October 4, 2014

Bayram Sabahı ve (20) En Sevdiğim Aşk Romanı

Sabah 8'den beri ayaktayım, henüz kimse benim ve tüm İslam aleminin bayramını kutlamadı, bir kısa mesaj bile yok. Sosyal medyada dolanmayı gözüm yemiyor, IŞİD bir kişiyi daha öldürmüş. Kurbanlık hayvanlar da kaçmaya başlamıştır diye tahmin ediyorum. Ananem bir şarkı söylerdi bazen, "Bayram gelmiş neyime, anam anam garibem" diye.

O arada bir iyi haber okudum, İsveç'in taze başbakanı Stefan Löfven, Filistin'i tanıyacaklarını söylemiş. Löfven şu:


10 aylıkken yetimhaneye, ordan kaynak işçiliğine, sonra sendika temsilciliği falan derken dün itibariyle Sosyal Demokrat Parti'den başbakanlığa, ne biçim bir hayat.

Neyse. Darısı diğer büyük Avrupa devletlerinin başına. Belki bir gün, Filistin'le ilgili her şeyi veto eden Amerika Birleşik Devletleri'nin de insanlığını görürüz.

Dünden beri sokaklar o kadar sessiz ki galiba gene herkes tüymüş. Çalışırken de hiç gözüm yemezdi üç gram tatil için saatlerce yol gitmeyi, sadece uzun uzun uyumak isterdim. Artık haftanın günlerinden haberim yok, tatil sabahı zınk diye uyanıyorum falan, gene de o akının bir parçası olmaya cesaret edemiyorum. Tatilin en büyük macerası olarak açık bakkal, market aramaya çıkacağım birazdan.

Kitap meydan okumasının 20. gününde en sevdiğimiz aşk romanını yazmamız gerekiyor. Kıt hafızamla neden girdim bu meydan okumaya bilmiyorum, aklıma tek bir roman gelmedi. Gele gele Poe Efendi geldi, zaten mutlu aşk yoktur, değil mi?

"Ama çok güçlüydü aşkımız aşklarından
Bizden daha büyük olanların
Bizden daha bilge olanların
Ve ne melekler yukardaki göklerde
Ne de şeytanlar altında denizin
Ayırabilir ruhumu ruhundan
Güzel Annabel Lee'nin.

Çünkü ay doğmaz asla hayalini getirmeden
Güzel Annabel Lee'nin.
Ve yıldızlar çıkmazlar ama parlak gözlerini hissederim ben
Güzel Annabel Lee'nin.
Ve öylece uzanırım yanı sıra bütün gece vakti
Sevgilimin-sevgilim-hayatım ve gelinim
O deniz kıyısındaki mezarda
Onun mezarında, uğuldayan denizin kıyısındaki."

Bu, bendeki İthaki Yayınları baskısı ve oldum olası çevirinin çok güdük olduğunu düşünürdüm, şuraya yazarken bile içim kurudu. Gugılladım şiiri ve çok haklı olduğumu anladım. Melih Cevdet Anday çevirisini buldum, bir de ona bakın.

"Sevdadan yana, kim olursa olsun,
Yaşça başca ileri
Geçemezlerdi bizi;
Ne yedi kat gökdeki melekler,
Ne deniz dibi cinleri,
Hiçbiri ayıramaz beni senden
Güzelim Annabel Lee.

Ay gelip ışır hayalin eşirir
Güzelim Annabel Lee;
Bu yıldızlar gözlerin gibi parlar
Güzelim Annabel Lee;
Orda gecelerim,uzanır beklerim
Sevgilim,sevgilim,hayatım,gelinim
O azgın sahildeki,
Yattığın yerde seni."

Orijinalinin ritmi, müziği var bu çeviride, çok şükür yarabbi! Bu sıkıntımı da çözdüğüme göre gidiyorum ben, umarım bir paket sigara almak için benzin istasyonu aramam gerekmez. Haydin iyi bayramlar olsun, küçüklerin gözlerinden, büyüklerin ellerinden öperim.

16 comments:

  1. Sanirim hayatimda, listeye aldigim eksiklerden biri de Edgar. Kara kule'yi bana sevdiren arkadasim buyuk bi Edgar hayrani, kafami utuluyor oku diye. Ufak bir kitabini aliyim gelecek donemde. Benle patates, sizi ve kopenkleri bayram coskusuyla opup kucakliyoruz.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Bu İthaki, bütün hikayelerini de bastı Poe'nun. Şimdi kalkıp onların da çevirilerine bakıcam, içime kurt düştü :) Bence seversin hikayeleri, bir kenarından başla valla. Biz de sevgiyle öper kucaklarız muhterem patatesi ve seni <3

      Delete
  2. Filistin'i dilinden düşürmeyip, haklı mücadelelerine en ufak bir katkı sağlamayan, bunu sadece iç politika malzemesi haline getirenlere duyrulur. Bunlar solcuuu diye akıllarınca aşağıladıkları insanlar olmasa şuan Filistin diye bir şey olmayabilirdi. FKÖ'nün devrimci mücadelesi nerdeee şimdiki sakallı ne idüğü belirsiz dinci Hamas'ınki nerede ! Son Gazze faciasında gördük. Müslüman Arap kardeşlerinden gık çıkmadı. Afedersin kıçlarını dayamışlar petrole ohh. "Din kardeşleri" mi öldürülüyor bana ne ! Kafa bu Körfez ülkelerinde. BaĞzılarının beğenmediği solcu hükümetlerse oldukça sert yaptırımlar ve açıklamalar yaptılar İsrail vahşeti karşısında.

    Bu kitabın çevirisi pek iyi değil sanki :( Bir de baskısında ciddi hatalar var. Bir kopyasının sayfaları yoktu basılmamış düşün :D

    ReplyDelete
    Replies
    1. İslam aleminin iki santim bile birbirine yaklaşacağını bilsem, gönülden desteklerdim her türlü girişimi. Alem, fakir müslümanlar ve zengin müslümanlar olarak ikiye ayrılıyor. Yani inançla falan birleşmek mümkün değil, gene her şey sınıf mücadelesi, işte bunu deyince de solcu oluyorsun pehh. Sendika deyince de solcu oluyorsun sanırım, ne acıklı yarabbi.
      Çeviri resmen kötü, böyle şiir mi çevrilir? Kupkuru, ruhu kaybolmuş. Neyse yani, allahsız ODTÜ'de kazık kadar bana bile İngilizce öğretebildiklerinden kelli, İslam alemi düşünsün gotik romantizm olmadan ne yapacaklarını ehhihihiihihi :D

      Delete
    2. Aynen. Hiçbir din ne yazık ki birleştirici bir etki yaratmamış. Dediğin gibi araya maddiyat girdi mi tüm "kardeşlik"ler pert oluyor. Bizim ülkede gerçi şu var; vitrinde "solcu" görünenler ne kadar solcu ? Soldan anladığımız ne ? Bakıyorsun adama; "ağır solcu". Ama ne azınlıklar ne lgbt ne çevre ne kadın hakları umrunda değil. Bazı şeyleri tutuyorlar, gerisine tamamen karşılar. Neden diye sorsan fikirleri de yok ha bunların. Laf olsun torba dolsun ! Üniversitede türban dersin, "şeriat" der. Eşcinseller dersin, "sapık" der. Çevre dersin, kendi arazisine gelince her haltı yapar. O yüzden de sol hep öcü olarak görülmüş bu ülkede. Kendi açılarından haklılar da aslında. Birleştirici ve kucaklayıcı bir dil kullanıp, her kesme ama özellikle de haksızlığa maruz kalmışlara yakınlaşsalar aslında toplum da anlar gerçek solu. Gündelik siyasi dili kullanmak istemiyorum; buraları bulandırmak istemem ama vitrindeki sol parti ne yazık ki solla alakası yok. Dinden arındırılmış, bir sağ partiden en ufak bir farkı yok. Oysa avrupadaki gibi bir yeşiller partisi olsa şu ülkede, çevreyi kadını ve ezilmişleri gözetse.. Ölene kadar gözüm kapalı vicdanım rahat oy versem.. Bulutlar mavii hayaller güzel... Öfff 53.defa şiştim :D

      Delete
    3. Vitrindeki sol partide var bir kaç milletvekili, PM üyesi falan, beni temsil etmesinden çok memnun olacağım. Ama tabi bırak memleketi kurtarmayı, vitrini bile kurtaramıyor benim için de.
      Ya valla hep diyorum, sonra naif gerzek muamelesi görüyorum "çok solcu" tanıdıklarımdan ama gene diyeceğim, sen öküz gibi yaşarken başkalarını küçük burjuva, beyaz Türk falan olmakla itham edemezsin, genel bir prensip olarak yani, itham edememen lazım. İlla ki en önde çatışman gerekmiyor, kendi küçük hayatın ve çevrenle ilişkilerin de politik görüşlerinin bir uzantısıdır. "Küçük esnaf kan ağlıyor, çiftçiler bitti, emperyalizm" diye koca koca konuşup, hepimizi ezip sonra da zincir marketlerde sepet dolduruyorsan mesela, benim kafam karışıyor. Ya da en büyük kadın hakları savunucusu olup bir yandan da çevresindeki bütün kadınların dedikodusunu yapan, ezen, üzen, hayatlarını zehir eden biri olabilmeyi anlamıyorum.
      Düşündükçe şişiyorum ben de ama neyse, zaten kaç gündür tek bir iyi haber duyabilmiş değilim, idare ederim :)

      Delete
  3. Poeyu 2lerle yapıyorum; "Philosophy of Composition" ve "Raven" olmassa olmas. Bi de 3lerle yapıyom; Ulalume, Annabel Lee, Israfel, Eldorado vs. Hic bir zaman Halloween haftasına da denk getirtemedim zatı muhteremi. Oysa ne şık olacak. Bi dakka asıl şunu duydun mu. "Vampire Narratives in American Culture" dersi vatana millete hayırlı olsun. Hocasını tanıyor muydun. Çok cooolmuş diyorlar :P

    ReplyDelete
    Replies
    1. Duydum, duymaz mıyım :D İzmir'de olaydım, üşenmez gelirdim derse, hayatımda duyduğum en heyecanlı ders adı. Efsane hoca olma yolunda dev adımlarla ilerliyorsun, adına hatıra kitabı çıkartacakları gün gelince ben de yazmak istiyorum bir makale o kitaba. Çok ciddiyim.

      Delete
  4. meydan okumaya katılanlardan yakaladıklarımı hemen takibe alıyorum... kitapseveri severim diye
    Poe'yu da severim hem..

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ben de bütün katılanları takip edemiyorum diye dertleniyordum :) Bakmaya geliyorum şimdi bloguna :)

      Delete
  5. Sana bayramda mesaj yazdım görmedin komşum..Buradan diyeyim o zaman mutlu bayramlar!! Her ne kadar bayram bitmiş olsa da artık.
    Poe'yu ilk ne zaman okudum bilmiyorum ama pembe bir öykü kitabıyla başlamıştım. Pek haz etmem normalde tırsınç kitaplardan ama Poe'ya özel bir ilgim var. Kargaları sevdiğimden belki bir de o ürkünç havasının altındaki beynini seviyorum, tipinin gıcıklığı da hoşuma gidiyor. Ben nedense hep çirkin adamları seviyorum. Bu konu mevzubahis olduğunda yiğit bana beni nasıl beğendin acaba deyip duruyor gülüşüyoruz:) Çeviri ne enteresan bir dünya ya ben de sıkça düşünüp duruyorum. Annabel Lee yi okuduğumda çok etkilenmiştim. Melih Cevdet çevirisi bambaşkaymış. Bu çeviri mevzularına da dikkat kesilmek lazım tabi, çok başkalaştırıyor herşeyi. Sanırım kimisi çok içten çeviriyor kimileri de sallapati, öyle inanmak istemesem de. Ben meydan okumada yazmadım henüz fırsat olmadı belki ilerleyen günlerde yazarım ama Charles Boudelaire'i de çok severim, Kötülük çiçekleri favorim olsa da Paris Sıkıntısı'nı da severim. Onları bir yerlere yazmam şart yoksa içimde kalacak. Charles'ın da Poe'umsu havasını seviyorum ama o daha çok Bohem havanın içinde kaybolan çiçekler gibi geliyor biraz bana. Boğmaktan çok boğulmak ile ilgilenen bir havası var. Annem o kitabı başımda tuttuğumu ve devamlı okuduğumu gördüğünde bir süre epeyce endişelenmişti. Ergen dönemlerim pek karamsardı ne de olsa. O hava yıllar yıllı ruhumdan asla çıkıp gitmedi.
    Hadi bakalım ben de gideyim de yeni bir yazı yazayım bari. Bayramda hep yatış oldu, bir şeycik yapmadım yemek pişirmek yemek uyumak ve film izlemek haricinde, kendime çok kızıyorum aslında...
    Sevgiler

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay Tuğba whatsapp'tan mı gönderdin mesajını? Ben hiç farketmiyorum oraya gelen mesajları, bir türlü beceremedim. Bakıcam şimdi.
      Nasıl geçti anlamadım ben de bayram, pek evden de çıkmadım. Sürekli kısır yedim, ben yapmıştım, üstüne bir de Şafak'ın abisi yolladı. Hayatımda bu kadar çok kısır yememiş olabilirim :)
      Annabel Lee'yi evde yüksek sesle okudum, yazıyı yazdıktan sonra. Bendeki çevirisini kötülememeye karar verdim çünkü Melih Cevdet'le karşılaştırmak biraz adaletsiz oldu galiba :) Şafak mesela, "Melih Cevdet yeniden yazmış şiiri" dedi. Kelime kelime çevirmemiş ama orijinalinin ritmini ve ruhunu yakalamış bana göre. Kaç kere okudum, diğer çeviri bana hala yerinden kıpırdayamayan bir tren gibi geliyor. Ay neyse :)
      Hiç Boudelaire okumadım ben iyi mi? Ekleyeyim listeme. Zaten listedeki bütün kitapları alırsam, 3-4 ay hiç para harcamadan hazırolda durmam gerekecek ahahhaha :D
      Ergen karamsarlığı bende de kaldı, lazım bence biraz, iyi oldu :) Öpüyorum çok!

      Delete
  6. Stefan Löfven'i görmemeye dayanamayıp yine bu yazıya geldim! yine on numara bir cuma gecesi... :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ailemizin Stefan'ı :) Kaç gündür haberimiz yok adamdan, bir bakayım neler yapmış bir haftadır.

      Delete