May 2, 2014

Ayh Uzun Yazdım, Biraz da Yıldım

Ne diyeyim bilmiyorum ki. Efendi gibi kalkıp izin verilen meydana gittik. (Ben, zamanında outlet'ten 75 liraya aldığım Nike pabuçlarımı giydim, üzerinize afiyet. Aslında eskice bir çift New Balance'ım da var, bilseyim twitter'ın altının üstüne geleceğini, onları giyerdim. "NE BİÇİM İŞÇİ BU? AYAĞINDA NEW BALANCE?"

İşçi değilim, bir süredir kendi isteğimle işsizim. Emekçi sayılırım bence, çeviri falan yapıyorum para kazanmak için. Öyle bir-iki küçük arkeoloji projesi var. Pek para kazanmıyorum anlayacağınız, zaten harcamıyorum da. Ve lakin, paramı nereye harcayacağım da tamamen kendi bileceğim bir iş. Aynı şekilde, 1 Mayıs günü ne yapacağımı da kimseye soracak değilim.

Yani bir kere olsun görsem, sosyal medyada falan, elle tutulur bir soruyla gelsinler. Gerçekten cevap vereceğiniz bir soru sorulsun mesela. Silme hakaret. İsrail'e gidecekmişiz. Neden, anlayabilmiş değilim. Yunanistan'a karşı d.maltmak lazımmış bizim gibileri. Neden Yunanistan, onu da bilmiyorum. Ve tabi işte bunların yanına, bir kadına otomatik edilen küfürleri de ekleyin, bir de onlar var. Alınmıyorum, üzülüyorum. Bir de feci bir yılgınlık peydah oldu.

Neyse evet, iştirak ettik 1 Mayıs kutlamalarına. Çünkü işçi sınıfının dertlerini kendi derdim gibi önemsiyorum. Sendikalı olmayı, taşeron işçi meselesini, çocuk işçileri, grev hakkını falan. Sessizce ayrıldık meydandan sonra. Bir bira içelim dedik Sakarya'da. O, kötü bir fikirmiş. Doğrudan eve gitseymişiz keşke. O birayı içirtmediler, gaz gaz gaz, plastik mermi. "Bırak çocuğu! Dövme!" dedik diye etrafımızı sardılar. Yan kafedeki orta yaşlı bir öğretmenin burnunu kırdı, 20'li yaşlarında bir çevik kuvvet polisi. Çocuğu dövmelerine ses çıkardı diye. Bir başkasına kalkanla vurdu, bir başka gencecik polis. Avazım çıktığı kadar bağırdım, bağırdım, bağırdım. Oturduğum sıranın üzerine çıkıp dizlerim titreyerek bağırdım. Bütün bir pub bağırdık. Yan kafeyi bırakıp bize yöneldiler. Çalışanlar tabure yığmış bahçenin girişine, giremediler, sinirlendiler. Yüzümüze parmaklar sallandı, "Elbet görüşeceğiz" gibilerinden. Küfürler falan. Birimizin kafasına fişek atsalar diye düşündüm, aramızda 2-3 metre var, herhalde ölürüz. Atan polisi asla bulamazlar, bulsalar yargılanmaz, yargılansa üç bin yıl sürer o dava. Nedense dönüp gittiler sonra.

50-60 polisten bahsediyorum. O dönüp gitmekle, yarım metrelik duvarı aşıp bizi mekanın içinde dayaktan öldürmek arasında incecik bir çizgi var. Öyle ifadeler vardı ki yüzlerinde, nasıl oldu da bu incecik çizginin diğer tarafında durmayı başardılar, hayret ediyorum şu anda. Büyük ihtimalle bir sokak dolusu insan, bir ağızdan yuhalayıp "Ne yapıyorsunuz?!" diye bağırdığı için. Bilmiyorum.

Velhasıl, 1 Mayıs meydanı güvenliydi allah için de çıkınca başınıza ne geleceğinin garantisi yok. Ne yalan söyleyeyim, bende geçen yazın havası kalmadı pek. Kendimi bayağı bok gibi hissediyorum.

Bugünden geriye kalan, hiç tanımadığım birinin dağılan suratı, kırılan burnu oldu. Normal koşullarda, "Oha birlik olup tepkimizi koyduk korkmadan" diye sevinirdim bir yandan. Hatta polisin kovalayıp dövdüğü çocuğu da hoop diye alıverdi, sakladı, polise vermedi yan kafenin ahalisi. Kırık burunlar, kalkanlarla dövülmeler pahasına.

Lakin normal koşullar yok ortada. Gözünü sevdiğimin normalliği. Birhan Keskin'in dediği gibi, "İnsan olan yerlerim çok ağrıyor" ve burnum bir hayalet gibi zonkluyor.

13 comments:

  1. Artık bayramları kutlamıyorum. Kutlanacak ne var ki? Kadınlar öldürülüyor gün aşırı. Anneler günü diyoruz. Çocuk işçilerin sayısı bir milyon civarı deniyor. Çocuk bayramını, işçi bayramını kutluyoruz. Biz "Atam izindeyiz"i hep yanlış anladık toplum olarak. Milletçe "izinde" olmaya meraklıyız. Tatil olsun bayram olsun, yatalım. "İzinde" olalım. Hepsi bu. Yaralar her gün daha da derinleşirken hiçbirimizin "izinde" olmaya hakkı yok bence. Kangren olma yolunda ilerleyen bu sorunlar varken bir günü resmi tatil ilan etmek nedir ki? Yarın yine çocuk işçiler iş başı yapacak. Çok mu karamsarım sence?

    ReplyDelete
    Replies
    1. Söylediğin her şey doğruyken nasıl karamsarsın diyebilirim ki sana? Yaralar da derinleşiyor, biz de her gün biraz daha ayrılıyoruz birbirimizden. Memleketin birlik beraberliğini geçtim, o geçen yazın birlik ruhu da yok. Bu anlattığım olay olurken birileri taş attı mesela polise, onlara da bağırdım. Hem halihazırda delirmiş gibi bakan polisleri iyice delirtmenin bir anlamı yok hem de neden biz de şiddetle karşılık verelim? Biliyorum hiç adil değil sürekli dayak yiyen taraf olmak ama ben böyle düşünüyorum. Küfredenlere de "Yapmayın, küfretmeyin" dedim, yan masamızdaki agresif abi dakikalarca azarladı beni "Sen karışma! Sus!" diye. Korku duvarını aşacakmışız, karşılık verecekmişiz. Keşke "Ay hadi o zaman sen kaldır kıçını da koş polislerin üstüne, kurtar adamı burnu kırılmaktan. Bir aş duvarları da biz de görelim" diyebilseydim. Sana yemin ederim iki ödlek kız olarak bizim daha çok sesimiz çıktı. Bu agresif abiyle nereye gidilir? Hiçbir yere gidilmez. "Aferin polise, çok iyi yapıyorlar" diyenlerle de bir yere gidilmez. Duruyoruz o yüzden olduğumuz yerde.

      Bayram mayram diye düşünmedim hiç 1 Mayıs'ı, 23 Nisan'da da bir şey yazasım bile gelmedi. Eğer işçiler seslerini duyurmak, daha iyi koşullar istediklerini söylemek istiyorlarsa, gidip yanlarında durmam gerek diye düşündüm. Bence zaten kimsede pek öyle bayram ruhu yoktu, katılım da efsanevi değildi. Hepimiz bir hayli mutsuzuz gibime geliyor.

      Ne yapacağımızı da bilmiyorum. Yemin ederim en ufak bir fikrim yok. Refleks gibi "şeylerim" var, ister polis olsun ister eylemci, gözümün önünde birinin dövülmesine sessiz kalamam. Bak iyi bir şey yazdım gibi geliyor kulağa ama aslında kimseyi memnun edemiyorum.

      Delete
    2. En zor yerdeyiz bizim gibiler. Arafta. Ne İsa'ya ne Musa'ya durumu. Polise lince hayır dersin, ne faşizanlığın kalır ne yalakalığın. Göstericiye orantısız güç kullanma dersin, ne anarşistliğin kalır ne bir şeyin. Yanlızca insanlığın ve doğrunun yanında olmak neden bu kadar zor? İlla bir taraf seçmemiz bekleniyor.

      Bunu çevremdekilere de anlatamıyorum. Anlamak istemiyorlar bence. Ya da bana öyle geliyor. Seçim sürecinde öyle komik şeyler yaşadım ki. Hem Ce-ha-peli olmuşum hem de faşist (nasıl oluyorsa artık). Neler neler dendi bana. Gerçekte hiçbiriyken bir anda hepsi olmuşum. Nefret ediyorum artık böylesi insanlardan. Hep insanlık insanlık diyorum ama karşısındakini tanımadan etmeden hemen yargılayan insanlardan hoşlanmıyorum. Hoşgörümü yitirmeye başlıyorum ki asla istemedğim bir şey bu. Ne olursa olsun "ya sabır Zihin" diyorum kendi kendime.

      Öyle bir ayrılmışız ki birbirimizden. Düşünüyorum. Çevik kuvvetlerin çoğu bizim yaşlarda. Belki bizden biraz küçükler. Yani üç aşağı beş yukarı aynı ortamlarda büyüdük. Televizyonlarda radyolarda aynı kişileri gördük işittik. Belki de bir kısmıyla aynı sokaklarda top koşturduk. Kim bilir. Peki ne oldu da bir jenerasyon bu kadar ortadan ikiye ayrıldı? Gencecik insanlar robocoplara dönüştü? Ben tüm yükü genç polislerin üzerine atanlara da kızıyorum. İçlerinde gücünü suistimal edenler olabilir ama o insanların da tamamını karalamak yanlış geliyor bana. Hiçbir topluluk homojen değil çünkü. Nasıl göstericilerin içinde de sırf polisle çatışmaya giden, huzursuzluk çıkarmak isteyenler varsa. Sonuçta konuşulması gereken konu emri verenler. Kimse bunu konuşmuyor.

      Göstericisi de polisi de bizim insanımız. Bunu unutmamak lazım. Çoğu zaman taraflar burayı kaçırıyor. Sanki karşısında düşman askeri varmış gibi davranıyor. Ki kabul edilebilir bir şey değil. O bahsettiğin abi gibiler.. İnsanı canından bezdiriyorlar. Bir kere "sen karışma sus" nedir? Sorasan abiye "biz özgürlükçüyüz" edebiyatı parçalar. Ama karşısındakine "sus" der. Eleştirdiğin zihniyetten en ufak bir farkın yok amca. Bunu bil.

      Eğer güzel günler bekliyorsak dediğin gibi "aferin polise/göstericiye iyi yapıyorlar"cılarla bir yere gidemeyiz. Bu kokuşmuş zihinleri değiştirmek lazım.

      Delete
    3. Müzeye dönüştürülmüş Nazi toplama kamplarında birer anıt var, üstünde "Bir daha asla." yazan. Genç kuşakların soykırımla hiçbir bağı yok tabi, ama bunu görerek büyüyorlar. İyi değildi, doğru değildi, bir daha asla. Duruyor mu soykırımlar, savaşlar? Durmuyor ama olsun. O "Bir daha asla"yı oraya çakmak lazım. Toplumun hafızasına çakmak lazım. Bizde yok bu. Madımak Oteli için "bir daha asla" diyen olmadı, hala Alevi diye hakaret edilebiliyor bu memlekette. Aynı şekilde polise de kimse "şiddet gösterirsen senin için kötü sonuçları olur" demediğinden, tam tersi "aslansın, kaplansın, vur kafasına komünislerin, anarşiklerin" dendiğinden, hem sokağa çıkan herkes anarşik oluyor hem vuruyor 20 yaşındaki polis. Hadi çevik kuvveti geçtim, Ogün Samast'la hatıra fotoğrafı çektirdiler yahu. Neşe içinde. O arkalarındaki Türk bayrağını ben de sahipleniyorum, memleketimdir burası diye, Hrant Dink belki benden daha çok sahipleniyordu. Ama bayrağın önündeki sahne beni kusturuyor. Ne davası bitti ne de biri çıkıp "Bir daha asla" diye lanetledi bunu. Kuran kurslarında lanetlemek lazım, okullarda, sokaklara çakmak lazım "Burada böyle korkunç bir şey oldu, bir daha asla" diye.
      İşte şirazesi kaydı memleketin. Çalıyorlar ama çalışıyorlar'a böyle böyle geldik sanırım. Çalmak haram yahu? Hırsızın eli kesiliyor başka dindar memleketlerde?
      "Vurmayın! Dövmeyin!"ci olarak devam edeceğiz hayatımıza anlaşılan. Aman o faşist Ce-ha-peli etiketinden de kustum, evet verdim oyumu Mansur'a. Aynı koşullarda gene veririm. Ülkücüydü mülkücüydü, onun vicdan muhasebesini de kendi içimde yaparım ki Gökçek gibi birinin karşısında suçlanacak en son insan Mansur Yavaş. Her türlü helal olsun oyum.
      Yani sokaktaki cam çerçeve indiricilerini temizlemek bari benim işim olmasın ama maalesef o da benim işim. Çünkü polis onları ayıklamak yerine herkesi kovalamakla meşgul. O abi yarım ağız özür diledi sonra, "Önemli değil, ben de sizi anlamaya çalışıyorum" dedim ama allah sabır versin eşine dostuna. İçimden bir ses, erkek olsaydım öyle şarlayamazdı diyor, öyle biriyle de aynı safta yer almam.

      Delete
  2. sanırım bunları hep konuşarak,düşünerek,üzülerek sonumuz gelecek.
    yoruldum çok.yıldım da.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ben de yıldım. Yılmamak lazım herhalde ama bildiğin insanüstü çaba lazım. O kadar dirayetli değilmişim.

      Delete
  3. Malesef bende kutlamalardan sonra Kızılaya gitmek gibi kötü bir fikre kapıldım.Olaysız bir kutlama,bu sefer polis müdahalesi olmadı çok şükür diye sevinirken hiç bir şeyin değişmediğini gördüm.Artık değil fikrimizi savunmayı sesimizi duyurmayı,bayram ilan edilen günlerde bile şiddet oluyor.Gördüklerimiz karşısında sussak vicdanımız el vermiyor,sesimizi çıkarsak daha fazla şiddetle karşılaşıyoruz.Bir çıkar yolumuz kalmamış artık.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Çok feci gerçekten. Bir "höst" deme mekanizması olması lazım, bizim dememizle olmuyor. Ben bir milyon kere yazayım, "Berkin daha çocuktu, göz göre göre öldürdünüz" diye, yarın aynı şeyi yapmayacaklarını garantileyemem. Yani gerçekten saf gibi bekledim ben geçen yaz bir süre, Berkin'in durumu bir şeyleri değiştirir, bir silkinirler falan diye. Bilemedim bu kadar kötü olabileceklerini. Kötülermiş. Bu yüzden de o pubda en azından dövülerek gözaltına alınırmışız gibi geldi dün. Zaten kalkıp bir şekilde eve dönmeseymişiz alınacakmışız büyük ihtimal.
      Sanırım susanları da anlıyorum artık, inkar edenleri değil ama susanları. Korku çok insani bir his. Ama yani gündüz bunlar oluyor, akşam bir film seyredip yatıyorsun, gündelik işler falan derken aptal oldum ben iyice, nasıl olacak bilmiyorum.

      Delete
  4. Gerçekten insan çok afallıyor aptallaşıyor değil mi olanlar karşısında! Siz bizzat içinde, biz onlarca km uzaktayız ama aynı kafada. Okuduklarım izlediklerim öylece ağzım açık kalmamı sağlıyor. İnsanların içinde büyüyen bu kin nefret hınç hırs öfke kötülük nasıl peydah oldu ilk acaba? Bu kadar kötü olabilirdi herhalde birileri birileri için. Ettikleri laflara bak. Çok ince bir çizgi varmış gerçekten aranızda, iyi ki de geçip gitmişler. Gencecik bir çocuk orta yaşlı bir öğretmenin burnunu kırdı hee ne zor inanması, artık öğretmene saygıyı geçtik nerelere geldik atlaya atlaya hemde. Yuhh valla. Bunca şeyi görüp duyup okuyup da sonrasında güzel hayaller kurmak çok zor oluyor, hep her şeye rağmen diyoruz da işte nereye kadar! Sağ salim eve dönmüş olmana mutlu oldum, kalbimizdeki kırıkları birlikte iyileştirebiliriz gelince, konuşur, sarılır, ağlar, içeriz merak etme!

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ben hep dönüyorum sağ salim eve, kaçıyorum çünkü, kalıp direnen biri olamadım, yokmuş içimde o cesaret. Bu kaçılamayacak bir andı, gelip seni buluyor. Bir de yani, Ali İsmail de kaçıyordu mesela, faydası olmadı kaçmasının. Çocuktu, gençti, emekli öğretmendi falan, hiç öyle bir durum yok ortada. Polislerin gözlerindeki bakışı anlatacak kelime bulamıyorum. Düşmanla savaşıyorlar, öyle bir durum, öyle bir hal.
      Naapıcaz, duruyoruz işte burda. Siz de buraya döneceksiniz, evimiz burası. Ölmeden önce iyi bir şeyler görürüz herhalde :) Heyecanla bekliyorum valla dönmenizi.

      Delete
  5. karamsarım. bizi kucaklayıp, sahiplenecek birileri olsun istiyorum. sağduyulu bir iktidar. aklıselim. pozitif bir yüz, iki sevimli laf işitmek istiyorum meclisten. olmayacağını biliyorum. karamsarım. belki de çaresizim.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Bunlarla olmayacak o, gazladıkça kazanıyorlar. Açıkçası hiçbirimiz de umurlarında değiliz, hepimizden bahsediyorum, hakarete uğrayan her türlü kesim, ekip biçen-ekmeğinin derdinde kesim, çoluk çocuk. Ben de karamsarlıkla umut arasında savrul savrul gerizekalı oldum, ona da üzülüyorum bir yandan.

      Delete
  6. uzunca bi yorum yazmıştım fakat sildim. bütün bunlara söyleyecek tek sözüm var, lanet olsun. hıh.

    ReplyDelete