January 19, 2015

"Aya mı gidek, nereye gidek?" / Bir Tüylü Balina

2007'de bir grup doktora öğrencisi olarak "Kültürel Miras Yönetimi" dersi alıyorduk. Final ödevi olarak herkes kendine birer arkeolojik alan seçti, o alanlar sanki UNESCO Kültür Mirası Listesi'ne adaymış gibi dosya ve sunumlar hazırladık. Ben Göbeklitepe ve Urfa'yı seçmiştim, inancın binlerce yıllık serüvenini temsil ediyor diye. İsotlu, kutsal balıklı, kendi sesimden fenalık geçirdiğim bir sunum oldu benimki.

Sınıftan bir kız, Akdamar Adası'nı ve kiliseyi hazırlamış, kalkıp bir saat anlattı. O bir saat boyunca bir kere bile Ermeni demedi. Diyemezdi çünkü bilmiyordu. Diyemezdi çünkü kullandığı bütün kaynaklar Kültür Bakanlığı'nın kaynaklarıydı. Devletin bir kurumu olan o bakanlık, Akdamar Kilisesi'nin bir Ermeni kilisesi olduğundan bahsetmez. Doğru dürüst İngilizce de bilmeyen kızımız, Türkçe kaynakları iyi kötü taramış, bulduklarını kafasını gözünü yara yara İngilizce'ye çevirmiş, bir saat boyunca bize anlatmıştı.

Bu konuda eleştiriler geldi, kız ne cevap verdi hatırlamıyorum. Zaten korumaya yönelik planları da bok gibiydi, sınıftan biri kalkıp "Ay sen en iyisi güzelce paketleyip kaldır kiliseyi. Çok güzel korunur öyle" demiş olabilir. (Ben dedim bunu, ben. Hem griptim hem de biraz akşamdan kalmaydım. Hiç sabrım yoktu.)

Sunum kötüydü ve eksikti ama akabinde kilisenin hakkını verdik, inşa eden halkın adını andık, duvarlarındaki kabartmaları bir kere daha bağrımıza bastık. Aklımda şu sahne kalmış;


Sol tarafta bir yelkenli var, Yunus Peygamber'i denize atıyorlar, balık onu yutacak, sonra sahile tükürecek. Hikaye özetle böyle. Büyük bir balık diye geçiyor, yunus diyenler var, balina diyenler var; ben de çok bilmiyorum. Önemli olan taş ustasının ne anladığı zaten. Bakalım hemen;


Belki de dediler ki "Çok büyük bir balık, vahşi de hem. Balık büyük çok. Bak büyük bir balık yutuyor Yunus'u, ona göre!"; o kadar hoşuma gidiyor ki o ustayı hayal etmek. Çok önemli bir iş almışsın, her şey yolunda gidiyor, derken hayatında hiç görmediğin bir balığı taşa kazıman gerekiyor. Alnında boncuk boncuk terler filan, büyük sorumluluk çünkü.

Sonuç, bu yaban domuzu kafalı, kefal gövdeli hayvan olmuş. Çünkü bu hayvanlar etrafta yaşıyor, bunları biliyor usta, "Balina da olsa olsa böyle bir şeydir" dedi herhalde. Yüzlerce yıl önce hayat bulan bu tuhaf balina, benim en sevdiğim balina çünkü o kadar yerli, o kadar buralı ki insan hiç düşünmeden bağrına basıyor. Tüylü gıdısını yediğim.

Bu detayı, dersin hocası gözümüze soktu, böyle hikayeleri severdi. Birçok şeyin yanında insan değirmeni de olan akademi, başka yerlere püskürttü adamı. Şu anda nerdedir bilmiyorum.

Sunumlar bitti, ödevleri yazıp vermemiz gerekiyordu. Sarı kafayla ofiste çalışıyorduk ki bilgisayarından kafasını kaldırıp "Mina, Hrant Dink'i öldürmüşler!" dedi. Sanki dün olmuş gibi, bu an, sesindeki dehşet, kafamın ısınması, hepsini hala hissediyorum.

8 sene geçti, pek bir yere varamamışız. Olduğumuz yerde dolanıp durmuşuz. "Hepimiz Ermeniyiz" çok inandığım bir slogandı, hala öyle. Biri arkadaşınızın üstüne yürüse, arkadaşınızın önüne geçip karşıdakine "Bana söyle ne söyleyeceksen" demez misiniz? Bunu bile yapamıyorsak bitmişiz demek ki biz.

Şu satırları yazarken polis helikopteri dolanıyor pata pata Ankara'nın üzerinde. O helikopterden nefret ettiğim kadar çok az şeyden nefret ediyorum. Bir yandan anlıyorum ki ya bir yıldönümü ya korkunç bir şey var gene memlekette, bir yandan da uyuz gündelik hayatımın tepesinde dolanması beni rahatsız ediyor. Asla kurtulamadığım bir uçan hamamböceği, iki senedir.

Arif Sağ, Salon İKSV'de konser vermiş geçenlerde. Sahneye çıktığı gibi, tek kelime etmeden oturmuş, çalmış, çalmış. Konserin sonunda "Konuşmayı unuttum. Bu ülkede konuşmayı da unutturdular" demiş, zor günlerden geçtiğimizi söylemiş. Sonra devam etmiş;

"Bu toprakları bize yaşanmaz hale dönüştürenlere de izin vermeyeceğiz. Çok korkaklık iyi bir şey değil. Çok korkak adamlar üç gün daha fazla yaşarlar, başka yapacak bir şeyleri yoktur. Adam gibi ayakta böyle dimdik, düşündüğün gibi yaşamak daha iyi. Bu topraklarda ayakta öleceğiz, başka yapacak bir şey yok. Ben bir de başka yaşayacak bir yer bulamıyorum, var mı sizin aklınızda başka bir yer? Aya mı gidek, nereye gidek? Bilmiyoruz ki orada da ne var ne yok. Demek ki elbirliğiyle bu ülkeyi yaşanılası bir yer haline getireceğiz. Aklımızı kullanacağız, birbirimizi anlayacağız. Birbirimizin alt kimliği, üst kimliği, yan kimliği, öbür taraf kimliği bizi ilgilendirmiyor."

Bu memleketin toprağında nefret var, valla yazarken zorlanıyorum çünkü hiç böyle düşünmek istemiyorum ama var. Cehalet de var. Cehalet, nefretten daha bile tehlikeli; bu ikisinin kombinasyonu sonumuzu getirecek kadar tehlikeli. Ama bir yandan saz var, güzel söz var, iyilik bile var. Birileri var, bir yerlerde. Devran döner, gün doğar diye inanıyorum. Ben inanıyorum diye de dönmez devran, hayat öyle bir şey, dönüyor.

Tüylü balina duruyor, biz de duracağız.

17 comments:

  1. Biz Akdamar'a gidince bahsetmiştin bu "balina"dan. Biz rehbersiz gezince, bazı şeyleri kaçırıyoruz tabi. Şimdi gördüm, çok dikkatli bakmamışım.

    Birbirimize düşürdüler bizi. 2016 bizim yılımızdır. Tüm sİPİritüeller bunu söylüyor. Ben kollarımı açtım, bekliyorum!
    _ 0 _

    ReplyDelete
    Replies
    1. Etmişimdir, Van deyince aklıma ilk bu geliyor :) Şafak bir gitti geldi Van'a, bütün gece anlattı. Benim kafam kel kaldı :)
      Ay hadi işalla J. ya, 2016 da olur, bir seneden ne olacak, bekleriz.

      Delete
  2. senin yazılarını görünce sevindiğim bir şey oluyor o gün için. İçimde kalmış arkeolojiyi seviyorum yazdıklarında, vicdanını, bir de o öfkeni.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Çok teşekkür ederim, ben de yorumunu okuyunca çok sevindim. Boşluğa yazarmış gibi yazıyorum, yani hep öyle düşünüp yazıyorum ama birisi gelip de güzel bir şey deyince insan mutlu oluyor :)
      Arkeolojiye de çok öfkeliyim aslında, başka şeylerden fırsat kalmıyor bir türlü :)

      Delete
  3. Bi de sen varsın, valla. İyi ki varsın...

    ReplyDelete
    Replies
    1. Kendimi çok gerizekalı hissediyorum aslında. En son İngiltere'ye gittiğimde misyoner bir oğlanla kapıştım, neden beni buluyor böyle şeyler hep? Kardeşimi bekliyordum, geldi yapıştı mıyır mıyır. Müslüman memleketten geliyorum dedim, olm ben inançlı değilim bak vakit harcıyorsun dedim, gitmedi. Adem'le Havva'yı anlattı bana, yanlışlar vardı hikayesinde, onları da düzelttim. Kahveyle sigara içiyordum, piç etti üç kuruşluk keyfimi. En sonunda arkeolog olduğumu, kimbilir kaç tanrının toz toprak içinde unutulup gittiğini bizzat gördüğümü söyledim, gitti. Kaynar suyla yıkanıp kendi kendini kırbaçlamıştır diye tahmin ediyorum.
      Böyle şeyleri anlatmaya tırsmaya başladım, hiç aklıma gelmezdi.

      Delete
  4. ıspanaktan çorba yaptım, resmini çekip instagram'a koydum. bugün boktan bi gündü, rapora egzost yazmışım, müdürüm kafama fırlattı raporu, dün de boktandı. tumblr da bi resim vardı "yesterday you said tomorrow" yazıyordu üstünde, olmuyor işte sevgili mina, bugün osmanlı'yı kafaya taktılar, yarın başka bir şeyle canımızı alacaklar işte, bi ıspanaklı çorba resmini gönül rahatlığıyla instagram'a koyamayacağız, müdür'ün yaptığı şey bile anlamsız çünkü "ulan insanlar öldü" deyip deyip, ne bileyim yaaa.
    sevgiler.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Egzost yanlış mı ya? Müdürlerden de nefret ediyorum. İki günde bir tarhana yapıyorum, instagram'a koymuyorum.
      Dün bu yazıya koymak için kilisenin fotoğraflarını ararken bir yazı buldum, şurda:
      http://www.turksolu.com.tr/300/basyazi300.htm
      Türksolu'nda haberim vardı ama bu kadar şizofren olduklarını bilmiyordum. Bir girdaba çekildim, yalnız gitmeyeyim diye hemen 3 kişiye yolladım yazıyı, onları da aptal ettim. Şimdi gazete, dergi satmak için kapıya gelmelerini bekliyorum. Sen de beni bekle sevgili şenay, köpekleri üzerlerine salıp gazetenin üçüncü sayfasına adli vaka olarak çıkmayı planlıyorum.
      Rakel ve Hrant'ın büyüdüğü yetimhaneye devlet el koymuş, ben anca geçen sene öğrendim. Yetimhane yahu, ne kadar alçaklar.
      Babam hayatı boyunca şantiyelerde çalıştı, memleketin her yerinde. İşçi alırlarmış, bazen alevi işçilerin nüfus cüzdanlarında delik olurmuş. Delgeçle deliyorlarmış nüfus cüzdanlarını, polis herhalde, mazallah yanlışlıkla işe falan alınırlar, muteber sünnilerle karışmasınlar. Bunu da geçen ay öğrendim.
      Bilmediklerimi öğreniyorum, zaten her gün yenilerini görüyorum. İşte belki hırsımı Türksolu'ndan alırım, ben de bilemiyorum.
      Bizden sevgiler sevgili şenay.

      Delete
  5. Ah Fermina ah. Yine uzun bir yazı olacak çünkü bu konularda çok dertliyim.

    İnsanlarda cahil cesareti var. Korkunç boyutlardaki önyargıları yanında. Bir ülkenin başına gelecek en korkunç şey cehaletin ciddiye alınması olsa gerek ki bizim ülkede ziyadesiyle görülen bir durum. Bakıyorsun sokağa, herkes doktor, mühendis, hukukçu, ekonomist, arkeolog, tarihçi.. Maşallah herkesin her alanda söyleyecek sözü var. Daha dün Twitter'da hastag vardı; "başkanlık sistemi gerekliliktir" diye. O hastagi açanları araştırsan ve içinden 2-3 tane siyaset veya uluslararası ilişkiler okumuş, masterlı doktoralı biri çıksın eşek gibi anıracağım Kızılay'ın göbeğinde. Herkesin her şeyi bildiğini sandığı, ama hiçbir şey bilmediği bir ülke. Herkes kendi işini yapsa, berber saç kesse, doktor doktorluğunu yapsa, mühendis projesiyle ilgilense, siyasetçisi de siyasetle ilgilense belki düzlüğe çıkarız, ne dersin ?

    Ülkede ne deseniz (Ermeni, Türk, Kürt ne derseniz) onu eleştirecek, yok sayacak birisi çıkıyor. Birileri için her daim birileri yok. Varsa da "yok" sayılmalı. İsmini bile anmaz durumdalar. Eşcinselleri yok sayarlar mesela, ama kahvede okeye döndüğü kankisi oğlancının önde gidenidir. Kürt yoktur, ama dedesi Çanakkale'de Kürtlerle yanyana yatmaktadır. Ermeni yoktur, ama Hrant'ın kanı 8 yıldır o kaldırımda kurumuş durumdadır. İstedikleri kadar halının altına süpürsünler, odanın göbeğinde dev bir fil duruyor.

    O kadar meraklıyız ki "iç tehdit"ler yaratmaya, bölünmeye. Bir dönem Alevi düşman olur, başka dönem başörtülüsü. Azınlıklar her daim tehdittir zaten. Bugün paralel dersin, yarınsa dik olur. Ama mutlaka olur bir düşman. Ve bu belirli bir hükümetlerle de ilgili bir durum değil. Beni en çok geren de bu. Yani "aman ya Mehmet gidince ülke rahatlayacak" diyemiyorum çünkü yerine gelecek "Veli" de ondan farksız olacak. Düşmanlar değişecek. Ama yine husumetler, maduriyetler.. Sandığa gitmeme sebebim de bu aslında. Muhalefete bakıyorum ve hiçbir ışık göremiyorum.

    Arif Sağ'ın söyledikleri o kadar doğru ki.. Gidecek yerimiz yok. Bir kez kaçan, artık hep kaçar. Gittiği yerde de rahat edemez. Çünkü mücadeleci ruhunu kaybetmiştir. Romantik sözler değil bunlar. Gerçekten inanıyorum bu söylediklerime. Yer yer benim içsesim de "Zihin toplan artık gidiyorsun" dese de kulak vermiyorum şeytanıma. Gitsem ne olacak ki ? Orada da haberleri takip edip içim içimi yiyecek. Sevdiklerimin çektiği acılarla kıvranacağım. "Onları burada yanlız mı bıraktım şimdi" diyeceğim. En azından burada ellerini tutup güç buluyorum. Çünkü Floyd'ların dediği gibi "together we stand divided we fall"..

    ReplyDelete
    Replies
    1. Of o kadar inanıyorum ki o "together we stand, divided we fall"a, hem fikir olarak çok doğru hem de pratikte işe yarıyor. Arif Sağ'ı da alnından çıp diye öpmek istedim, ne kadar muhteşem bir şekilde kendini ifade etmiş. Sanatçı ruhu tam. Bu aralar çok ortalıkta olan "sanatçı-fikir adamı-köşe yazarı" tiplerden bahsediyoruz bu sarı kafalı arkadaşımla sık sık. Onların da çoğu bu senin bahsettiğin her şeyi bilen insan kategorisine giriyor. Hükümet karşıtı olmaları da bir işe yaramıyor, ettikleri laflar zarar vermiyordur belki ama topluca olduğumuz yerde sayıyoruz, bir adım öteye gidemiyoruz. Bize gazeteci lazım. Hem de çok lazım.

      Cahil cesareti herhalde memleketin tarihi boyunca hiç bu kadar takdir edilmemişti. Tübitak'ta birinin diploması sahte çıkmış, okudun mu? Bir de ODTÜ diploması ayarlamış kendine, duble ezik. Utançtan büzüldüm, gülemedim bile. Bilmiyorum neden uğraştı sahtesiyle, kimsenin diplomasına ve mesleğine baktıkları yok ki.

      Hükümetle ilgili bir durum olmadığına ben de katılıyorum, devlet en başından beri bir hayli Türk ve muhafazakar. Hükümetler gelip geçiyor, altta bir sistem tıkır tıkır çalışıyor. 90'larda haftada bir "aşırı sol örgütün hücre evleri" basılıyordu, üniversite öğrencilerini falan tarayıp öldürüyordu polis. Mahalleli balkonlardan alkışlayıp bayrak sallıyordu. Hürriyet gazetesi çarşaf çarşaf ölü örgüt üyesi fotoğrafı basardı, pijamalı gençler, kafalarından vurulmuş yerlerde yatıyorlar, hepsinin elinin yanında bir silah. Küçüktüm ama o zaman bile o fotoğraflarda bir tuhaflık olduğunu anlıyordum, insanları öldürüp ellerine silah tutuşturdukları o kadar belliydi ki. Şimdi ne zaman polis birilerini öldürerek ele geçirse hep o fotoğraflar geliyor aklıma, hep şüpheleniyorum.

      Gene 90'larda bunlara maruz kalmış bir çocuk olarak şimdi televizyonda falan rahat rahat Kürtler'den bahsediliyor olması da beni nostaljik buhranlara sürüklüyor. Ertürk Yöndem'in Perde Arkası programı vardı, Anadolu'dan Görünüm vardı yahu! Hepimizi zehirledi adam yıllarca ve devlet destekliydi. Bizim ev, öyle bir ev değildi, ben halkların kardeşliği fikriyle büyüdüm. Annemin bir türlü emekli olamamasıyla, memuriyet haklarını bir türlü alamamasıyla da büyüdüm tabii. 70'lerden başlayarak 20-30 sene annemin çeşitli şekillerde "burnunu sürttüren", doğrudan hükümetler değildi, devletti. Kürtler'in de tabii, canına okudu aynı devlet. Şimdi de korucular isyan ediyormuş, "Bizi kullandı devlet, şimdi de bir kenara attı" diye. PKK hiç affetmiyor, teker teker avlıyor sanırım korucuları, devletin de umrunda değil. Bence hükümetin de en ufak bir fikri yok ne yapacağına dair. Korucuları temsil eden biri CNNTürk'te "Bu durum hallolmazsa biz korucular da yapacağımızı biliriz" gibilerinden bir laf etti. Bildiğin kaos.

      Valla aslında hepimizin ölümlü olduğu fikri, bana iyi geliyor. Her şeyin bir sonu var en azından. Ama sonra aklıma Kenan Evren geliyor. Sanırım herkes ölümlü değil, bazılarımızın şeytanla anlaşması var.

      Delete
  6. AHAHAHAHHAAHAHAHAHAHAHAHAHA turksolu nokta kom

    ReplyDelete
    Replies
    1. Kızım ne biçim şeymiş o ya? Bak, iki arkeolog (1 prehistoryacı+1 klasikçi), bir filolog, bir siyaset bilimi doktora öğrencisi, dördümüzün de beynini yakmayı başardı adam bir yazıyla. Her şey yalanmış, herkes Türk'müş, sağ yanımın üzerine yattım, titriyorum şu anda.

      Delete
    2. AHAHAHHAHAHAHAAHAH altıma işedim gülmekten

      Delete
  7. hehe bak "ermeni gibi soğuk" terimini biliyon mu doğudaaa :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Bilmiyorum. İyi bir şey değildir herhalde.

      Delete
  8. "Evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz. Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler. Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce."
    hrant dink diyince aklima sirf bu laf geliyor ve bunu yazan adami anlarlar mi diye mideme yumruk cokuyor sonra da.
    bu arada kiliseyi turk solu'na baglayacaksin diye dusunmustum :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Türksolu'nu, bunu yazarken yeniden keşfettim, halim kalmadı buraya eklemeye. Banu Avar da Syriza'nın arkasında Soros olduğunu yazmış, vallahi bu kuyulara dalan bir daha çıkamaz, çok acayip.
      Hrant Dink'in başına gelenin utancıyla yaşıycaz, bunu anladım. Ne kadar okusam o kadar seveceğim bir tarafı çıkıyor, çok canım sıkılıyor.

      Delete