu mağazada çalışanlar da inanılmaz güleryüzlü, kataloglar çıkardılar, annemle kilimlerden  bahsettiler. Ben o arada bir kitap, bir de damga mühür setini usulca kasaya yığdım. "Aaay bu kedi ne? Eşyaları kırmıyor mu? Kırarsa maaşınızdan mı kesiliyor? Kim ödüyor kırılanların parasını?" diye histeri geçiren başka bir müşteriye "BEN ÖDÜYORUM KIRILANLARIN PARASINI!!" diye haykırdım. Susmayacaktı çünkü, böyle iyi oldu, sustu. Annem biraz kaçtı benden ama olsun.


Bir kere daha çay içip eve dönmeye muvaffak olduk. 35 kilo kadar çeken Osman Hamdi Bey Sözlüğü'nü okuyup biraz daha mı çay içsem ne yapsam? Yalnız Tokat yazmalarının motiflerinden damga mühür yapmak kimin aklına geldiyse çok yaşasın, tanışsaydık kesin çok iyi arkadaş olurduk.

Havada bir şey var ama, valla bak. Bir tuhaf.

20 comments:

  1. Kedi. Kedileri horlayanlar. Hayvanlara hayvan gibi davrananlar. Of bitmiyorlar ve her yerde virüs gibiler. Nasıl da güzel cevap vermişsin bir kez daha. Gözlerinden öperim.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Yahu kocaman dükkana girmişsin, sana ne bir kenardaki kediden, yürü ne alacaksan al. Car car car. Nasıl da derin uyuyordu kedi, kürekle alsan uyanmaz, giren çıkana bıyığı bile titremiyordu. Sustu neyse ki adam, yoksa kendimden insan-fişeği yapıp üzerine atlayacaktım, artık vitrinden çıkardık beraber :D

      Delete
    2. DİKKAT UZUN BİR YORUM İÇERİR!

      Hayvanları insanlardan, kedileri de hayvanlardan daha çok seviyorum (oysa cümle içinde geçen tüm canlılar hayvan ama nese :D). Kedi olsun köpüş olsun isterse deve olsun, hiç fark etmez. Bahçeli'nin deyimiyle "alayını" seviyorum. Onları rahatsız edenleri ben de rahatsız etmeyi görev bildim kendime. Biri su mu döküyor hayvanın üstüne, hemen misilleme yapar su dökerim o kişiye. Kova kova. Kısasa kısas. Bazılarının gözünde "crazy cat person" oluyoruz sanırım ama başka türlüsü olmuyor. Ne kadar sessiz kalır, pasif olursan sana ve hayvanlara o kadar yükleniyorlar. Eskiden Lennon gibi "sessiz sakin barış" kafasındaydım. Ama olmuyor olamıyor. Hayvan hakları aktivistleri dişini göstermeyi bilecek arkadaş.

      Camiye gelince. Çok sevimli bir mimarisi var. Ve bir kez daha "ne biçim bir ülke lan burası" demek istiyorum izninizle. Elin Amerikalısı iki yüz üç yüz yıllık "kısa" tarihinin değerini bilirken biz elimizdeki hazineleri görmezden geliyoruz. Amerikada 14.yüzyıla ait bir kilise olsa ya da resmi bina filan olsa herifler onu korumak için seferber olur. Vakıflar kurar paralar toplarlar. Biz camileri, antik tapınakları, mezarları ve daha nicesini umursamıyoruz. Yahu adamlar antik mezarların üstünden "kamu yararı"na yol geçiriyor daha ne olsun ?! Peh.

      Delete
    3. Valla bu kedoşu zaten kendi yemeklerinden falan ayırıp besliyorlarmış, ben hönkürmesem de kimsenin kediye dokunacağı yoktu. Ama memleketin geriye kalan bütün sokak kedileri, sokak köpekleri var tabi. Ben de daha sessiz biriydim, susamıyorum artık. Crazy cat person da olayım, daha kötüsünü de desinler, hakaretlerden gocunan biri değilim. Aptal falan derlerse üzülüyorum sadece :)

      Cami çok güzel, bize "adopt a mosque" ayarında bir sosyal sorumluluk kampanyası lazım, kütüphane de olur, kilise de olur. 3-5 bağış da yaparsın, gider süpürürsün, ne bileyim, kermes olur bir şey olur. İçine yaptıklarını görsen daha da üzülürdün, resmen duvardan bir demet elektrik kablosu fışkırıyor, öyle bırakıp gitmiş restore edenler. Zamanında nakış gibi işlemiş ustalar duvarı, nasıl üzerine öküz gibi beyaz sıva sürüyorsun? Aklım almıyor. Ama tabi illa dünyanın en büyük camisi olsun, aman beton olsun, aman uzaydan görünsün.
      Geri gideceğim, en azından imamla çay içerim. Bilmiyorum elimden ne gelir başka.

      Delete
    4. "Aptal falan derlerse üzülüyorum sadece" kısmını okurken istemsizce aklıma Erol Büyükburç'un "ben saksı değilim" isyanı geldi. Aptal diyenler dönüp kendilerine baksınlar bir zahmet. Hayvan sevmeyenlere bir şey diyemem ama hayvan sevmeyip bir de onlara zarar vermeye kalkanlar aptalın dibidir. Ve ne yazık ki toplumda böyle aptallardan bolca bulunmakta.

      Dünyanın en güzel camilerinden bazıları İstanbul'da ve biz onları adam gibi korumak yerine sil baştan yeşil tepelere yeni beton yapılar dikmenin derdindeyiz. Oysa mevcut camiler aslına uygun elden geçirilse bahçeleri düzenlense turistik yerler haline getirilse ya. Yok. İlla büyük illa yeni olacak.

      Delete
  2. Ay o kedi yıllardır orda, o cıncık boncuğun içinde dolanır durur. Ben orayı pek severim yahu, pek şükela şeyler bulunur. Yalnız o damga mühür setine bittim, Ankara'ya gelir gelmez edineceğim kendisini.
    Vakif Eserleri Müzesi diye okuyunca ay "kaatı"lı el yazmasını görmeden çıkmasaydınız diyordum ki gördüm kendisini. Nassı güzel bir şey değil mi?
    Bu küçük camilere ben de hastayım. Ulucanlar Cezaevi Müzesi'ne gitmiştik 2 yıl önce dönüşte ulucanlar ara sokaklara daldık. Orada minnacık, eski bir cami gördük, adı neydi biliyor musun: "Hemhüm Camii". Yazın senle şöyle bir ara sokaklara dalalım ne dersin?

    ReplyDelete
    Replies
    1. Dalalım ara sokaklara, Hemhüm Camii'ni de göreyim. Hamamönü'ne gidemedim bir türlü, oraya gidelim, sen gezdir beni. Ya müze çok güzelmiş, arkada da hafif bir tasavvuf müziği çalıyordu, kilimlerin arasına kıvrılasım geldi. Annemi sökerek çıkardım, "benim çok zengin olmam lazım" diye söyleniyordu ahhahaha :D

      Delete
  3. Ay minash ne harika bir gun olmus. Keske ben de yaninizda olsaydim dedirten cinsten. Her bir kare ayri bir hos etti gonlumu. Ben de bugun kizlaragasindaydim dolandim durdum kilimler gumusler kaveler kumaslar arasinda. Belki ayni vakit cay yudumladik. Ne tekirler sevdim de artik yoktular.ehiehi. havada bisi oldugu kesin...

    ReplyDelete
    Replies
    1. Bak paralel evrenler hep bunlar :D Ben de Kızlarağası'nı özledim çok, Kemeraltı'nı özledim. Ay bir anneler günü öncesi senle kaybolmuştuk Kemeraltı'nda hatırlıyor musun? Senin ayağında tahta sabo terlikler, birimizin elinde de bir saksı fesleğen vardı, hangimiz hatırlamıyorum ahhahaha :D

      Delete
  4. Cami çok şirin.. Yıllardır Avrupa'da yaşıyorum.. Tek bir kilise inşaatına denk denkgelmedim.. Var olan kiliselerin restorasyonu olur hep. Var olanı korurlar.. Ki hrıstıyanlar dinlerine daha bağlılar.. Bizde ise var olanı korumak bir yana, yak yık.. Yenisini yap.. Heryer cami inşaatı.. Ve hepside çirkin..

    ReplyDelete
    Replies
    1. İmamın üzüntüsü de beni çok etkiledi, restorasyona müdahale de edememiş, dinlememişler onu. Valla şahsi kanaatim bu işin dış görünüşünün özünden daha fazla önemsendiği yönünde, zaten memleketin camisinden tut da residansına, şehir meydanlarından alışveriş merkezlerine kadar itirazım var. Bıktım betondan.
      Sana kart attım, zarfın üzerine bir kelebek bir de kuzu çıkartması yapıştırdım, bakalım düşmeden varacaklar mı? :)

      Delete
  5. Bir dolu şey yazıp sildim. Bu Yengeç duygusallığımdan nefret ediyorum. Bir de yaş ilerleyince daha da çekilmez oldum. Özetle...Bu gününle ve bunu anlatış biçiminle...Ne yazacağımı bilemedim. Bu yaştan sonra değişmeyecek olman harika. 18 inde filan olsan, yazık, hayat onu da değiştirecek, basit, sıradan biri yapacak diye hayıflanırdım. Neyse...Bana çok iyi geliyor seni okumak diyor ve kaçıyorum.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Benim de bu ağlamaklı hallerime sebep balık burcu duygusallığı mı yoksa? :) Yaş 35, yolun yarısı, Dante gibi ortasındayım ömrün, daha bir bu kadar dertleneceğim demek ki. Çok teşekkür ederim bu yorum için, sizin okuduğunuzu düşününce seviniyorum.

      Delete
  6. bende bayılırım sokak aralarında kaybolmaya annenle ikinizle bende kayboldum.Camiye bayıldım senin gözünle göremezdim belki restorasyondaki eksiklikleri ama imama üzülürdüm üzüldüm de:(Kediye de hasta oldum car car konuşan amcaya da Cem Yılmazın tabiri ile sudokuya ver kendini demek istedim bir an:P

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay kesin görürdün caminin dertlerini, bayağı duvarlar dökülüyor içerde. Duvarı muvarı boşversek bile akan suyu olmayan cami mi olur? O lavabonun zavallı hali falan. Yukarıya yazmadım, imamın gözleri doldu anlatırken. Babama anlattık, bir-iki genç mimarı camiye yönlendirebileceğini söyledi. Biz de annemle termosa çay doldurup gidelim diye plan yaptık. Böyle binaların hayata, canlılığa ihtiyacı var. Hayallerimdeki "allahın evleri"nin kapıları herkese açık, içlerinde huzur var.
      O car car konuşan amcayı bir gün biri çantayla falan döver bence :D

      Delete
  7. Valla canım bu yazın için şu ufacık yorum penceresi bana yetmeyecek gibi:) Ayol bunları neden böyle düdük gibi yapıyorlar ki..Yazarken sınırlanıyorum:) O miniş camiyi pek sevdim ben de. Yahu Ankara'da ya çok gidip görmediğim yer varmış, ki öğrenci kafasıyla o zaman dumanlı mıydım neydim, ya da görüp de unutmuş olabilir miyim acaba? Belki de yaşadığım başka hayatlar da vardır da bilmiyorumdur diyeceğim yakında herhalde:) Ahh nasıl özledim hayatın böyle inadına içine içine girmeyi. O caminin duvarlarını sevmek istedim, ben de seninle gelsem o imamla çay içsem sohbet etsem, kurudum vallahi burada. Memleketimizde o kadar güzel yerler var ki ama işte insanımız hakikaten çok öküz. Bazen Türklere giydiriyorlar haliyle bozuluyorum da ama öyle haklılar ki. Etraftaki ruhsuzları, hayvan sevmeyenleri, düşüncesizleri, kabaları, cahilleri, artistleri görünce, hepsine dalasım geliyor. Ben de son birkaç aydır çemkirme halindeyim herşeye. Baktım olacak gibi değil. Burada en son kedime kızım dedim diye birinin alay konusu olmuştum, rütbe büyük diye de sesimizi çıkartmadık tabi ama valla artık dönmemiz de yaklaştı ya son derece rahatım:):) Geçen iki kişiye giydirdim yiğit tutmasaydı siz insan mısınıza gelecekti mevzu:)
    O kedicikler nasıl da güzeller öyle ya, her yerde olsunlar istiyorum. Kedi görmeyince huzursuz oluyor ruhum benim. İzmir'de yaşayacağıma bu yüzden memnunum. Acaba kedi sevmeyen tüm tanıdıklarımı hayatımdan çıkartsam mı. İşe bak ki babam da evde kedi olmaz diye tutturuyor ama geçen gün de mavi gözlü kedi görmüş sarman bir şey aynı bana benziyor diye bakıyormuş dükkanın önünde:) gidip bakkaldan sosis alıyormuş çaktırmadan:) ay bu erkekler harbiden bi alem:) O baskı setlerine bayıldım ki zaten eminim tuğba bunlara bayılır demişsindir içinden:) bir defasında ulusta ahşap oymalılarını görmüştüm böyle koca koca kumaş baskısı için o zaman param yoktu alamamıştım yeri bile hala aklıma:) Bu motiflere bayılıyorum. İnternetten desen kitapları indirdim sana mail atayım. Onları lazerciye götürüp baskıların örneklerini verip kendin istediğini yaptırabiliyorsun:) Burada modern bir şey olduğundan biraz pahalıya geliyor ama Türkiye'de herhalde çok yapan vardır. Bana mektubuna o baskılardan da basıver oldu muuuu çok çok bas her yere bas:):) Ay ben Ankaraya gelirsem herhalde senle bir hafta gezerim yine de yetmez yalnız söyliym:) Annen de tam benim kafadan. Biz onla da çıksak sen bizi gece yarıları aramaya yollara düşersin herhalde:) Alem kadınlarız biz ahh çok seviyorum bu huylarımızı...Mina sen buraya gel bak bir ara gezeriz kol kola verip, çakma fransızcamla da ona buna laf atarız yollarda:) Ay çok heveslendim bak şimdi ya..Hadi öperim bu yazı yoksa mektup tadına vardı yazdıkça yazıyorum:) Esen kal:)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Tam sen bu yorumu yolladığında anneme bir şeyler gösteriyordum bilgisayarda, okuyup senin kim olduğunu sordu, anlattım işte Cezayir'deler, Tuğba şöyledir, böyledir diye. Koko'lu anahtarlığı gösterdim, deniz fenerli iğneyi falan. Yorumunu onaylaya onaylaya, gülümseyerek okudu :) Miniş cami demene ikimiz de bayıldık :)
      Az kaldı valla bak, hep gezeriz buraları. O ahşap oyma baskı şeylerinden bulursak ben varım, masa örtüsü falan yaparız. Basıcam mektubun sağına soluna, merak etme :) Aslında dükkanın tamamına bayılırsın gibi geliyor bana, uyuyan kediden tut da iğne oyalarına, Bizans taklidi kaselerden küçük aynalara kadar, her şeyi de elledim, altına baktım, alıp eve götürmek istedim :)
      Bu yaz nihayet buluşursak annemi ve Gediz'i de alıp Kemeraltı'na gidelim, çok hayalini kurdum bu gezinin :) Saçma sapan şeyler alıp kazandibi yemek istiyorum :) Bu yaz aslında gidip Urla'da güneşin altında hiç konuşmadan oturmak istiyorum. Annemlerin bahçesinde bir kuyu var, sabah kahve yapıp kuyunun kenarına tünüyorum, şu anda gözümde tütüyor o afyonumun patlamadığı sessiz sabah saatleri.
      Cezayir'e nasıl bayıla bayıla gelirim aslında ama köpenk möpenk, hiçbir yere gidemez oldum. Barbar kocam sürekli şehir dışına gidip geliyor, birimizin bu dombililere bakması gerekiyor. Dur bu kedi-köpek meselelerini mektuba yazayım da burda aleni ağzıma geleni söylemeyeyim :D
      Öpüyorum çok! Kocana, kedoşa çok selam.

      Delete
    2. Yoruma yanıtı okudum bir türlü yazamadım ki çeşitli tantanalardan. Ömrümüz şu sıra stres heyecan ve sinirle geçiyor. üç gündür tansiyonum 15.3 kafamda bi uğultu yatıp duruyordum. neyse ki bugün daha iyiyim. Anneciğine çok selam söyle merakla tanışmayı beklediğimi ekle:) Az kaldı diyerek ben de kendimi telkin ediyorum günlerdir. Havalar güzelleşsin diye bekliyorum o zaman daha çabuk geçiyor sanki günler. O ahşap oymalardan kesin bulursun sen ulusta koç müzesinin orada sokağa taşan dükkanlardan birinde satılıyordu sepetin içinde bir sürüüüü. Onların kursuna gidelim kendimiz yapalım istiyorum ben. Bu sıra epey hayalim var yine. Face de birini bile buldum bu işi yapan gelince yamak olmak istiyorum yanında:) Mektubu ben de hala bitiremedim kendime çok kızıyorum ama bu sıra hiç kafamı veremiyorum bir şeye. Sen bol bol bas ben de basıcam burada ne bulduysam:)
      Yaza lütfen gelin ya noooolur. Bu yaz bizim sadece ev için eşya alma derdimiz olacak. Mutfak masası, ankastre ve beyaz eşya, koltuk takımı ve yatak almak fikrimiz var. Bir de bataryalarımız eksik. Onlar da takıldı mı evde bi çay may bişey içeriz diyoruz. Gelirseniz ay evimize de gelirsiniz size kahve yaparım:) Bahçede mangal da yakarız aslında da plastik tabak mabak ne olacak yahu:) Kemeraltında bu dörtlü gezmek fikri çok cazip. Erkenden yollara düşeriz. Hatta birlikte kahvaltı da yapalım deniz gören bir yerde bence. Urlaya gelin yeter ki. Urla da deniz sefası da yapabiliriz ki:) Biz illaki her yaz yiğitlerin yazlığa gidiyoruz urlaya. Olmadı yüzerek bir yerde buluşuruz haahaa:) Annenlerin kedişleri bahçeyi de merak ediyorum ayrıca söylemeden geçemeyeceğim. O kuyuya dilek atabilir miyiz acaba? Köpenk möpenk bahane ayol aaaa biri baksın canım barbar kocan gidiyormuş bak ahhaa sen ona sat köpüşleri:) Sen bana yaz iyisi mi bolca. Bu sıra ben bana yazdıklarını okuyorum hep, iyi geliyor. Ben de çok öpüyorum kedoş komikliklerine devam ediyor neyse ki o da olmasa napıcaktık bilmem. Hiç karşılaşamadık seninle ama valla hayata bak ne tuhaf özlüyor insan:):) İlla ki güzel şeyler var işte hayatta:):) Ne mutlu bana:)

      Delete
  8. Ulus ne kadar da güzel bir yermis! sari eve ve kilim desenlerine bayildim! istanbul da güzel, bu sehirle pathetic bir ask nefret iliskisi yasamaya basladim, ömrümü yedi yemin ederim... fatihi, üsküdari, galatasi, gedikpasasi, tarabyasi, kuzguncugu, saymakla bitmez... hala bitiremdim, tam bitti gibi derken, daha önce gördügüm yerleri yeniden görmek istiyorum. tam toplanip gidicem derken, bisey oluyor erteleniyor hersey... ben o motifleri instagramda görünce osman hamdi bey sözlügünün promosyonu sanmistim resimde.. ahahah . cahilligimden, sandim ki, motiflerin hikayesi anlatilmis kitapta, yaninda da hediye olarak böyle bi kac örnek veriyorlar.. simdi yaziyi okuyunca anladim... :-))))
    kartin geldi bu arada, cok tesekkür ederiz... miyu sevincinden zarfin bir kösesini yedi... bu sefer mektup yazalim diyoruz sana.. öptük cümleten... :-)))

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ulus acayip bir yer, biraz filtreleyip bakmak lazım, üç kat betonun altında eski Ankara var işte :) Annemle İstanbul'da oturuyor olsak başıma neler gelirdi diye düşünüp güldüm :D Görecek ne çok şey var. Bu akşam deneyeceğim desenleri, bakiim nasıl olacak.
      Ah esas ben Miyu'yu iki tost ekmeğinin arasına sıkıştırıp yerim! Dünyanın en güzel grisi! Öpüyoruz biz de çlöp çlöp :D

      Delete