November 19, 2014

"Yol uzun, güzergah zorlu"

Atina Politeknik Üniversitesi, biraz bizim okul gibi, teknik üniversite yani. Odtü'den çok daha eski tabi, bir de bizde kırmızı-beyaz topan şeklinde logo var, onlarda Prometheus ateşi çalıyor. Doğal olarak. (Tam burada gözlerimi deviriyorum, Antik Yunan ile alıp veremediklerim var. Ama sonra konuşuruz bunu.)

1973 yılında öğrencileri okulu işgal etti, yıllardır askeri cunta tarafından idare ediliyordu memleket. Yunanistan, 2. Dünya Savaşı'ndan çıkıp korkunç bir iç savaşa girdi, 1967'de askeri darbeyi de görüp bu darbeci generallerin oluşturduğu hükümetle sınanmaya başladı. Askeri darbeler beraberinde yığınların tutuklanmasını, işkence görmesini, ardında iz bırakmadan kaybolmasını da getiriyor. İstediğiniz coğrafyaya bakın, hep böyle. Galatasaray Lisesi'nin önündeki Cumartesi Anneleri'ne bakın mesela.

1973'teki okul işgali, tarihe "Atina Politeknik Ayaklanması" olarak geçiyor. Üçüncü günün sonunda cunta, bütün şehrin elektriğini kesiyor, tanklarla kapıları yıkarak giriyor okula. Ayaklanan öğrenciler, okulun radyosundan yayın yapıyorlar o saate kadar, tank kapıya dayandığında genç bir öğrenci, askerlere "Kardeşlerim, emirlere uymayın. Direnen kardeşlerinize saldırmayın," diye çaresizce sesleniyor, özgürlüğü selamlayan milli marştan dizeler okuyor. Nafile yere.



Tank okula giriyor, yayın kesiliyor, takip eden olaylar onlarca sivilin ölümüne sebep oluyor. Fakat hükümetin, bir avuç öğrenciye böyle aklını kaçırmış gibi saldırması bardağı taşıran son damla oluyor, ayaklanma büyüyor, bir sene içinde cuntanın sonu geliyor. Yıllar sonra ilk defa demokratik seçimler yapılıyor, generallerin yargılanması başlıyor.

Politeknik ayaklanması tarihe cuntanın gidişini tetikleyen olay olarak yazılıyor. Her yıl anıyor Yunan halkı bu direnişi, bu sene 40. yıldönümüydü. 20 bin kişi sokaklara dökülmüş. Fotoğrafı Ekathimerini Gazetesi'nden aldım.


Şu fotoğrafı da almadan edemedim, popolardan biraz kırptım ama ne demek istedikleri anlaşılıyordur herhalde.


Hayat pek günlük güneşlik değil tabi Yunanistan'da, batık ekonomi, aç insanlar, işsizlik. 2008 yılında bir polis, ağız dalaşına girdiği 15 yaşındaki Alexis'i vurup öldürmüştü. Bakın buraya kadar hep tanıdık motifler bunlar, okul işgali, askeri darbe, ekonomi, ayaklanma falan. Bundan sonrası acayip çünkü Yunanlar, Atina'yı yaktı Alexis için. Sonra Selanik'i de yaktılar, sonra başka şehirleri de. Bildiğiniz cayır cayır yaktılar.


Politeknik'in yıldönümünde 20 bin kişinin sokaklara dökülmesi biraz koydu bana, o yüzden yazıyorum sanırım bunları. Bir de Alexis'i öldüren polis ömür boyu hapis cezası aldı, o sırada yanında duran polise de 10 sene verdi mahkeme. Biraz da bu yüzden yazıyorum. Yunan adaleti daha mı iyi işliyor bilmiyorum, için için suçluluk duyuyorum galiba Berkin için neden daha çok bağırmadık-bağırmıyoruz diye. Kendimi suçluyorum, daha çok sokağa çıkabilirdim; kendimden daha çok da çocuğun en azından cenazesine omuz vermeyenleri suçluyorum. Sırf çenesiniz ama hiç hareket yok lan, ne fena. Sonra facebook'ta falan çok hükümet karşıtı oluyorsunuz zaman zaman, bana sinir basıyor.

Neyse yani, suçlaya suçlaya da bir yere varılmıyor. Biraz Yunan kardeşlerimizden ilham mı almak lazımdır acaba? Öncelikle kendimi, ardından da sanat için soyunmaktan çekinmeyecek erkek kardeşlerimi sahneye davet edeyim ve gideyim. Sizi de şahsi hödüklüklerimle bırakıp gitmeyeyim, Birhan Keskin'in ince ruhunu bırakıp gideyim.

"Yol uzun, güzergah zorlu; ne demeliyim?
Zarif kardeşim benim,
Seni aldım yanıma, ikizimi almış yürüyor gibiyim.
...
İnsan olan yerlerim çok ağrıyor,
Olsun, yine de sen kapanma, bu sıra benim,
Yerine bırak ben incineyim."

Yalnız ne acayip, memleket köşeye sıkıştırdıkça benim bile aklıma devamlı şiir geliyor. Yani bildiğim sınırlı sayıda şiir koşup koşup geliyor. Valla çok tuhafsın hayat.

6 comments:

  1. Replies
    1. Öf ben de ağladım fotoğraf ararken internette.

      Delete
  2. Six Feet Under dizisinde (ki hala o kadar iyisi gelmedi) unutlmaz bir söz vardı: "You know what I find interesting? If you lose a spouse, you're called a widow, or a widower. If you're a child and you lose your parents, then you're an orphan. But what's the word to describe a parent who loses a child? I guess that's just too fucking awful to even have a name." Bir aile düşün ki, seçim dönemi topraktaki oğulları, çocukları, bebekleri meydanlarda yuhalatılıyor.. Diyecek sözüm kalmadı artık. Şimdi de gene başlamışlar "topçu topçu" diye. "Rant sağlamasa ölecek hastalığı" diye bir şey mi var acaba literatürde bilmediğimiz ? Ah ah, bağzı şeyler.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ah çok fena. Benim aklıma daha önce söylemediğim bir şey gelmiyor artık. Bir arkadaşımın yazdığını kopyalıyorum buraya:

      "Bundan 8-9 sene önce kazıdayken, 4000 yıllık bir kent kalıntısı içinde bir bebeğin mezarını açmıştım. Küçük, boyalı bir küp içinden çıkan bebek kemiklerinin yanında çamurdan yapılmış minik bir çıngırak da vardı. İçine koydukları taşlar, salladıkça ses çıkartıyordu. Ses dediysem, senden çıkan garip böğürmeler gibi değil. Yanlış anlama. Hani soruyorsun ya ölen o gariban çocuğun mezarına neden bilyeler atıldı, ne demek bu diye. Sen anlayamazsın. Boşa zorlama kendini. Bu toprakları anlamak o kadar kolay değil paşam. Toprak kimine konuşur, kimini kusar buralarda. Seni kusacak. Eminim."

      Ben de eminim.

      Delete
  3. Ah Mina nasıl ifade edeceğimi bilemiyorum şu an ama yazmak, anlatmak istediğim çok şey var. Herkese çeviriyorum kafamı da biz hariç diğerlerine, bizim millet çok acayip, senelerden beri süregelen şeyler hiç hayat'a, yaşamanın o mucizevi tarafına yakışmıyor. Çok üzülüyorum. Mesleğime bakıp, okuduklarıma bakıp kendi insanlarıma sövmek çok içime dokunuyor. Başkası sizden adam olmaz falan dediğinde hemen savunmaya geçiyorum ama işin gerçeği hep buydu bizim gibi cahil, saygısız, empatisiz, duyarsız, öküz bir toplum var ortada, yıllardır böyle gerçekten bizden bir bok olmaz artık çok içten inanıyorum. O arada çıkıp umutlandığımız anlar var ya işte onlar çok geçici, geçip gidiyorlar ve biz yine kendi gerçekliğimizle kalakalıyoruz.
    Yunanlılara ne laflar söylüyoruz hala içimizde sakladığımız derin vahşi duygularımız var millet olarak. Onlardan feyz alabileceğimize inanamıyorum. Düzgün, bilgili, dürüst, adil ve refah bir toplum olduğumuzu sanırım benim vampir halim bile göremez. O kadar inancım yok şu günlerde. Başka memleketleri de biz bu hallerdeyken övmeyi de hiç sevmiyorum ama adamlara bakınca bizim yaşadığımız da hayat mı, yaşıyoruz zannediyoruz sindirilerek, ezilerek, hakaretlere uğrayarak, kandırılarak, ittirilerek.
    Aman içim şişti düşündükçe artık, ben hayal dünyamda inan daha iyiyim ve bir gün tüm gerçekliği yitirsem eminim daha mutlu olurum..
    Aaa şiir diyecektim şiir memleketin çehresi güzel, içinde barındırdığı ve kişileri hayale sürüklediği umutlu hikayeleri olduğu için güzel, bir de o hatırı için dünyanın döndüğü insanlar hala çırpınıyorlar diye güzel. Yani sadece şiiri olduğu gibi seven, şiirin kendisine aşık kaç kişi kaldı yeryüzünde...
    Hayat bazen bizim gibiler için çok yanlış bir yaşam alanı gerçekten.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay ben de mesleğime bakıp bir sürü şeye inanamıyorum, en atarlı fırtına tanrısı bile unutulmuş gitmiş, en kuduz kral bile binlerce yıldır ölü. Ölümlüyüz ulan diye sokaklarda koşasım geliyor ahahhahha :D Gene en iyisini Romalılar yapmış, törenlerde falan halkın önüne çıkmadan imparatorun kulağına eğilip "Ölümlü olduğunu unutma" dermiş biri. Romalılar da tabi korkunç hadiselerin sorumlusu tarih içinde ama bazen aklıma geliyor bu kulağa fısıldanan laf.
      Ya valla sırf Yunanistan'a da değil, herkese derin vahşi duygularımız var. Haydi komşu memleketleri de geçtim, bizim memleketin içinde de derin vahşi duygular fırtınası var. Bu aralar, sünni müslüman bir erkek değilsen illa ki bir yerlerinden yaralanıyorsun. Bak, sünni müslüman kadın bile yazamıyorum. Kadın değil erkek; allah korusun alevi, rum, musevi, ateist filan değil, sünni.
      O umutlandığımız anlar da olmasa ne yapardık düşünmek istemiyorum. Ben etrafımdakilere daha da sıkı tutunmak istiyorum, her fırtınanın bir sonu var. Siz gelince sizle de elele tutuşuruz, vallahi billahi sonu var fenalıkların.

      Delete