November 28, 2014

Son Akşam Yemeği ya da Il Cenacolo (Aferin)

Bugün, başka hiç derdimiz yokmuş gibi, geçen yaz Leonardo Da Vinci'nin Son Akşam Yemeği ile yaşadığım maceradan bahsetmeye karar verdim.

Tatilimizin 5 gününü Roma'da neşeyle geçirdikten sonra Milano'nun bir miktar dışında kalan Varese kasabasına intikal ettik çünkü barbar kocamın işleri vardı. Yani gün boyu ortalıkta olmayacaktı ve benim başımın çaresine bakmam gerekiyordu. Dediler ki "Git, Son Akşam Yemeği'ni gör. Ama nasıl bilet bulursun bilmiyoruz", internete girip tur mur aradım, en erken bilet bir ay sonrasına. Barbar kocamın, yıllardır birlikte iş yapmak vesilesiyle, tuhaf bir aile ferdi haline gelen arkadaşı Andrea dedi ki, "Sen gene de git manastıra, biletçiye ağla."

Ertesi sabah otele taksi çağırdım, taksiciyle bir gece önceki dünya kupası maçını konuştuk, biraz hayatımı anlattım, o da biraz hayatını anlattı, beni tren istasyonuna bıraktı. Bilet alıp trene bindim, Milano bir saat mesafede, açtım kitap okuyordum ki bilet kontrolü için janti bir amca dolaşmaya başladı.

Biletimi uzattım, bir şeyler dedi, "Ay İtalyanca bilmiyorum" dedim, ön koltuktan bir kız İngilizce olarak müdahale etti, meğer trene binmeden biletimi deldirmem gerekiyormuş. "Aiiyyy bilmiyordum, hay allah naapıcaz!!!" diye kıvranırken amca biletimi deldi, bir şeyler dedi. Çevirisi kızdan geldi, "Güzel mavi gözlerinin hatırına bu seferlik affediyorum". Tam "Ama gözlerim mavi değil?" diyecek oldum ki küçük flörte uyandım, yan cebime koydum, vagon sakinleri kıkırdadı.

Milano'ya indim, metroyla şehir merkezine attım kendimi. Yeryüzüne bir çıktım ki şununla burun buruna geldim. Duomo di Milano.


3-5 gün önce başka bir katedralin kubbesine tırmanırken panik-atak geçirmiş olmanın sıkıntısıyla ve biletçiye ağlamam gerektiğinden basıp manastıra yürümeye başladım.

Uzaktan kırmızı tuğlalı manastır göründü, Santa Maria delle Grazie.


İnşası 1497'de bitmiş. Böyle tarihler gördükçe, kaldırıma çöküp ağlayasım geldi bütün tatil boyu. Bu gene bir şey değil, 1099 gördüm Milano'da. Yani tabi ki yüzlerce yıl zarfında tamir-tadilat görmüş bütün bu binalar, beni esas vuran binlerce yıldır kutsal olan alanlara inşa edilmiş olmaları. Pagan tapınağı varmış, Romalılar kısmen onun da malzemesini kullanıp kendi tapınaklarını inşa etmiş, sonra Hristiyanlar ya elden geçirip ya sıfırdan başlayıp manastır yapmış, katedral dikmiş. Kültürdeki bu devamlılık ne güzel. Öyle böyle değil, NE GÜZEL! Şehir bu alanlara göre, bu alanların etrafında gelişmiş; bütün yollar katedrale çıkıyor, öyle beton apartmanların, çöplüklerin arasında boynu bükük kalmış tarihi bina aramıyorsunuz.

Neyse. Manastıra girip bilet gişesine yürüdüm. Gözlerimi kırpıştıra kırpıştıra ilk bilet ne zamana diye sordum. Abla bana biraz bakıp "Tam 4 saat sonra geri gel" dedi.

Ben: Allahım nasıl yani, bugün mü 4 saat sonra?
Abla: Si, si. Bir bilet iadesi var, sana veriyorum.
Ben: Ühühüühü çok teşekkür ederim, çok!
Abla: 15 dakika erken gel. Sakın geç kalma.
Ben: GRAZIE! GRAZIE!

4 saati sağda solda kahve içerek, yan masalara laf atarak, barbar kocama kısa mesaj yoluyla nispet yaparak geçirdim. 15 dakika da değil, yarım saat önce manastırın bahçesinde bittim. Tam hatırlamıyorum, 15 ya da 20 kişilik gruplar halinde alıyorlar içeri ve nasıl bir törenle alıyorlar.

Bizim grubun sırası geldi, biletler kontrol edildi, grubu ikiye böldüler, bir holden içeri doğru yürüdük. Arkamızdaki otomatik kapı kapanıp bizi camdan bir bölmeye hapsetti, birkaç dakika durduk. Önümüzdeki kapı açıldı, biraz yürüyüp tekrar durduk, tekrar yürü, tekrar dur. Esas salona giren kadar ısımızı falan ayarladılar resmen, ben olsam fısfısla dezenfekte de ederdim, İtalyanlar henüz o kadar delirmemiş.

Nihayet girdik küçük yemek salonuna. Bütün gruptan kollektif bir nefes bırakma fısırtısı çıktı, "Hhhhhhhhaaaaa!"



Leonardo keşişlerin yemek yediği salonun duvarına yapmış Son Akşam Yemeği'ni. Nerdeyse 5 metreye 8 metre gibi ebatları. Ve allahım, İtalya'daki her sanat eseri gibi bunun da hikayesi çok acayip.

Leonardo işi almış ama bitirmesi yıllar sürmüş. Gelip iki kaş göz boyayıp aylarca ortadan yok oluyormuş. Manastırdan biri çemkirecek olmuş, cevabını şu şekilde almış, "Çok konuşmasın, zaten Yahuda'nın yüzü için model arıyorum, keşiş efendiyi model alırım, sonsuza kadar ihanetçi Yahuda olarak kalır duvarda."

Acaba duvar resmine kapıyı bu keşiş mi açtırdı diye düşünüp güldüm içimden. İsa'nın hemen altındaki gri dikdörtgen, zamanında oraya açılmış bir kapı. Birileri Da Vinci falan dinlemeyip kırıvermiş duvarı. Herkesin ayakları görünüyor, İsa'nınkiler kapıyla gitmiş.

İlk görüşün heyecanı geçince resmin ne kadar solduğunu farkettim. Leonardo, geleneksel fresko tekniğiyle değil, kuru duvar üzerine bir takım numaralarla boyamış, tempera dedikleri yumurtalı bir boya karışımı falan. Resim zaten biter bitmez bozulmaya başlamış, bir 60 yıl kadar sonra "Tamamen mahvoldu" diye kayıt tutmuşlar manastırda. Ben aceleci keşişi suçluyorum, daha önce de yazdım, sanatçının işine karışmamak lazım. Özellikle de İtalyan olanların işine.

Velhasıl Son Akşam Yemeği bir restorasyon belası haline gelmiş; birileri fresko muamelesi çekip onarmaya kalkmış, bütün boyayı bozmuş; başka biri bu bozulmaları kazımak zorunda kalmış; birileri onarırken birkaç havarinin yüzünün ifadesini değiştirmiş, halk ayaklanmış; o arada savaşlar, bombalamalar; bir ara cephanelik olarak kullanılmış manastır, askerler havarilerin gözlerini oymuş. Yani düşünün, kendi halinizde bir keşişsiniz, zaten 2. Dünya Savaşı patlamış, şehir bombalanıyor, bir de Son Akşam Yemeği'ne bakmak zorundasınız. Kum torbalarıyla kapatmışlar sağını solunu, bir şekilde bugüne kadar gelmeyi başarmış duvar.

Son restorasyon kampanyası 21 yıl sürmüş, bugün gidip de gördüğümüz duvar resmi bu restorasyonun neticesi. Ahı gitmiş vahı kalmış anlayacağınız, gördüğümün ne kadarı Leonardo'nun boyadığı gibi duruyor hala, hiç bilmiyorum.

15 dakikamız vardı tam olarak resimle. Yanımdaki çift, cep telefonuyla fotoğraf çekmiş, üzerlerine 5 tane salon görevlisi orta yaşlı kadın atlayınca farkettim. Ama nasıl atlamak, yavrusunu koruyan şahinler gibi. Adam "Tamam kapattım telefonu" falan dedi, kar etmedi, bütün resimleri teker teker sildirdiler telefondan. Kadınları çok takdir ettim. Turistlerden nefret ediyorum, kendi turist halimi de sevmiyorum.

İsa ve havarilere son bir bakış atıp çıktım, koşa koşa metroya, ordan gara, ordan Varese'ye. Varese'de taksi durağı olmadığını ve yoldan da taksi maksi geçmediğini dehşetle farkettiğim gün oldu bu. Pizzacıdan taksi durağı telefonu aldım, aradım ağladım. Kaldırıma çöküp sigara içmeye başladım, hava kararırken "Allahım acaba İngilizce anlaşabildik mi telefonda?" diye dertlenmeye başladım. Sonra uzaktan sarısını gördüm taksinin. Kapıyı bir açtım ki sabahki şoför.

Ben: Sen Varese'nin tek taksisisin di mi?
Taksici: Ahahhahhaha, evet!
Ben: Burda kaldım sandım, asla otele gidemeyeceğim sandım, hava karardı, ne biçim yer burası, yoldan taksi geçmez mi, yarım saattir seni bekliyorum?
Taksici: Yahu sana dedim telefonda, müşterim var, on dakikaya geliyorum dedim.
Ben: Duymadım ki öyle dediğini.
Taksici: Neyse. Neler yaptın bugün?
Ben: Son Akşam Yemeği'ni gördüm!
Taksici: Biz İtalyanlar ne diyoruz ona biliyor musun?
Ben: Il Cenacolo.
Taksici: Aferin.

Her koşulda aferinimi alırım.

25 comments:

  1. Ne çok gülüyorum senin yazıları okurken ben ya?! Çok yaşa sen, çok da yaz, ben de hep güleyim... ;)
    Yalnız her şey çok güzel, gözleri kırpıştırmaca, ağlamadan bilet bulmaca falan da koca niye barbar onu anlamadım?

    ReplyDelete
    Replies
    1. İhihiihi yaa ne güzel, çok seviniyorum gülmene :) Ay orda kötü kelime oyunu var aslında, Conan the Barbarian'dan bozup "kocam the barbarian" yapmıştım taaa ne zaman. Benim adam iri yarı biraz, Konan kostümü giydirsen hiç sırıtmaz. Bir de aslında Son Akşam Yemeği'ni görüp heyecandan ağlayacak kadar kalbi var ama hayatta itiraf ettiremezsin, ben sağda solda ağlayınca kaçıyor benden.
      Eskiden anonim olayım diye uğraşıyordum, iki yaz önce salladım anonimliği ama kocam barbar kaldı :)

      Delete
    2. Yazııık, olan kocaya olmuş. Adamın adı 9'a çıkmış bi kere hiç yoktan, gel de indir 8'e. Şimdi bilen bilmeyen de nasıl bi kocaysa diye düşünüyodur valla... :D

      Delete
    3. Ahahhahah :D Ben de isterim kocişko falan yazabilmeyi, fıtratında yok adamın :)

      Delete
  2. Hahaha, nefis olmuş bu macera :) Milano'ya benim kocanın işleri yüzünden kaç kez gittim, hiç Son Yemeği görebileceğimi umut etmedim. Demek ki öyle yapmamak gerekiyormuş. :)
    İtalyanların yaşlısı genci insana kendini iyi hissettiriyor :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ya evet, resmen gidip denemek gerekiyormuş. Üstelik tur alsaydım dünyanın parasını verecektim, 3-5 euroya girdim çıktım.
      Nasıl haklısın İtalyanlar konusunda, tuhaf bir şekilde özlüyorum :)

      Delete
  3. Replies
    1. Ay gülme, geçenlerde de "işporta" deyivermişim, hep yaşımı belli ediyorum ahahhahha :D

      Delete
  4. ya hep diyom sen çok komiksin. dünkü yorumuna da yanıt vermiştim. çok muzipsin yaa :) ama ben il cenacolo ne demek anlamadım ki neyi atladım kiiii :)

    ReplyDelete
  5. ayrıca son akşam yemeğini görmeni kıskandım bak. ben de görmeliyim yaaa :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Gördüm cevabını, geliyorum da sana düzenli, neden hödük gibi yorum yazmadan çıkıyorum hakikaten ya? Bundan sonra daha çok ses çıkarırım :)
      İki adı var resmin İtalyanca'da; L'Ultima Cena, bu tam manasıyla "Son Yemek" demek, bak hiç olmayan İtalyancamla elimden geleni yapıyorum şu anda :D Il Cenacolo, sanırım Latince "cenaculus"tan geliyor, toplu halde yemek yenen yer manasında. Ama Il Cenacolo, özel isim olmuş, İsa'nın havarileriyle son yemeği yediği yer anlamına geliyormuş. Böyle aldım aferinimi :)
      Lütfen İtalya'yı gör, bunu muhakkak yap.

      Delete
  6. Ay bu yazıyı ne zamandır bekliyordum, unuttun sandıydım. Hadi bi aferin de benden...

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ehehhehhe, çok teşekkür ederim öğretmenim :D

      Delete
  7. Fermina senin bu komikliğin bilinçaltıma işlemiş biliyor musun? Geçen gün rüyamda çok komik bir laf söylüyordun, gülerken kendi sesime uyandım :)))

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ahhahhahha ciddi misin? :D Bak bir düşün, beraber İtalya'ya falan gitsek neler olacak demek ki ihiihiihihi :D

      Delete
  8. çok güzel yazmışsın yine, aferim! :P

    okurken, kendim için düşündüğüm şeylerin aynısını senin için de düşündüm... o bileti bulman şanslı olmanla alakalı değil, KARMA! ahahahhah :D

    bi de şu ikea'lı kitap güzelse haber ver emi...

    ReplyDelete
    Replies
    1. Bu aferimler beni uzun süre idare eder ahahhahhah :D
      Karma biraz da ben sayısal loto oynarken çalışsa keşke, olmuyo mu öyle?
      Kitabı bitirince yollıyım, bana da Jardzy yolladı zaten, blogçudan blogçuya gezmek kaderinde varmış :D

      Delete
    2. Allahım neden emekli amcalar gibi her şeyi sayısal lotoya bağlıyorum?

      Delete
    3. çünkü çare sayısal başgan! :)

      Delete
  9. Çok güzel ya :)) bizim ülkede şehzade zamide rutubet var diye beton atan var ya neyse bizimkiler de kurtarmış onu en sonunda :))

    ReplyDelete
    Replies
    1. Her şeye beton atıyorlar, her şeye. Yani bırak etik olarak yanlışlığını, geri dönüşü yok betonun. Bir gün "Aaaa daha iyi bir teknik bulduk, bununla tamir edelim" deseler, betonu geri almak mümkün değil.
      Kapalıçarşı'da restorasyon başlayacakmış galiba, şimdiden derin endişeler içindeyim :)

      Delete
  10. Valla süper güzel olmuş. Evren tamamiyle senden yanaymış:) Saçaklının karma dediği işte tam da bu! Karma' dan bazen çok şey bekliyorum ama beklemediğim günlere sayarsa her birini yapabilir aslında.
    İyi ki gitmişsin görmüşsün.. Her ne kadar ilk hali de olmasa orada hala olduğunu bilmek güzeldir. İsa'nın ayaklarının altına neden kapı açmışlar ki yaa sinir oldum kesinlikle gıcıklık diye düşündüm okuyunca yazdıklarını:) Süper korumuşlar ama yine de onca olan bitene rağmen. Ülkemdeki tarihi eserlere verilen değeri düşününce şapka çıkartıyorum onlara. Biz neden bu kadar tarihe saygısız bir toplumuz acaba diye düşünmeden duramıyorum. Adamlar en ufak bir kalıntıyı bile koruyor gözleri gibi bakıyorlar ahh sırf bu sebeple bile oralarda yaşamak arzusu duyuyor insan, tarihin birebir içinde gibi.
    Taksi maceran da iyiymiş, bir tane taksi olmasına çok şaşırdım ayy ben fena tırsardım herhalde orada kalacak olsam ama aslnda nolucak ki yaaa amaaan...
    Aaa unutmadan tablonun olduğu odaya girme ritüeline de bayıldım, böyle şeyler anı daha da heyecanlı yapıyor..

    ReplyDelete
    Replies
    1. İçimden bir ses diyor ki, gidip de gözlerini kırpıştıra kırpıştıra ağlayan herkesin bilet bulma şansı çok yüksek :D Ben de gördüğüme çok seviniyorum, içerdeki kokuyu, sessizliği, duvarların nemini falan biliyorum artık; kendime çok büyük hediye vermiş gibi oldum.
      Ben sana nedenlerden birini söyleyeyim, çok "müslüman" olduğumuz için, gavur Yunan'dan ve Bizans'tan kalma, ne bileyim, dağa taşa tapan ne idüğü belirsiz Tunç Çağ köylüsünden kalma şeyleri korumak içimizden gelmiyor. Bizden değil yani o insanlar. Böyle okuyunca komik geliyor ama yemin ederim bu düşmanlık antik mezarları dinamitle patlatan oranın köylüsünde de var, devlet kademelerinde de. Diyeceksin ki o zaman Osmanlı'yı neden korumuyoruz? Onu ben de bilmiyorum, inşaat tanrılarına sormak lazım.
      Varese'de en azından bir taksi daha var, sonra ona da bindim :) O abi daha az İngilizce biliyordu ama ona da bir yolunu bulup hayatımı, memleketi falan anlattım. "Her şeyi gördüm ben televizyondan" dedi, gözlerim doldu, inerken de %50 indirim yapıverdi taksi parasına.

      Delete
  11. Replies
    1. Ah aaah hadi Son Akşam Yemeği'ni falan idare ettim de o Caravaggiolar'ı tavaf ederken sen olaydın yanımızda, ne güzel anlatırdın. Sen de Roma'yı görmek zorundasın.

      Delete