December 10, 2014

Yazan Kızlar, Bazı Kitaplar

Son zamanlarda bilerek ve isteyerek genç yazar, yeni yazar okuyorum; buralı yaşıtlarım neler yazıyor, neler basılıyor, neler seviliyor merak ediyorum. Bir de ayıp yani, bir sürü kitap çıkıyor, cahil kalmak istemiyorum. Kendi halinde, uyuz bir okur olarak hislerimi yazacağım.

Aylin Balboa'ya gelene kadar bir miktar fenalık geçirdiğimi itiraf edeyim. Ağdasından okuyamadığım bir kitap oldu, Alper Atalan'ın "Çok kısa bişi anlatıcam"ı. Kısa mıydı gerçekten anlattığı bilemiyorum, çok ilerleyemeden bıraktım. Sanatlı laflar seven biri ilerleyebilir.

Can Gürses'in "En Güzel Günlerini Demek Bensiz Yaşadın"ını okuyup bitirdim. Her yerine takıldım hikayenin, her yerine. Buna yazarın girişteki hayat hikayesi de dahil; liseyi hangi tezi yazarak ve nasıl da tam not alarak bitirdiği ile başlıyor, öğrenim hayatının detaylarıyla devam ediyor da ediyor. Keşke ilkokul karnelerini de ekleselermiş diye kendi kendime atarlanıp çevirdim sayfaları.

Hikaye, akşam yemeği masasında toplanmış bir ailenin üzerinden gidiyor. Bohem anne çok bohem, liboş abi çok liboş, içli ergenler çok içliydi. Politik mülteci ablanın neden mülteci olduğunu anlayamadığım gibi kaçtığı Fransa'da neden aniden lezbiyen olduğunu da anlayamadım. Karakterlere koyduğu Kor, Koza, Hicaz gibi isimler zaten üç gram olan dikkatimi dağıttı; kitabın ortasına geldiğim halde kim kimin ablası, hangisi kimin yeğeni diye debelenmeye devam ettim. Ama topik bir Ermeni mezesidir, bunu zaten biliyordum, iyice belledim. Neden? Çünkü hikayenin iyi karakterleri aynen benim gibi bu memleketin her şeyini seviyor, hikayenin öküz karakterleri ise kendilerinden başkasını sevmiyor. Gürses'in iyilerini de öküzlerini de bağrıma basamadım, zira etrafımdaki hiç kimse kitaptaki gibi ikiye ayrılmıyor. Ben dahil.

Sonra akşam yemeği bitiyor, ertesi gün oluyor, o günün anlam ve önemiyle bitiyor kitap. Yazmayayım ne olduğunu, okumayan vardır. O gün, o korkunç hadise olduğunda ben 28 yaşındaydım, yazar 18'miş. Bütün kitap boyunca o aramızdaki 10 seneyi hissetmişim ben diye düşündüm sonradan. Sanki ikimiz kalabalık bir akşam yemeğinde karşılıklı sandalyelere denk gelmişiz, Gürses belli ki çok zeki, dersini iyi çalışmış, vicdanı olan bir kız. Halihazırda inandığım doğruları inatla bana göstermeye çalışıyor, ben onu sürekli onayladığım halde göstermeye devam ediyor gibi. Böyle bir his yani.

Kitabın finali, bazı okuyucuları ağlatmıştır diye tahmin ediyorum. Melisa Kesmez'in "Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz"inde de Gezi vardı mesela, kısacık bir öykü olarak. Sonra bir lezbiyenli öykü. Bir plazadaki işinden kaçan kadınlı öykü. Bu modern hayattan bunalan ve kaçmak isteyen kadını da bir türlü içselleştiremedim. Kesmez'i okurken bir-iki seferinde "Allaaah, haydi bakalım!" diye heyecanla sayfayı çevirdiğimde öykünün bir önceki sayfada bitmiş olduğunu farkedip bozuldum. Anlamamışım bittiğini. Ve fakat şunu da yazmam lazım, Can Gürses de Melisa Kesmez de çok çok güzel yazıyor; ifadeler güzel, düzgün, sade. İçerikte aradığımı bulacak gibi olup bulamıyorum, oysa ki ne kolay ağlayan biriyim. Kesmez'in öykülerinden beğendiklerim de var tabi, kitabı başkasına paslamamış olsaydım bakıp yazardım. Aradan bir sene geçmiş ve aklımda kalmamış.

Çok şükür Aylin Balboa'dan bahsedeceğim yere gelebildim. Canavar gibi başladı kitap, bazen tempo düştü, yer yer zayıfladı-kuvvetlendi cümleler ama kızın içinde cayır cayır yanan bir ateş var, benim gibi bir hödüğün bile çok yaklaşınca kaşını kirpiğini yakacak bir ateş. Gerçi anlamadım roman mı bu, öyküler mi toplaşmış, "anlatı" mıdır nedir ama galiba en çok bu kitabı sevdim son dönem okuduklarım içinden.

"Sayılar benim için bir şey ifade etmiyor. Az önce olmasıyla on sene önce olması arasında bazen hiçbir fark olmuyor. Çünkü bilirsiniz, takvimlere bakarak tayin edilen zaman sadece buz gibi bir matematiktir. Oysa özlemekler sayılmaz. Özlemekler bilhassa yalnız kaldığınızda gelir suratınıza kürekle vurur."

Vurmaz mı? Vurur.

Son mıyırdamam da bütün bu bahsettiğim öykülerin karakterlerinin ne kadar kurgu ne kadar yazarın bizzat kendisi olduğuyla alakalı. Can Gürses'i bir kenara ayırayım, orada gene ergeninden yaşlısına bir yelpaze var; Aylin Balboa'nınkiler zaten blog yazılarıymış anladığım kadarıyla, Melisa Kesmez de sanki hep aynı kadının ağzından anlatmış gibi. Annem blogumu düzenli okuyor, en son "Sürekli kendinden bahsediyorsun, biraz sıkıcı oluyor" dedi. Hiç kaale almadım (Oha nasıl yalan, bütün gün buna içerledim) zira kapasitem, anca gördüğüm ve elimle tutabildiğim şeylerden bahsetmeme yetiyor. Zira yazar değilim. Galiba bu kadar lafı, yana yakıla esaslı bir hikaye anlatıcısı, bir "başka dünyalar yaratıcısı" aradığımdan ettim.

Neyse işte, kendi çapımda söylendim, gideyim. Kızlar gene yazsın, ben okuyayım, sonra gene söyleneyim. Modern hayattan, kamburunu çıkartarak yan yan kaçan biri olarak başka işim yok. (Geldi mi gözünüzün önüne? Modern hayatın hastası, yandan kaçmaların ustasıyım.)

28 comments:

  1. Kitabı bana paslamıştın ama ben de bakamiiciiiim özür, üşendim çünkü :)
    Balboa'yı ben de merak ettim ama ona da üşendim :) Yaza kadar sende kalırsa gelince okurum, kalmazsa boşgeç 3 raf okunmamışım var onları okurum.
    Annenin dediğine bakma o çaktırmadan gurur duyuyor senle, kendinden bahsetmeye devam et sen...
    Ha bir de, sana da bişi beğendiremedik be, git Ulysess oku sıkıyorsa :) deyip kanepenin arkasına saklandım, bulamaz kiiii :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Bahsettiğim kitapların hepsini paslamışım, Balboa'yı da talibine yollamaya hazırım.
      Annemin de doğum günü bugün, birazdan pastamızla ve hediyemizle gidicez, bakalım onları nasıl beğenmeyecek. Gerçi ben alışkınım. Ortaokuldaydım, gittim salak gibi dikiş sepeti aldım anneme, o günden sonra bir daha asla kadınlara ev içindeki yerlerini gösteren hediyeler almadım. Artık sen düşün o gün başıma gelenleri ahahhahha :D (Telefon açıp nasıl pasta istediğini de sordum, mazallah.)
      Ay gelir yanına saklanırım kanepenin arkasında. Ben kim Ulysess kim, peheyyy, hiç kalkışmadım bile :)

      Delete
    2. Annene nice sağlıklı yaşlar diliyorum, henüz gitmediysen iletiver :)

      Delete
    3. İletirim, başımlan beraber. <3

      Delete
  2. kış uykusuna yatmak isteyen ve kamburu çıkan tek benim sanıyordum.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ben de varım. Acaba berbere mi gitsem senin gibi, bunu düşünüyordum.

      Delete
  3. İçerlemek ne güzel lafmış hiç kullanmam ama bana çok lazımmış.
    Aylin Balboa'dan alıntıya bayıldım.
    Ve lütfen kendinden bahsetmeye devam et. Ya da istemiyorsan etme. Çünkü neden bahsedersen et ben asla sıkılmam şahsen.

    ReplyDelete
    Replies
    1. İçerlemek güzel lafmış hakikaten, sen yazınca düşündüm.
      Getireyim Balboa'yı gelirken.
      Valla evden de çıkmamaya çalıştığımdan, elimdeki malzeme bu, ben-kendim-köpenkler :) Teşekkür ederim sıkılmadığın için, çok seviniyorum okumana.

      Delete
  4. ben bu yeni nesil yaşıtım yazarları keşfetmek konusunda inanılmaz kabiliyetsizim. nerde yeni yazar aa dur tanışayım desem içinden buram buram arabesk fışkırıyor. sonra inatla okuyorum okuyorum ve nihayet bitiyor ama sıfır hatıra. kütüphanenin bir köşesinde-tercihen yere yakın bir rafta- yatay ve üst üste dizili duruyorlar sonra. bu da benim kitapları küçümseme biçimim işte. okudukça yaz da ben de babamı masrafa sokayım :D

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay ben de kabiliyetsizim, bu kitaplardan sadece Can Gürses'inkini kendim aldım, onu da birilerinde görüp aldım. Çok şükür bir sirkülasyon var, kitaplar dolanıyor, blog komşularım çok okuyor, bana da oralardan geliyor kitaplar :) Yoksa gerçekten üzülüyorum, en ucuzu bile o kadar ucuz değil ve ben para harcamakla aklımı bozdum son zamanlarda. İstemiyorum ne elime geçsin ne elimden çıksın.
      Ben okudukça yazayım, sen de ses et ki sirkülasyona dahil ol. Babanın paralarına da üzülüyorum şu anda.

      Delete
  5. ben çağdaşım türk yazarları okuyamıyorum sevgili mina, kendimi bir şey sanmak gibi olacak ama kitapların isimleri bile çok çiğ geliyor. bilmem, bende de gerzeklik olabilir.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Aynı şeyi ben de düşünüyorum, bende de gerzeklik olabilir, şüpheler içindeyim sürekli. Elime geçtikçe okurum ben. Ama yeteri kadar şehirli insan sıkıntısı okudum, başka bir şeyler olursa çok sevinirim.

      Delete
  6. Başıma iş gelmeyecekse ben "Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz"i hiç beğenmemiştim. Evet aralarda güzel hikayeler var. Ama genel olarak kitap sanki kendini tekrar ediyor ve karakterler bünyelerini çok samimi hissettirmiyor. Tüm kitap boyunca modern hayattan ve ilişkilerden bunalmış, kaçmaya meyilli orta sınıftan yanlız kadınlar var. Hatta tek bir kadın var ! İsimleri farklı sadece. Yeni Türk yazarlarla dirsek temasında olayım demiştim bu kitabı okurken ama bir süre daha ben Orhan Pamuk, Adalet Ağaoğlu, Yaşar Kemal gibi eski topraklardan vazgeçmeyeyim en iyisi :(

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ya galiba bunlar hikaye değil ya da hikaye dediğimiz tür evrildi, başka bir şey oldu. Arkadaşımla sohbet ediyormuşuz, bana başından geçen bir şeyi anlatıyormuş gibi çoğu. Samimiyet falan pek hoş da insan başka bir şeyler arıyor, ne bileyim.
      Ben de modern hayattan ve ilişkilerden bunalmış kadınlardan bunaldım. Aynı adamlardan da çok bunalıyorum. Bir hareket olsa destekleyeceğim ama hep bunaltı, hep şikayet, benim de 3 gram bir canım var, dayanamıyorum ahahhahha :D

      Delete
  7. Annen eminim iyi niyetle demiştir. Ama ben kendinden bahsetmelerine bayılıyorum işin gerçeği. Okur bunu istiyo yani, annene söyler bi de yanaklarından sevgiyle öpersin emi? :) Yalnız en son cümlene bittim. Harikasın! :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Anneme böylece ileteceğim ehehhehe :)
      Blog yazacağıma kamyonların arkalarına özlü söz yazsam, biraz para kazanırım belki :D

      Delete
  8. Ooooo herkes burdaymis. Ya koca yazidan benim ise aldigim sey; kizin soyismi oldu aksjajaja İsrarla bilbao okuyorum, dunyada devsirme sistemle futbolcu yetistiren tek takim :( bildigimiz Bask'lar

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ben de uzun süre Bilboa ve Binboa dedim durdum, hala da kontrol ediyorum yazmadan ahahhahha :D

      Delete
    2. bilboa değil mi ki diye yazının en tepesine çıkıp baktım, değilmiş! o.O

      Delete
    3. Rocky Balboa gibi galiba. Kitabı küçük joe'ya verdim, bu meseleyi hayatımdan çıkardım :D

      Delete
    4. Evet kitap bende. İlk sayfaya bayıldım, heveslendim güzel bir yazar keşfettim galiba filan diye sonra baktım kurgu murgu yok. Hiç hazetmem kurgusuz deneysel ya da adı her neyse o tür kitaplardan. Bıraktım kısacası. Sana geri postalayacağım ilk fırsatını bulduğumda :D

      Delete
    5. Ahhahhah eyvahlar olsun! :D Bence sıra Saçaklı'da, biraz da o okusun :)

      Delete
    6. bi dakka yaa... niye ben ölüyorum! o.O

      :)))

      Delete
    7. Aaa yoo ben sevdim kitabı. Kızı tanısak onu da severdik gibime geliyor, valla bak.

      Delete
  9. Ben de yeminimi bozup Emrah Serbes okudum geçenlerde, eğlendim okurken eheh. Bir şey okuyamıyorum zaten bu aralar.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ben de ödünç aldım 1-2 Emrah Serbes, sırada bekliyorlar. Şimdi Barış Bıçakçı okuyorum, beğeniyorum, bak sen de beğenebilirsin.

      Delete
  10. Yeni yazarları okumak büyük keyif veriyor. Ne çok bilinmeyen var aklım almıyor bazen. Genç dahiler diyorum onlara. Keşfedilmek tutkusu var mıydı hiç içlerinde merak ediyorum, yoksa sadece yazmaya tutkun oldukları için mi yazıyorlar. Devamlı listeler yapıyorum kendime yeni duyduğum okumak istediğim kitaplarla ilgili. idefix de listem epey kabarık. Almaya kalksam naparım bilmem. Şu an sadece listeliyorum:)
    Aylin merak ettiğim yazarlardan. Mine söğüt çok okumak istiyorum bir de, bir parça tırsmakla birlikte. Ahh kitaplar, dünyanın mucizeleri aslında her biri. Bana dünyanın tüm kitaplarını verseler yine eksik hissederim sanıyorum. Öyle de psikopatım:)
    Aaa bu arada süslü kelimeleri ben nedense çok seviyorum. Ama mesela süslüden süslüye de fark varmış onu geç kavradım. Nermin Bezmen'in kocasına yazdığı kitap çok büyük merakla almış da olsam acayip sıkmıştı beni örneğin. Dayanamayıp bırakmıştım, oysa öyle bıraktığım bir kitap olmamıştı o ana dek. Bazen sıkıyor işte o süs. Bir de çok fazla anlamadığım eski kelime varsa darallar geliyor içime okurken.
    Altın çocuk kitapları mı ne vardı eskiden ufak ciltli cep kitapları gibiydi. Onlara bayılıyorum mesela, nerden geldi şimdi aklıma bilmem ama bilir misin sen onları, hem hikaye kitapları var hem de bilgiler içeren ansiklopedi gibi minik kitapları vardı. o kadar zevklidir ki onları okumak:) Benden ufak bir tavsiye olsun:)
    Not: 2 ay sonunda gedizin yolladığı kart geldi bana ama senin mektup hala yok, beklemedeyim:)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Mine Söğüt'ün Beş Sevim Apartmanı'nı okumuştum, onu ayrı bir yere koymak istiyorum, başka dünyalar yaratabilen yazarların yanına mesela.
      Bir süre kitap satın almamaya karar verdim, ödünç alırım, kütüphaneye giderim falan. Bir süre yeni yazar da okumayacağım galiba, okumadığım klasikler var, Yaşar Kemal var. O açıklarımı kapatayım.
      Ay Tuğba ya, ben artık hiç dayanamıyorum süslü yazılara, yaşlandım herhalde :) Bu bahsettiğim kitabın havası şu, daha önce de ağlaşmıştım blogta, ordan kopyalıyorum: "Nazende güneş kendini ısıtmaktan aciz, sağ yüzüne ılık ılık, demli nemli. Pürtelaş adımlar kaçamak, özürle bahane arası insanlar kendi kuytularında Araf." Benim buna sabrım kalmamış, eskiden romantik bir kızdım halbuki.
      Biliyorum Altın Çocuk Kitapları'nı, şu mavi ciltli olanlardı di mi onlar? Bir miktar olması lazım Urla'daki evde.
      2 ay mı offf? Ben ondan bir hafta sonra falan yollamıştım, bakalım gelecek mi. Bir mektup daha yolladım, 2 hafta falan oldu galiba. Ay valla tansiyonumu düşüyor Cezayir PTTsi ahahhahha :D

      Delete