December 16, 2014

O Yaz Nasıl Darbe Yapamadık

Gezi Yazı'nda ilk gaz görüşüm Kuğulu Park'ta oldu. Arkadaşımın kızı, 12 yaşında olması lazım o yaz, insanları görmek istiyordu, ne olduğunu görmek istiyordu. Kıyamadık, kandil gecesi diye, Kuğulu Park genelde sakin diye, saat de daha akşamın 7'si, bilemedin 8'i falan diye, aldık çocuğu indik.

Kızlar oğlanlar kandil simidi dağıtıyordu, birer tane aldık, ayıp olmasın. İki adım sonra tekrar kandil simidi, almayalım dedik, "Yaa alın ama, evde yersiniz, yarın yersiniz" diye ceplerimize sokuşturdular. İnanılmaz kalabalıktı, şarkı söyleyenler, zıplayanlar falan. CHPliler, Mustafa Kemal'in Askerleri, evde duramayıp sokağa fırlamış orta yaş ve üstü, köpeğini alıp çıkanlar, bebek arabası iten insanlar. Genel profil buydu yani. Bizim kız, teşekkür üstüne teşekkür etti, orda olmak onun için çok önemliymiş, bunu görmesi lazımmış. Sorumlu yetişkinler olduğumuz için:
"Baret takalım mı kafana çocuğum?"
"Hayır, bence gerek yok"
"Kız haklı ya, ne gerek var, millet köfte-ekmek yiyiyor"
Ve zaten kızımızın saçları çok uzundu, tepesinde topuz yapmıştı, baret maret takılacak gibi değildi. İlerleyen dakikalarda anlayacaktık.

Yaydık biz de bir miktar, sıcak yaz gecesi, sokakta bir neşe, herkes birbirine pek kibar, komik pankartlar, turlayan mahalleli. Sigara içer, etrafımıza bakarken ayaklarımızın dibine bir şey düştü.
"Gaz mı bu ya?"
"Yok ya, ne gazı, polis yok ki ortalıkta?"
"Ama duman çıkartıyor?"
"Meşale mi attı biri?"
İnsanlar hareketlenmeye başladı o arada. Ben, çok akıllı olduğum için:
"SAKİN OLUN MEŞALEDİR!!"
Derken o malum koku, derken parkın köşesinden görünen TOMA'nın burnu.
"AAOOVVV! KIZI ÖNÜNE AL, YÜRÜ YÜRÜ YÜRÜ!".

Cadde trafiğe açıkken, zaten "Devrim yeaaa" diye çimlere yaymış bir grubun üzerine, kandil gecesi, parkın ağaçlarının arkasına saklanıp oralardan aşırtarak gaz atacağını tahmin edemedik polisin. Nerelerde yol yordam arıyoruz.

Sırt çantası, sırt çantasını aç, aç, aç. "Yavrum koşmadan, hızlı hızlı yürü, bir şey yok, bir şey yok". Kardeşim nerede, kardeşim nerede. Kardeşim yok. Yürü, yürü, yürü. Ben, toplum yararını düşündüğüm için:
"SAKİİİN! SAKİİİN! HEPBERABER ÇIKACAĞIZ BURADAN!"
Maske çıkar, arkadaşına ver, baret çıkar, kocana ver, "Kıza tak, kıza tak", takamaz, çünkü çok saç var, "SAÇINI AAAÇ, SAÇINI AAAAÇÇÇ!!", toka çıkmıyor saçtan, hızlı yürü, hızlı yürü. Ptof fiiiiiuuuuyyyy tonk, ptof fiuuuyyyyy takır tukur takır tukur, kapsüller düşüyor sağa sola. "Allahım ne bok yedik, kızı sokağa çıkardık, allahım çok salağız", "SAÇINI AÇÇÇ, SAÇINI AAAÇ!!".

İşhanlarından birinin kapısında duran bir kadın kolumdan tutup içeri çekti, içeri çekilirken arkadaşımı da çektim, bizim kız kendini attı içeri, kocam kapalı binaya girmemizin tam manasıyla gerzeklik olduğunu beyan ederek peşimizden geldi. Kardeşim? Gören yok.

Bir süre işhanının merdivenlerinde dışardan gelen sesleri dinleyerek büzüldük. Yanımda oturan 18 yaşlarındaki kız panikle ağlamaya başladı, bir kaç gün önce Kızılay'da bir kafeye sığınmış, polis içeri girmiş, kızı merdivenlerden aşağı savurmuş, kafeden çıkarırken. El parmaklarının bir kısmı alçıdaydı. "Bir daha aynı şeyi yaşayamam, bir daha aynı şeyi yaşayamam". Bizim kızın büyüyen gözleri.

Telefon trafiği, kısa mesajlar, "Orda durun, sakın çıkmayın", zaten çıkamayız, binanın kapısı üstümüze kilitlendi, ışıklar söndürüldü. Dışardan tazyikli su sesleri, insan sesleri. Sesler kesildi, bizi içeri alan kadın, dışarı da çıkardı, koş koş koş, taksi ara, taksicilerin bir yandan polisi kontrol edip bir yandan elleriyle çaktırmadan "Dur dur dur", "Şimdi gel gel gel" yapmaları falan derken kendimizi evlere attık.

Demem o ki o gece bizim kızın saçları dev bir topuz olmasaydı, kardeşim tanımadığı insanlarla elele koşturup gitmeseydi, hamamböcekleri gibi merdivenlere saklanmasaydık ne biçim de darbe yapacaktık. Kandil simidi, baret falan her şeyimiz hazırdı. Ben birazını yemiştim simitlerin ama bence gene de olabilirdi darbe.

Ay umarım havalı bir Gezi hikayesi beklentisiyle okumadınız buraya kadar, benim başıma hiç gelmez öyle şeyler. Zaten anında kaçmaya meyilliyim, doğru dürüst koşamam edemem. Ama bu memlekette şu aşağıdaki sahne yaşandı ya, gözüm açık gitmeyeceğim.


Gönüllerin POMA'sı.

Yazımı kör göze parmak usulü bitireyim;
1. Sokağa çıkıp başbakanın istifasını istemek darbe girişimi değildir.
2. Sokağa çıkıp slogan atan insanları gaza boğmak, böceklermiş gibi kovalamak, dövmek, öldürmek suçtur.
3. "Ehh yeter ulan!" diyerek kepçeyle, bir üstteki maddenin faillerini kovalamaya çalışmak darbe girişimi değildir.
4. Birinci ve üçüncü maddenin müsebbiblerini, azıcık ses çıkaran kim varsa onu, nihayetinde önüne geleni darbecilikle suçlamak akıl noksanlığıdır. Ezikliktir.
5. Çarşı taraftar grubu yalnız değildir.

Ben de varım.

19 comments:

  1. Ben o iş makinesinin önüne kalkan gibi konan şemsiyeye hastayım :)
    Bir de eskiden televizyonlarda ortadoğuda filan falan çatışma görüntülerindeki sabit dekor unsuru "sisleri" anlamazdım. Ya herhalde lastik filan yakıyorlar bir yerde onun dumanıdır. Evet ya ne kadar çok duman çıkartıyormuş görüntüye girmeyen yanmış lastik. İnsanlar da yüzlerini polis,ordu kimin taş attığı anlaşılmasın diye gizlemek için kapatıyor o sırada sanırdım. Yeminle öyle zannederdim. Hatta dahası da var da onu söylemeye artık utanıyorum.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Offf hakikaten o şemsiye! Ahhahhah çok güzel evet :D
      Ya biraz bakındım internette, çok emin olmamakla birlikte bu bizim "sisler" sanırım 1990'ların başında kullanımaya başlanmış dünyada. O çocukluğumuzun sisleri, başka türlü sisler olabilir. Belki biri gelip doğrusunu yazar buralara.
      Yüz kapatmayı da terör suçu kapsamına sokmak istiyorlardı, bilmiyorum soktular mı, o yüzden senin tahmininin bir geçerliliği var :) Zira polis mobeselerle yetinmeyip benzincilerden, apartmanlardan falan video görüntülerini topladı, el sallasaymışız da olurmuş :)

      Delete
  2. Tam o sırada ameliyat olmuştum ve annem 'ohh zamanlama ne güzel oldu hah yat sen öyle' diye diye gezinmişti ortalarda :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay güldüm okurken :) Anlıyorum anneni, sabahlara kadar kardeşimi bekledim o yaz, arıyorum eve gelsin diye, telefonu açıyor ama konuşamıyor çünkü koşuyor, gelen sesleri dinliyorum telefonda çaresiz falan, çok korkunç bir his.

      Delete
    2. ben de yurt dışında öldüm öldüm dirildim; hop kalktım hop oturdum ama.. annem oohh sen kal orada gelme dedi.. ama kilometrelerce uzakta arkadaşlarım bu haldeyken haber beklemek çok zordu, anlatamam:/

      Delete
    3. Düşününce iyi bir his mi ağır basıyor, kötü bir his mi, inan emin değilim. Benim başıma fiziksel bir iş gelmedi, işte biraz koşturmak falan dışında. Ama gözümün önünde burun kırıldı, arkadaşımın kardeşi sekiz ay tutuklu kaldı, kardeşimin kafasına nişan alıp kahkahalar atmış bir polis; istesem de istemesem de sünger gibi çektim içime her şeyi, tanıdığım ve tanımadığım herkesin hikayelerini. Hiç aynı insan değilim,

      Delete
    4. çok ağlıyorum. Öyle, iyiyle kötü arasında bir takım hisler.

      Delete
  3. Yazını okuyunca aklıma geldi, benim de taslaklarım da bir 'gezi anısına hediyeleşme' yazım var. Öylece duruyor. Yaptığım bir resmi ve birkaç kitabı hediye edeyim diyordum. Katılmak isteyenler Gezi'de ne öğrendiğini, ne yönde değiştiğini birkaç cümleyle yazsın filan... Planladım ama öylece kenara koydum. Yayınlar mıyım bilmiyorum ama sırası gelmişken, yukarıdaki yorumuna da istinaden bendeki değişimi de buraya kopyalayayım.

    Gezi bana birçok şey öğretti. Ben zaten arkadaşlar parkta ağaç nöbetine başladığı andan itibaren tetikteydim ama olayın insanlara zarar verecek boyuta gelebileceğini beklemiyordum. O sabah benim için tam anlamıyla dehşetti. İnsanlar yaralanıyor, ölüyordu. Herkesin haberi olmalıydı, herkes ayağa kalkmalıydı, dur demeliydi fikrimce. O kadar inanıyordum ki buna; o pazar başka türlü , neşeli yazılar yazan birkaç bloga gidip sitem ettim, kızdım. Çevremdeki insanlar da benim gibi düşünen, yaşayan tipler olduğundan bir süre 'Olanları herkesin umursamayabileceğine' inanamadım. Tam olarak bu oldu. Etraftan, sosyal medyadan böyle insanları görünce dehşete kapıldım. Önce bilmiyorlar sandım. Haberdar etmeye çalıştım. Sonra anlamıyorlar sandım, anlatmaya çalıştım. Sanıyordum ki, ortada aleni bir yanlış olduğunda gören herkes tam karşısında duracaktı.
    Anlamayan benmişim. Yaşadığımız dünyanın tam bir maymunlar cehennemi olduğunun farkında değilmişim. Konuşmayan, duymayan, görmeyen milyonların arasında çaresiz, öfkeli, hayal kırıklığına uğramış öylece kalakaldım.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Bence en fazla bu kadar umursanabilirdi zaten, bunu olumlu manada söylüyorum; bence feci şekilde umursandı. Kennedy Caddesi'nde sadece ayakta durarak dahil olduğum kalabalık bana yetti. Zaten burada park mark da yoktu; Ankara, İstanbul'u dövüyorlar diye sokağa çıktı. Ben Ankara'nın bu abiliğine gözümle görmeden inanamazdım, gördüm, bana çok iyi geldi.
      Berkin'in cenazesini, siz orda binlerce insan kaldırdınız; biz burada ancak birkaç yüz kişi toplandık, yarım saat bile birarada duramadık, it gibi kovalandık sokaklarda. O gün İstanbul'un kalabalığına bakıp hayıflandım ama bugün öfke duymuyorum. Ben ordaydım, önemli olan o. Ha tabii hala çaresizlikten ağlıyorum ama dönüp bakınca güç alıyorum o dönemden. Gezi'den önce böyle bir umut kaynağım yoktu.
      Bahsettiğin milyonlar konuşmuyor belki ama eşek gibi de duydular ve gördüler. Suskun kalabalıklar, bu memlekette ilk defa susmuyor, her aya en az bir katliam yıldönümü, bir felaket yıldönümü düşen ülke mi olur?
      Ben öldükten sonra arkamdan "Ne fikri vardı ne duruşu, sessiz sedasız yavşağın tekiydi" demesinler, başka bir beklentim yok. Yoksa haklısın, dünya bir maymunlar cehennemi.

      Delete
    2. Ben de Gezi döneminde müthiş bir umutla doldum 'Güzel günler göreceğiz, güneşli günler' diyerek dolaştım. Aynı duyguları yaşadım. Hele ki Siyasal'da hocalar dahil hepimiz müthiş bir enerjiyle umutla doluyduk. Ama bir taraftan örneğin evde -babam Akpli benim (sağcı babanın solcu çocuğuyum, miras değil alın teri, yıh yıh yıh)- nasıl da göz göre göre umursamadıklarını farkettim bir kesimin. Babamdan beklemezdim ben. Sitenin büfecisi bana Berkin'in cenazesinin olduğu gün bir sürü hakaret etti, durduk yere kendi kendine gaza gelip. Babama anlattım bu olayı ''Benim kızım olduğunu bilmiyordur da ondan'' dedi gevşek bir gülümsemeyle. ''Peki ''dedim ''Başkalarının kızları bunu hakediyor mu? Başkalarının evlatları? Berkin öldü bak, başka babalar anneler yanıyor'' dedim. Gülümsemesi bile bozulmadı. Ki bu adam işte benim babam yahu. Kahroldum ben. İçten içe kemirildim bir buçuk yıldır. Yine de umudum vardı ama seçimlerden sonra ciddi bir seçmen depresyonuna girdiğimi söyleyebilirim. İşte görmeyen duymayan derken bu açıdan görmemezlikten, duymamazlıktan gelen tiplerden bahsediyorum. Görüp duyup umursamayanlardan. İçim yanıyor.
      Bir de işin komik tarafı kendilerinin gizli bir bildikleri olduğunu düşünüyorlar bu Gezi karşıtları (Yo hayır burada Turgut Uyar'a selam çakmıyorum) Bizim göremediğimiz bir sebepten bahsedip duruyorlar ya.. Soruyorsun söyleyemiyorlar da bir şey. Sanırım gerçekten çok gizli. Biz bir şeyleri göremeyiz alet oluyormuşuz filan falan. Neyse kendim yazarken sıkıldım.
      Sevgiler, selamlar

      Delete
    3. Çok takdir ettim seni, kendi yolunu kendin bulduğun için. Ben hazır yiyiciyim, bakkalımız bile 12 Eylül'ün cehenneminden geçmiş, DAL diye bir yerin varlığını bakkaldan öğrendim. Geçen gün uğradım, elime şu küçük kutu meyve sularından tutuşturuyor, pipetini takıp. Ben meyve suyunu içerken söylendi, "Günlerce kafeste kaldım, yediğim dayak, elektrik. İnsanlar için iyi şeyler istemiştim, değmezmiş bu insanlara" diye. Hak verdim, ben de söylendim onunla beraber. Sonra bir anda gözleri parladı, "Bizi kimse görmedi ama Gezicileri bütün dünya gördü. Artık o adamla dalga geçiyormuş dünya basını, biliyor musun?" dedi sevine sevine. Zaten yanında eziliyorum, o kutu meyve suları ve ikram sigaralar kalbimi kırıyor çok, iyice büzüldüm. Valla bak, hiçbir şey olmadıysa bile bizim bakkala moral oldu.
      Velhasıl devletin bazı geleneklerinde süreklilik var. Bir de yani yarabbi bu sağ-muhafazakar filan kesimde de bir gelenek var, kalpsizlik, vicdansızlık bir yana, çok fikir hımbılı oluyorlar. Ne zeka pırıltısı var ne bir espri, benim içimi bu da çok kıyıyor. Bu uzun cevabımı Bilal'e anlatır gibi bitiriyorum, biz çok haklıyız! Ve fakat kazanamama ihtimalimiz baki. Ama olsun, sen varsın, ben varım. Olsun.

      Delete
  4. biz hiçbirimiz artık aynı insanlar değiliz. darbe yapmadıysak biz yapmadık bence yoksa kandil simidimiz baretimiz, özgürlüğe olan ihtiyacımız her şeyimiz tamdı:) ama devrim... evet! her birimiz kendi içimizde bir devrim yaşadık ve gezi yazından beri hiçbirimiz aynı değiliz.

    ReplyDelete
    Replies
    1. O hengamenin içinde bir grup eylemcinin yankesici yakaladığını ve polis çağırdığını gördüm olm ben ahahhahha :D Hatırladıkça sinirlerim bozuluyor, kafalarında baret, boyunlarında deniz gözlüğü, sigara içip polisi bekliyorlardı. Nasıl aynı kalayım ben? :)

      Delete
  5. Normalde artık moralimi boza boza, umut ede ede bi yere varamadığımı bildiğimden pek okumuyorum o günlerle veya hatta bugünlerle ilgili saçmalıklarla dolu olayları. Ama sen yazdıysan, kesin bi şey vardır diye okudum. Ve olay çok üzücü olmasına rağmen bi çırpıda, keyifle okudum. Hele ki maddelerine bayıldım. Göslerinden öpüyorum çok içten... :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay bu üzücü de değil aslında, bu tamamen bizim eblehliğimizdi, 2 metrelik kocamı, ufak tefek bir kız çocuğunun saçlarıyla boğuşurken hatırladıkça sinirlerim bozuluyor :D
      Kafam artık biraz zor basıyor olan bitene, ancak takip edebiliyorum. Velhasıl hiçbişi bilmiyorum. En kalbi hislerimle öpüyorum ben de, bilmukabele :)

      Delete
  6. Güzel anlatmışsın, hiçbirinde yoktum bedenen ama ordaymış gibi yaşadım sayende.. Ne yazık ki o sislerin içinde olan biten yurtdışından o kadar netti ki, hala inanamıyorum olanlara, ölenlere.. Aynı kalmak mümkün değil ama o ruhtan geriye ne kaldı, neden bir siyasi parti kurulamadı. Neymiş gezinin ruhu apolitik kalsınmış, olur mu ya, milyonları sokağa döken bir düşünce, eylem, politik kalabilir mi.. Değişim olmalıydı hala da olabilir, umudum var.. "Bir işe Türk gibi başlamak" olmasın isterdim :(

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ya valla benim de vardı bir siyasi parti beklentim ama bir ara uyandım duruma. O yaz ülkücüler de vardı sokakta, bayağı omuz omuza durduk. Ben, Gündoğdu Marşı söyleyen ülkücü çocuklar gördüm, öylesine bir tuhaflık :) Çok büyük bir kalabalık TGB'liydi, varlıklarından o yaz haberim oldu. İşte benim gibi ne idüğü belirsiz, delirmiş tipler falan derken, aslında büyük bir mucizeymiş o kalabalıkların birarada durması. Parklarda forumlar başladığında, durumumuz çıktı ortaya; CHP'de toplanalım diyenler, ortaya atılan her fikre dirayetle "Hayır!" diyen gençlik, forum basıp "Türk bayrağınız nerde?!" diye olay çıkaran vatanseverler falan.
      Şu anda "Gezi ruhu apolitik kalsıncı" olanlar, büyük ihtimalle Gezi sırasında "çevik kuvvet polisine çiçek verelimciler" ile aynı insanlardır. Ben gerizekalıymışım bir hayli Gezi'den önce, şimdi 3 gram falan daha politiğim, umarım o çiçekleri bırakıp biraz bu tarafa doğru gelirler.
      Şimdi de seçim barajı düşsün diye umut ediyorum, bakalım, bir takım hayaller, hayaller.

      Delete
  7. Çarşı sanığı durumu iyi özetlemiş aslında; "Darbe yapacak gücümüz olsa Beşiktaş'ı şampiyon yapardık'

    Üç bin yıldır aileden koyu Beşiktaş'lı biri olarak kendimi bildim bileli Kara Kartal, taraftarlarını "kanser" eder durur. En son ne zaman şampiyon olduk hatırlayan var mı ? Tüm bunlara rağmen takımımızı severiz ve her durumda ona destek çıkarız. İyi günde kötü günde.. Bizlerin aklından yasadışı yollarla bir şeyler yapmak geçmez. Öyle olsa zaten elli defa şampiyon olurduk. Kazansak da kaybetsek de Beşiktaşlıyızdır. Seba Başkan'ın dürüstlüğünü ve efendiliğini örnek alırız. İşimiz olmaz tankla topla, hile hurdayla. Olsa olsa futbol topudur işimiz. O da yeşil sahada.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Takip ettim Çarşılılar'ın ifadelerini, daha ne desin insanlar, dünyanın en saçma suçlamalarına başka nasıl cevap verilirdi bilmiyorum. Birisi de "Ben Fenerbahçeliyim" demiş ya :)
      Hiç ilgim yok ne futbola ne taraftar gruplarına, bilmem etmem ama o yaz dik duran herkesi hatırlıyorum, ölene kadar da hatırlayacağım.

      Delete