May 23, 2014

Gözlüklü Tombullar ve Bazı Diğer Çocuklar

Geçenlerde bianet'te Mari Esgici ile yapılmış bir röportaj okudum, Mari Hanım Beyoğlu'nda meyhane işletiyor. Büyükleri hep tembih etmiş, "Sesini çıkarma, kimliğini gösterme, bir şeye karışma, okula git, eve gel". Doğup büyüdüğünüz topraklarda her daim tepenizde bayrak gibi sallanan dine-mezhebe-etnik kökene ait olmamanın tedirginliği herhalde en çabuk tarafından böyle anlatılır. Herhangi bir ülkede azınlık olmak değil tabi, bizimki gibi bir ülkede azınlık olmak. Ayrımcılığın, nefret söylemlerinin, katliamların lanetlenmediği, aksine geleneksel olarak cezasız kaldığı bir ülke.

İlkokula anneannemin yanında başladım, babam Arabistan çöllerinde çalışıyordu, para biriktiriyorlardı bir ev almak için. Aldılar da bir ev, taşındık, okul değiştirdim. Berbat bir şeydir ilkokulda "sınıfa yeni gelen çocuk" olmak. Eve döndüğümde anneme anlatırdım, "Şu oldu, bu oldu". Bir gün, "Anne sınıfta bir çocuk var, adı Cani, onun da pek arkadaşı yok galiba" dedim, annem bir saniye bile düşünmedi, "Sen arkadaş olacaksın Cani'yle" dedi.

"Anne, sınıfa yeni bir kız geldi, İranlıymış", "Sen yarından itibaren onun yanında oturacaksın".

Cani bir süre sonra ayrıldı okuldan, yanlış hatırlamıyorsam İtalya'ya taşındılar. İranlı arkadaşımın adını unuttum, ama öyle bir şey yaptı ki asla unutamıyorum. Kocaman gözlüklü, tombul ve sessiz bir çocuktum. Kolay lokma. Başka sınıftan bir oğlan itip kakmaya başladı beni, annem okula falan geldi. "Olur böyle şeyler çocuklar arasında" diye, biraz da bıyık altından "Oğlan çocuğudur, yapar, meh meh" diye geçiştirildi. Bu arada ben, son zilden sonra çantamı kapıp koşarak eve gitmeye başladım; ben önde, o kuduz gibi arkamda. Tabi yakaladı bir gün. Kendini bütün gücüyle üstüme attı, yere kapaklandım yüzüstü. Gözlüğüm kırıldı, kaşım gözüm morardı. O gece annem bana yeni okul aramaya başladı, ertesi sabah kös kös geri gittim okula.

Uzun teneffüste, evden getirdiğimiz yemekleri yiyiyorduk sınıfta, İranlı arkadaşımla. Oğlan sınıfa girdi, benim kız ani bir hamleyle boynundan yakaladı bunu. Bana "Sınıftan çık, kapıyı da kapat" dedi. Dediğini yaptım. Yeni okula geçene kadar bir daha görmedim oğlanı.

Her sınıfta, sınıfın gözlüklü tombulunu kollayacak bir başka öğrenci, kimsenin konuşmadığı çocukla ekmek arası peynirini paylaşacak bir başka çocuk olduğuna inanıyorum. Her "İsrail dölü! Ermeni piçi!" diye bağıranın karşısında aynen annem gibi çocuklarına "Sen Mari'nin, Cani'nin arkadaşı olacaksın" diyen bir anne-baba olduğuna inanıyorum.

Okuduğum haberler, annemle babamın anlattığı '70li yılların hikayelerini anımsatmaya başladı. Hayatımda hiç bu kadar endişeli olmamıştım. Kendim için, arkadaşlarım için, tanımadığım başkaları için endişeleniyorum.

Yazımı, son dönemlerde görmekten kustuğumuz bir tavırla bitiriyorum. Ellerimi omuz hizasında iki yana açıp gözlerimi belerttiğimi hayal edin: Hiiiç kusura bakmasınlar. Nefret kusan her sığırın karşısında da ben varım, benim gibi binlerce insan var.

Sesimizi kesemeyeceksiniz.


13 comments:

  1. Vallahi şunların boklu ağızlarını takip edemiyoruz, hangi birinin abuk laflarına şaşıracağım bilmiyorum, Kızılay İstanbul Başkanı; eşşek gibi sesinizi kısıp yaşayacaksınız yazmış, sesiniz çıkarsa önünüzden almasını biliriz yazmış, sonunu okuyamadım bile, kapattm sayfayı. Ingilizcede feeling of shame on someone else's behalf diye bi deyim var ve sanırım bunun bizim dilde bir karşılığı yok, sadece adına utanmak gibi bişi ama daha fazlasını yaşadım bugün. Bol bol başkası adına utanıyoruz, hobi gibi. Midem çok bulandı. Beehhh....

    ReplyDelete
    Replies
    1. Dönmüş yavrucak, yanlış anlamışız, sözü ülkenin karışmasını isteyenler içinmiş, yoksa hepimiz kardeşmişiz, etle tırnakmışız. Kıyamam. Zamanında Kızılay'ın küflü çadırlarında kalmışlığım var, hala tüylerim diken diken oluyor kurumun adını duydukça.
      Bir aralar, bu bahsettiğin durum için "ayak parmaklarım büzüldü" derdik kendi aramızda. Öyle utanç verici bir şey söylüyor-yapıyor ki karşıdaki, senin utançtan ayak parmakların büzülüyor. Bir süredir dizlerimi karnıma çekip sallanıyorum ben.

      Delete
    2. Kızılay başkanı mıymış o lafı eden? Hah! Hah! Yorum yapmıyorum. Bak sustum.

      Aslında bu yazına çok şeyler yazmak istedim. Ama şu sıralar...İyi ki varsın Fermina. İyi ki annen gibi insanlar var.

      Delete
    3. Kızılay'ın İstanbul şubesi başkanı mıydı, öyle bir şeysi. Binali Yıldırım'ın da kardeşiymiş aynı zamanda.
      Ay olur mu ya, iyi ki sen varsın, limon fidemin vaftiz annesi :)

      Delete
  2. Ya ben de takip edemiyorum artık kim ne dedi, her gün yeni bir laf. Delirmemek işten değil. Evet arkadaşım bizler gibi ailelerimiz gibi güzel insanlar var ben de inanıyorum. Her olan bitene inat güzel şeyler umuyorum hayattan hala ve böyle yapmaya da devam edeceğim, doğurursam bir gün ona da aşılayacağım içimde yeşeren her ümidi, sesimizi kesemeyecekler ne derlerse desinler çünkü iyiliğimiz bulaşıcı bizim. Birbirimizden güç alıyoruz kelimelerimizle, bakışlarımızla, sesimizle, görmesek bile. Onlar konuşsunlar daha, kısılacak bir gün onların sesi, bizimkinin kısılmasını umarken, böyle kalakalacaklar!
    Hikayene bayıldım, annenin söylemlerine de ayrıca bayıldım. Gelince annene kocaman sarılmak iyi ki varsınız demek ve bol bol konuşmak istiyorum, ondan bir sürü şey dinlemek geliyor içimden. Ay deli olduğumu sanarlar mı acaba:):)
    Bir öğlen buluşmamızı da hasretle bekliyorum.
    Sevgilerimle

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ben de annemle ikinizin peşinde yürümekten baygınlık geçireceğim günleri iple çekiyorum :) Bir de Bastet'i sıkıştırsak, daha ne isterim :)
      Bir süre daha çekeceğiz herhalde, dedikleri o kadar koymuyor artık da cenaze kalktıkça aklımı kaybedecek gibi oluyorum. Böyle otur otur, git meydanlarda toplaşmaya çalış falan olmuyor. Gidip ev falan boyasam, çocuklara ders çalıştırsam, öyle pratik bir takım işler arıyorum.
      Hallettim ipad'in internet bağlantısını, pazartesi öğlen buluşabiliriz aslında :) Öpüyorum ben de.

      Delete
    2. :) O günleri ben de düşünüyorum hep inan ki. Bende hem yürümekten hem konuşmaktan hem yapabileceklerimizi hayal etmekten yorgun düşmek istiyorum inan:) Bastet de bu ara zaten sevgi arsızıymış, umarım gidene kadar bu modda devam eder diye dua ediyorum. İpad'i halletmene çok sevindim ohh yaşasıınnnn. Pazartesi için şimdilik bir şeyim yok öğleden sonra konuşabiliriz evet güzel olur. Bu hafta Türkiye'den genel müdürümüz gelecekmiş ama hangi gün belli değil, yazarım sana duruma göre ben..
      Tekrar öptüm hihiii:):)

      Delete
  3. en yakın arkadaşıma sarılır gibi sarılmak istedim sana, bilmiyorsun.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Aslında biraz hisseder gibi olmuştum. Vallahi. Ah ulan, öğlenleri çay demleyip çağırmak istediğim kim varsa hep uzakta, kadersizmişim resmen :)

      Delete
  4. Ay gururla söyleyebilirim ki, gözlüklü tombul çocukları koruyan kişi bendim küçükken sanırım. "Çık dışarı, kapıyı da kapat", çok havalı. Senin annen ne güzel demiş "O çocukla sen arkadaş olacaksın" diye. Benim annemler "Sen de uzak dur " derdi muhtemelen. Zaten ben nasıl ve neden böyle oldum kesinlikle çözemiyorum. Herhalde ailemi "antirehber" olarak algıladım.

    Ben de senin yanına geçip, ellerimi omuz hizasında kocaman açıp gözlerimi belertiyorum. Ben de seninleyim nefret kusan sığırlar karşısında, hem de çok deneyimliyim bu konuda. Gerçekten, toma önünde duramıyorum ama sığır önünde durma konusunda iddialıyım!

    ReplyDelete
    Replies
    1. Çok havalı valla, bak 25 yıldan fazladır minnetle hatırlıyorum. Ailelerimiz bir nevi test, özellikle anne-kız ilişkisi çok tuhaf. Ne kadar "Ben bunu annem gibi yapmayacağım" desen de bazen fırlıyor insanın içinden, bazen daha kelimeler ağzımdan çıkarken annemi duyar gibi oluyorum.
      Ay o tomaların önünde kimler dursun?! Duranlar da var ya çok takdir ediyorum. Yarın gene adliye önü çömmesi var, haydi hayırlısı.

      Delete
  5. :-( ah ya, cocuklar da cok acimasiz olabiliyorlar degil mi.. sanirim aileden geliyor yine.

    münihteyim simdi,,, secimler yeni gecti, ortaliktaki afisler buram buram göcmen düsmanligi kokuyor.. 3.5 milyon türk, 81 milyon almana cok gelmis anlasilan... bir de asil sorun, bu insanlarin fakir olmasi... yani temelinde yatan sinif ayrimi sanirim... ne olacak bu dünyanin hali böyle... :-(

    burada da aileler, fakir göcmenlerin cocuklariyla kendi cocuklarini ayni sinifta istemiyorlar... :-(

    ReplyDelete
    Replies
    1. Bana da aileden geliyor gibi geliyor. Bu bana eziyet eden oğlanın gözüne olta girdi ilerleyen yıllarda, sanırım gözün bir kısmıyla birlikte çıkarabilmişler. Ben de ona hiç acımadım ne yalan söyleyeyim.
      Kabak hep göçmenlerin başına patlıyor, çok fena. Urfa'ya beraber gittiğim kızlardan "Alamancı" olanı, Alman olanın abisiyle evleniyor bu yaz. Müstakbel kayınvalidesi Türkçe kurslarına başlamış, lazım olduğundan da değil, herkes Almanca konuşuyor aslında. Çok hoşuma gitti, arada sms yolluyor "Canim benim" falan diye.
      Teyzelerimden biri çalışmak için değil, evlenip gitmişti Münih'e. Çalıştı tabi sonra hayatının sonuna kadar, 2-3 işte birden. Cenazesinde hem Alman hem de Türk arkadaşları vardı, doğal olarak. Ama o iki grup birbirinden ayrı durdu tören boyu. Almanların ırkçısı kadar Türklerin de paranoyak olanları var, delirttiler beni o gün.
      Bak antibiyotikler artık işe yaramıyormuş Veracığım, belki de insan ırkı olarak sonumuz böyle gelecektir. Zaten kuraklık falan da geliyormuş, bütün bu itiş kakışın hiçbir manası kalmayacak :)

      Delete