August 18, 2014

Bir Ateş

Müzik dinleme şeysi Spotify ile ilişkimiz bu şekilde bitti.


Meğer bedava versiyonunda kota varmış, ayda 10 saat müzik dinleyebiliyormuşuz. 10 saati geçince bu uyarı çıktı. Ayda 9,95 liraya premiuma geçebilirmişim, kesintisiz dinleyebilirmişim falan. Hiç öyle bir insan değilim sıpotifay. Hoşçakal sıpotifay.

Kanadalı mektup arkadaşım Reese, karışık cd yapıp yollamış, onu dinliyorum. Araya bir tane de Ani DiFranco attırmış, DiFranco'yla mazimiz var.

2001'de hayatımda ilk defa memleketin güneydoğusuna kazıya gittim. Amerikalı bir ekipti, kışın email falan atıp kendimi ekibe yazdırmıştım. Gerginlikten midem ağzımda gittim Birecik'e, ekip iyi mi, Birecik nasıl bir yer, ne yapacağım iki ay falan diye. Yol git git bitmedi, üstüme çocuklar uyudu, güneş battı, güneş doğdu falan.

2001'de hala walkman teknolojisiyle müzik dinliyordum, can havliyle iki kaset atmıştım çantama. Biri U2'nun Rattle&Hum albümüydü, öbürü neydi hatırlamıyorum, galiba bozuldu daha kazıya varamadan. "Yav çalışmaya gidiyorum, zaten ne kadar müzik dinleyebilirim" diye düşündüm, çok yanıldım. Sabah 5'ten geceyarılarına kadar masa başında çizim yaptım o yaz. Rattle&Hum albümü, kasetteki çıtırtılara kadar kazındı kafama, yeter ki çömleklere baka baka delirmeyeyim, kulağımda bir ses olsun diye döndüre döndüre dinledim.

2002'de aynı ekiple, aynı kazıda tekrar buluştuk. Kızlardan biri, "Bu yaz da Rattle&Hum dinlersen kafayı yersin diye sana kaset çekip getirdim" diyerek Ani DiFranco'nun Little Plastic Castle albümünü verdi ve fakat o kış bir discman edinmiştim, dev bir cd çantasıyla her türlü masaya ve çömleğe ve saatlerce oturmaya hazırlıklıydım. Kaseti eve dönünce dinledim, çok dinledim, hala durur bir yerlerde.

Neyse işte, yeniden karşılaştık DiFranco'yla. Bir şarkıyı özellikle çok sevmiştim, biraz kurcalayıp hatırladım, youtube'da da yenice bir videosunu buldum.

Şarkıya başlamadan bir hikaye anlatıyor DiFranco; 15-16 yaşlarında ilk kez New York'a gelmiş, bir arkadaşıyla birlikte, otostopla. Sokakta gitar çalıp para toplayalım biraz demişler, parası olan insanların oralara gidelim diye finans merkezine inmişler. Para vermektense "İş bulun çalışın!" diye çıkışmış finans merkezinin öğle yemeğine çıkmış adamları ve kadınları. Toplayabildikleri 2,5 dolarla kaldıkları eve doğru yürürken bir şarküteriye uğramışlar. Ortadoğulu bir adamın dükkanıymış, ellerindeki paraya ne alabileceklerini sormuşlar. Dükkan kapalıymış aslında, sahibi ve arkadaşları puro içip kağıt oynuyorlarmış bir masanın etrafında. "Gelin içeri gelin" demiş abiler, gitarları görünce de bir şarkı çalmalarını istemişler. DiFranco'yla arkadaşı çalıp söylemiş, abiler kendi aralarında şapka dolaştırıp para toplamış. DiFranco diyor ki, "Hiçbir şeyi olmayanların daha çok verdiğini o gün anladım".



15 yıllık şarkı, hala ne kadar güncel. Manhattan'da temel kazılırken ortaya çıkan bir köle mezarlığıyla başlıyor, "Çok şükür artık linç etmeyi ayıplıyoruz, elektrikli sandalyeye geçtik" diye devam ediyor. Medya, müzik, hayat; her şeyin bokunun çıktığından, ne yapabileceğini bilmediğinden bahsediyor. Sonra Manhattan'daki o çukura geri dönüyor, bu sefer daha derin daha derin kazarsa; tarihin imkansız acılarının altında, isimsiz kemiklerin altında, kanalizasyonun, kaldırım taşlarının, her şeyin her şeyin altında; iyinin ve naziğin, aptalın ve zalimin altında, sadece canlanmayı bekleyen bir ateş var.

Yok mu?

Var.

9 comments:

  1. hadi ya bitiyormuymuş ben güzel güzel kullanıyorum hiç bu uyarıyla karşılaşmadım halbusi. hatta aradaaçık unutup bırakıyodum yapmam artık. :D ben uygulamayı seviyorum ama kredi kartı kullanmadığım içinde premiuma falan yükseltemem sanırım. :D

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ben de sabah bir açıyorum, akşama kadar müzik var evin içinde, haliyle çabuk şişti Spotify :D
      Ayda 10 liraya başka iyi şeyler yaparım, kıyamet gibi internet radyosu var, onları dinlerim.

      Delete
  2. aslında çok manyak bir şeymiş yahu

    ReplyDelete
  3. Senin bloga git gel git gel manyak oluyordum artık, en sonunda ohh baktım bir yazı:):) Bu kasvetli ama rüzgarsız günde pek iyi geldi. Keşke her gün yazsan:( Ben de yazamıyorum bu sıra. Yine enerji tükenmesi yaşıyorum. Gazete yazılarımı bile yazamadım, oysa yazacak ne çok şey var. Yakın bir arkadaşım da arkeolog, o da kazılara gider dururdu içine benim bile sığabileceğim kocaman adidas spor çantasıyla. O anıları dinlemeyi pek severim. Bir defasında çok istiyorum diye başka bir arkeolog arkadaşım bana bir kazıda yer ayarlamıştı Şarhöyük (Dorylaion) Kazısıydı sanırım. Korkup gitmemiştim ne salakmışım. Hem bilgilerime güvenememiştim hem ingilizceme hem de ne biliym işte gençlik tırsmıştım. Şimdi yanarım yanarım ona yanarım. Sonrada hiç öyle başka bir fırsat yakalayamadım. Ama ölmeden önce yapmak istediklerim arasında çıkan eserlerin tozunu almak bile olsa bir kazıya tanık olmak var. Bir gün buluşabildiğimizde bana bolca kazı anılarını anlatabilirsin harika olur:) Skype yapalım dedik ama bizim net berbat ama yine de bir gün kararlaştıralım da deneyelim en azından:) Öpüldün çokça...

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay ben de anlamıyorum, bir türlü düzenli yazamıyorum bu aralar. Yazacak bir şey varmış gibi de gelmiyor bana, Kıyamet gibi kart ve mektup birikti masamın üzerinde, cevap yazmam lazım, yazamıyorum. Her seferinde bir bakıyorum gece olmuş. Kitap okuyayım diyorum, 3 sayfa okuyunca uykum geliyor. Halim hiç hoş değil :)
      Bilmiyorum kazıya gitseydin sever miydin yoksa ilelebet nefret mi ederdin :D Bir an geliyor, hiç öyle eskinin çekiciliği falan kalmıyor, herkesten nefret ediyorsun, kampı kundaklayıp ateşinden sigara yakasın geliyor. Buralara yazmaya çekindiğim şeyler var, anlatırım bir gün :)
      Ay skype yalan oldu hakikaten, mektup yazıp yollayabilsem ona da çok sevineceğim. Sıcaktan mı acaba bu uyuz halim?
      Öpüyorum ben de!

      Delete
  4. Öfffff -_- Arkadaşların büyük çoğu "Spotify kullansana Zihin kullansana" diyerek başımın etini yiyip durdu aylardır. Bense en ufak bir taviz vermeden tüm söylenenleri kulak arkası ettim. İyi de etmişim, çünkü program pisliğin teki çıktı Rıza Baba :D Müziğe sınır koymak da nedir allasen ? Bir de para istiyorlar.. Grooveshark varken ne gerek ? Zaten sanatın parayla sunulması yeterince itici.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ahhahhaha :D Ya ben de bir heyecanla arkadaşlarımı falan takip etmeye başlamıştım, bir spotify hayaleti olarak yerimi aldım kalabalığın içinde. Dur madem bir de Grooveshark'a bakıyım.

      Delete