September 18, 2014

(4) En Sevdiğim Serinin En Sevdiğim Kitabı, Gregor Samsa, Bolomo Otoleme

Ay alt tarafı kitaplar hakkında bir soru cevaplayacağım, kalkıştığım üçkağıdın haddi hesabı yok. Şöyle ki;

1- Dün yazdığım "en sevdiğim seri" babamın evinde, gidip kitaplara bakmaya üşendim, bu yüzden başka bir seriye atladım.

2- Sırf Zihnin Arka Sokakları'na rozet göstereceğim diye bu fotoğrafı çektim. Rozeti bulmam 3 saatimi aldı. Yani gidip dolaptan ceketimi almış, üzerine kitabımı atmış falan değilim. Resmen 3 saattir uğraşıyorum. Ha sonuç da bu evet. Eveth.

Arkada da televizyon açık, Show Tv'de "Bu Tarz Benim" seyrediyorum. Sigaram bitti, sokağa çıkmamak için yazdan kalma kurumuş tütünleri sarıyorum. Dün akşamdan kalma ezogelin çorbası içtim. Ve ayaklarım donuyor. Ayak donması mevsimi geldi.

Neyse, Murder in Mesopotamia.

Kapağın içine "Aralık 2008" yazmış kardeşim, bir de küçük not var. Hollanda'daydı o ara, sahaftan almış benim için, "Hem cinayetli hem arkeolojili, ablam sever" diye düşünüp. Yazdığı notta bir de alıntı var, "Arkeoloji, nereye gittiklerini merak eden insanların değil, herkesin nerelerden geldiğini merak edenlerin oyun havuzudur." Bir tür röntgencilik olarak arkeoloji ehehheh. Hiç itirazım yok bu tanımlamaya.

Türkçe'ye "Mezopotamya'da Cinayet" olarak çevrilmiş, benim en sevdiğim Poirot macerası. Yazarın 46 sene evli kaldığı Max Mallowan, yıllarını Mezopotamya'ya gömmüş süper meşhur bir arkeologtur, zaten Agatha ile Ur şehri kazılarında tanışmışlar, yıl 1930. Mezopotamya'da Cinayet'in ilk basımı da 1936 yılında.

O kadar güzel anlatıyor ki Agatha Christie, arkeologların ve uzmanların kaldığı kamptaki hayat, ilişkiler, gergin sinirler falan. 80 senede hiçbir şey mi değişmez allahım? Kitapta ilk öldürülen karakterin kim olduğunu yazmayacağım ama herhangi bir kazıda biri öldürülecek olsa, bütün paramı gözümü kırpmadan o kazının "bu"suna yatırırım. Çok isabetli bir gözlem Agatha'nınki, bir o kadar da sarkastik aslında, zaten o yüzden bu kadar seviyorum kitaplarını.

4. soruya cevabım bu. Gregor Samsa da qanQaM olur, kanıtlayacak rozetim var. İki gün önce hamamböceği olarak kalktım sanırım yataktan ve farkında değilim. Neye elimi attıysam kurutuyorum.

Saksıdaki acı biberlerden tohum aldım, o ellerimi bütün yüzüme sürmüşüm, bütün günü bir alev topu olarak geçirdim. Tohumlar da kararıp büzülmüş zaten bir gecede.

Yoğurt yapayım dedim, daha önce yapmışlığım var. Her türlü önlemi aldım.


Mayalanmadı. Süt yeteri kadar sıcak değildi galiba.

Sizi, ne zamandır gördüğüm en güzel tişört etiketiyle başbaşa bırakıp gidiyorum. Herkese iyi günler, iyi otoler.





12 comments:

  1. Çok güzelmiş arman ve rozetlerin. Ben de eskiden beri çook severim. Sana ben yapayım birkaç köpenkli çiçenkli rozet, mektubunla yollayayım:) Agatha hayatıma çocukken girmişti, annem hep anlatırdı ve yazlığın dandik kitaplığında dururdu, cesetler merdiveni sanırım. Uzun zaman korktum okuyamadım ama o kitaplara ve yazlıktaki birkaç şeye göz koymuşluğum var, evim de var ya artık nasılsa kaçırım diyorum bir iki bir iki. Hele bir pembe diziler, bir zagorlar var ki taktire şayan:)
    Yoğurt bende birkaç kez mayalamıştım ama buradaki sütler çok dandik su gibi, mayalanmıyor ne yoğurdu ne sütü, muhallebi bile olmuyor biliyor musun. Türkiye'den getirdiğim süzme yoğurdu da kıyamadık yedik, halbuki bi kaşık ayırabilirdim. Olmazsa sulu kalır boşvveeer çorba yaparsın, nasılsa orda sürüsüne bereket yoğurt var dimi ama:) Ben de poirot yazımı agathanın doğum gününde yazmışım meğer sonra bir de üzerine isimsiz bir poirot cevabı gelince dumur oldum bütün gün:)
    Ben kocaman etiketleri seviyorum gazete küpürü gibi olanları, bu gözüme küçük göründü ama sevilesi bir şeymiş, sakla:)
    Bir ara Aslı E.Perker milliyet'de bir yazı dizisi yazıyordu Alis Hovanisyan'ın maceraları. Çok güzel. Sanırım bir süredir yazmıyor ama bence eskileri okumadıysan oku, ben ofiste deli gibi bekliyordum yeni yazılarını, heyecanlıdır. Yine de poirot'u tek geçiyorum elbet, o benim ihtiyar penguenim:)
    Kendimi durduramıyorum, en iyisi bu yazma performansıma ben mektubunda devam edeyim.
    Arada ulus'a falan da gitsene ahhaha hem mavi emaye çaydanlığı da görelim artık özledik ayol...

    ReplyDelete
  2. Çaydanlık toz içinde oturuyor tezgahta, bütün gün yalnızım evde, çay içeyim diyorum, 300 litre su alıyor o çaydanlık. Gidip ketıla basıyorum kös kös. Sana da alıcam, unuttum bak, 1-2 gittim halbuki Ulus'a. Defterime yazayım, her şeyi unutuyorum Tuğba ya, çok fena.
    Şimdi gidip okudum Poirot'un mektubunu! Allahım çok güzel! Harika bir insan dolanıyormuş senin blogunda, haberin yokmuş.
    Aşağıya, kedilere indiricem sütü. Hala yarım tencere ezogelin var, çorba yapsam kalır. Gidip yoğurt almam lazım tabi :)
    Koko armasını da bir arkadaşım yapmıştı, Koko'yu ilk aldığımız zamanlarda. Seviyorum rozet, broş mroş. Boşladım çok, ne zamandır takmıyorum, ceket mevsimi geldi, ben de harekete geçeyim bari biraz :)
    Bakayım Alis Hovanisyan'ın maceralarına.
    Erteleme Sanatı'nı Saçaklı'nın da itelemesiyle bugün bitiriyorum, sana yollıycam ilk mektupla. Beğendim ben, bakalım siz nasıl bulacaksınız.

    ReplyDelete
  3. "Hem cinayetli hem arkeolojili, ablam sever" :))

    Sana da iş çıkardım yahu. 3 saat aramışsın :( Yakınlardaysa diye merak etmiştim rozeti. Ama çok güzelmiş. Güle güle giy :)

    Ya ben bu Christie kitabını hiç duymamışım ?? Eneee. Hemen not ediyorum.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Aklıma takıldı, bulmadan rahat edemeycektim, iyi oldu :D Teşekkür ederim, üstüne atlayarak almıştım :)
      Kitap güzel, insanın Irak'a falan gidesi geliyor :)

      Delete
  4. Ay çok tatlısın her zamanki gibi. Arkeolojiyle ilgili söz çok havalı ya *.*

    ReplyDelete
    Replies
    1. Sen onu mayalanmayan sütlere, büzülen tohumlara anlat :D
      Arkeolojiyle ilgili tek havalı şey sözler zaten. Bir de belki yandan cepli pantolonlar. Pfff.

      Delete
  5. ben de aklımdaki bir fotoğrafı çekmek için baya uzun uğraştım dün evde... ne için... aklımca instagramda bir seri yapıcam kendime... sonra iyi ki uğraşmışım dedim. en azından kendimi eğlendirmek için bulduğum yöntemlere özen gösteriyorum, afferim bana! :)
    senin fotoğrafta çok güzel olmuş, instagramda altına yazacaktım, buradaki fotoğrafların arasında ilk 5'e girer diye, unuttum tabii... rozetler şallardan sonra "hiç bir zaman çok olamayan eşyalar" sıralamasında, şuan fark ettim :))
    sobohın dokozundon horkose gonaydın o zaman :P

    ReplyDelete
    Replies
    1. Hoyorlo ikindilor! :)
      Bastetli fotoğraf mı, hankı fotoğraf? Benim ne güzel fotoğraf makinam vardı, 3 senedir yüzünü görmedim, bu telefonlar ve filtreler falan ahlakımı bozdu benim.
      Güllü mektubun bir Mostar kartıyla elele tutuşup geldi bugün :D
      Şu gözlüklü-saçaklı-kedisini aldığım yere gidip bi bakıcam başka rozet var mı diye. O kadar küçük bir dükkan ki nerdeyse görünmez dükkan :D

      Delete
  6. yoğurt mayalanıyor,dokunmayınız :) çok güzeldi,güldüm sayende

    ReplyDelete
    Replies
    1. Keşke mayalansaydı da bir litre organik sütü rezil etmemiş olsaydım :)

      Delete
  7. ay ablo cok duygulandim su anda :) vay be, 2008! zaten hayatimin en son "guzel hediye bulma"siydi, sonra dibe coktum hahaha

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay saçmalama yahu, sen bana İstanbul'dan ıslak hamburger getirmiş çocuksun, içinde var senin :D

      Delete