January 26, 2015

Şarkılı Meydan Okuma / (1) Cenaze Mantrası

Zihnin Arka Sokakları, yeni bir meydan okumayla karşımıza çıktı, gene zorla yazdığım bir evreden geçiyordum, pek güzel oldu. Bir ay boyunca her güne bir soru düşüyor, Zihni'nin yazısı ve soru listesi için şuraya bakabilirsiniz.

Şarkılı, müzikli yazılarımı üç kişi falan okuyor sadece, sinsi gibi buna dertlendim biraz. Neyse, son yaptığımız kitap meydan okumasında da asla sadece kitaplardan bahsedemedim, herhalde bu sefer de sadece şarkılardan bahsedip geçemeyeceğim.

Meydanın okumanın ilk sorusu, "Sevdiğiniz kişilerin sizin cenazenizde hangi şarkıyı çalmalarını istersiniz?", inanmayacaksınız ama hazırda böyle bir şarkı tutuyordum zaten ben. Zaman zaman kendi cenazesini düşünen biriyim.

Nasıl gömüleceğim konusuyla ilgili dertlerim var. Kendimi kadavra olarak bağışlamayı ciddi şekilde düşünüyorum, babamın arkadaşlarından bunu yapanlar oldu, onlardan ilham aldım. Fakat iki mesele canımı sıkıyor; ailemdeki herkesten önce ölsem mesela, kardeşim dışında hiçbirine güvenmiyorum, vasiyet falan dinlemezler, beni kesinlikle vermezler tıp fakültesine. Diğer canımı sıkan durum ise kadavraların da bir kullanım süresi olması, bunu yeni farkettim. Artık işe yaramaz hale geldiğimde güzel, küçük bir törenle aileme geri verecek beni doktor adayları ve sanki o gün ölmüşüm gibi bütün o süreçten geçip gömüleceğim. Aileye bir kere daha gam, keder yaşatmak da cabası.

Başka alternatifler de düşünüyorum, küçük bir yerde ölsem ve oraya gömülsem her şey biraz daha kolay olabilir. Gerçi ananem Urla'yı çok sevmişti, "Beni buraya gömün, başıma da zeytin ağacı dikin" diye vasiyet etmişti. Öyle de yaptık. Ama bu gidip sorsan cennete-cehenneme gözüyle görmüş gibi inanan, bu hayatta öteki dünya için çalışan hemşehrilerim, el kadar köy mezarlığına arabayla girmekten çekinmez mesela. Girerken de başka insanların mezar taşlarını kırmaktan, zeytin ağacını sökmekten rahatsızlık duymaz. Ananemin mezar taşı, herhalde kendi çapında bir rekor kırmıştır, şu anda 6. taştayız. İlkine ben bir şeyler yazıp vermiştim mermerciye, unuttuk sonunda orijinalinde ne yazdığını. Kaç kere kavga çıkardım o mezarlıkta, onu da hatırlamıyorum artık.

Neyse yani, nasıl bir sahne olacağını kestiremiyorum ama sevdiklerim toplansın, güzel şeyler yiyip beni ansın isterdim. Şimdiden söyleyeyim, mezar başında dövünen, bağıra bağıra ağlayan olursa işi gücü bırakır musallat olurum, rüyalarına girer uykuyu haram ederim. Yarın bile gitsem çok güzel bir hayatım oldu, alacak-verecek defterim yok, ben bu fikirle barış içindeyim. İsteyen herkes gelsin beni anmaya, fotoğraflara bakılsın, bütün arkadaşlarımla güzel anılarım var, komik anılarım var, onlar anlatılsın. Bütün arkadaşlarımla "bizim şarkımız" olan şarkılar var, onlar çalınsın. Ölüm de hayatın bir parçası, hayatın bizzat kendisi kutsansın. Dileğim bu.

Şarkı da şu:

Funeral Mantra by Brett Anderson on Grooveshark

"Açık mezarın önünde diz çöküyoruz
Mumları acımızla yakıyoruz.
Her şey değişeceği için,
Her şey hep aynı kaldığı için,
Yeniden yaşayacağız..
Her kelimeyle
Her nefesle
Sonsuzluğu hissediyoruz..
Mevsimler değiştiği için,
Hep aynı kaldıkları için
Yeniden yaşayacağız.."



27 comments:

  1. kadavra olmak ben sanırım bunu yapamam.lakin organlarımı çürümemişse bağışlamayı düşünüyorum.cümlede geçen bağışlamak tamamen benden bağımsız öyle biliniyor diye öyle yazıldı buraya.
    ananenin vasiyeti çok güzelmiş ama.zeytin ağacının gölgesinde...
    urla zaten güzel.mezar taşına takılmayın.zira o toprağın üstünde.olsa da olmasa da farketmez gibi geliyor bana.iyi ki diyorum (buna inandığım için) bu dünya ya tekrar doğmuyoruz.çünkü bana ağır geliyor bu dünyada yaşamak.şükürler olsun.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Organ bağışı çok çok iyi fikir bak, bunu da düşüneyim.
      Ananem son derece dindar bir kadındı, o yüzden sinirleniyorum bu sürekli kırılan mezar taşına. Neden arabayla öküzler gibi giriliyor taaa diplerine o mezarlığın? Geri geri giderken birinin mezar taşını kırıyorsun ve çekip gidiyorsun, ben gerçekten anlamıyorum bunu. Bana kalsa umrumda değil taş maş ama o taşı kaldırsak ne anane kalacak ne mezar, yok olur yani. Zeytin ağacı da zorla yaşıyor, her yere beton döktüler çünkü. Bir de yer kalmadı artık, bir gün sökecekler o ağacı, yerine yeni mezar açmak için. Böyle bir yer Urla'daki mezarlık, saygı maygı pek uğramıyor. Düşündükçe sinirleniyorum, ne uzun yazdım öff :)
      Bana da bir hayat yetecek sanırım, bir daha baştan başlamak istemiyorum.

      Delete
  2. Bu hayatta en büyük dileğim cenazemin doğru şekilde defnedilmesi olsa gerek (bu dünyadan o kadar vazgeçtim artık, beklentim yok). Senin gibi ben de ara sıra ölümünü düşününenlerdenim. Şarkısı markısı eksik kalsın ama en en istediğim şey huzurlu bir tepede, gölgesi bol bir ağacın altına gömülmek. Medeniyetten uzakta. Tepesinde ufak bir taş. Maksat üzerimden arabalar geçmesin, evler yapılmasın.

    Karşıyaka'ya gittiğimde kendimi çok kötü hissediyorum. Ziyaret ettiğim kişi bana ne kadar huzur veriyorsa, karşımdaki tablo da o kadar canımı acıtıyor. Mermer yığını tepeler.. Tek bir yeşillik yok. Mezar araları çok yakın. Hiç de huzur dolu gelmiyor bana mezarlıklar. Oysa yabancı ülkelerdeki mezarlıklarda bir huzur var sanki. Yeşil ve bol ağaçlı mezarlıkları her zaman sevmişimdir. Üzüntü yerine mutluluk verir. Gecekondu kültürümüz ölümde de ziyadesiyle devam ediyor. Dağlar tepeler mermerlerle bezeli. Neyse konudan sapmayayım artık.

    Şarkıyı çok beğendim. Daha önce hiç duymamıştım ne şarkının kendisini ne de söyleyen abiyi. Not aldım. Başka şarkılarını da araştıracağım.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Suede'in Brett Anderson'ı yahu, duymuşsundur sen :)
      Karşıyaka çığrından çıkmış gerçekten. Babamın babası eski parsellerde bir yerde, sırtımızdan ter aktı bulana kadar. Yeni mezarlar da o kadar ücra yerlerde ki bence mezarlık içine servis otobüsü falan koymaları lazım. Bir teyzemi Almanya'da kaybettik, Zihin o mezarlığı görmen lazım, içinde yapay göl vardı, gölde kuğular vardı. Kitabını alıp gidersin, öyle bir sessizlik. Nasıl bakımlı anlatamam.
      İşte uzak köylere kaçmak lazım, ama turistik olmayan köylere. Oralarda sessiz sakin yatarız gibime geliyor.

      Delete
  3. Organlarımın bağışlanmasını istiyorum ben de. Bizimkilere söyledim kem küm ettiler. Yahu büyük hastalıklar görmüş bir ailenin geri kalanları olan, bir de inançlı, insaflı filan geçinen insanların buna karşı olmasını hiç anlayamıyorum. Ben ölmüşüm artık çürüyeceğim, birilerine bir faydaları dokunsa fena mı olur? 1. derece yakınlarımın sıralaması değişmeden ölmekten korkuyorum şu an yeminle. Beni saçma sapan ayinlerle gömüp, arkamdan mevlüt okur helva yerler *
    Cenazemde bir şey çalsın istemezdim. Cenazeleri hiç sevmem, bence tam bir panayır. Gülesim gelir. Müziği de pek sevmem zaten. Mezar taşıma bir şeyler yazılmasını bile istemem, mezarlıkları mefta bir kere gömüldükten sonra bir daha uğranmaması gereken yerler olarak görüyorum. Birkaç mezar ziyaretim oldu, hiç etkilenemedim, bomboş dümdüz hissettim. Kişi öldükten sonra bedeninin nerede, ne durumda olduğu pek önemli değil bence. Rahmetli babaannemi düşündükçe boğazım düğümlenir ama mezarına gidince hiçbir şey hissetmiyorum. Ne acı ne özlem.. Oradaki kimliksiz bir yığın çünkü artık.
    İşte zaten bu sebeple kadavra bağışı ya da organ bağışı kararı mümkün olabiliyor. Bedenimiz kutsanırsa bunlar imkansız hale gelir.

    * Helvayı çok severim

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ben de bugün annemle konuştum, bir yere varamadık. Organ bağışı konusunda hemfikiriz ama benim sessiz sedasız gömülme isteğimin geride kalanlara yük olacağını söyledi. Bir yerden sonra da "Amaaaan ben burda olmıycam, kim büzülürse büzülsün imamın karşısında, pfff" diye çayımı içip uzaklara daldım.
      Cenazelerde bana da fenalık geliyor ama mezarlıklarda duygulanıyorum. Bir kere mevlüte gitmek zorunda kaldım, birinci sıraya onu koyuyorum, bence kapalı yerde yapılmaması gereken bir şey o. Ses çok yüksek. Bir de bahsi geçen konuları anlamıyorum, dil sıkıntısı yaşıyorum. Hayatımın tek mevlüdünün büyük kısmını mutfakta börek yiyip balkonda sigara içerek geçirdim, daha fenası ölen amca açık açık ateistti, karısının umrunda değilmiş demek ki. Hocanın tam arkasında kitaplık vardı, Das Kapital'in, Tanrı Yanılgısı'nın falan önünde okudu bütün o duaları.
      Hayat kutsal, bedenler birer vasıta. Ben de helvayı çok severim.

      Delete
    2. Demin idari yargılama usulü dersinin ses kayıtlarını çözüyordum. Ömrü uzun olsun, 3000 yaşında bir hoca her kelimeden sonra es vererek hukuk dersi anlatıyor, ben de dinliyor yazıyorum. Demek ne kadar ölesim geldiyse yine kendimi bu yazının altında buldum.
      Şeyi farkettim; yazılarına yorum yapan insanların yazdıklarını okumayı çok seviyorum. Demin Mat'a güldüm mesela. Çok tatlıymış. Kadavra olmayı ben yapamam diyor, okurken aklımdan 'Ben de utanırım' düşüncesi geçti. Sonra ''yahu ne yapması, ne utanması, kadavrayız kadavra! '' diye bir slogan tutturdum kendi kendime. Kıkırdadım.
      Böyle gevşek gevşek 'Kodovro olocom ho ho ho' diyorum ama şu Body Worlds sergisini gezerken öleyazacaktım az kalsın. Niye kadavra sergisine gittim zaten hiç bilmem. Günlerce kendime gelememiştim. Bak tamamen derine itmiş bilinçaltım,unutmuşum görmemişçesine, şimdi aklıma geldi. Tıbbi çalışmalar için tamam ama insan neden sergilensin diye bedenini bağışlar? Birinin derisini hiç parçalamadan baştan asağı eldiven gibi yüzüp, eline vermişlerdi ki...peh.
      Bak şimdi de aklıma Garabet Balyan'ın mezar taşı geldi. Mezar olayı bu yüzden de biraz dandik. Yarın kamulaştırılır tüm mezarlar. Ölüleri öğütürüz filan belki gelecekte. Özene bezene yazılmış mezar taşları bir öküz tarafından kamyonla ezilmezse de bir öküzün emriyle kamyonla taşınır yine..
      Neyse ben gidip bir küçük uyuyayım.

      Delete
    3. Of aslında bir yandan da bu doktor adayları hala kadavralarla komikli fotoğraf çekiyor mu acaba diye düşündüm. Bir arkadaşımın annesinin ve sınıf arkadaşlarının fotoğraflarını bulmuştuk, en kibar karelerde bile kadavraya el sallatılıyor en azından. Ki bu bir de 70'ler, hayat nispeten daha masum. En son yoğun bakımda kebap yemişler mesela, doktorlardan çekiniyorum ben. Ama gene de dediğin gibi, kadavra olmuşum, bana ne di mi?
      Body Worlds'e gitmedim, merak da etmiyorum. Bana toplama kamplarını hatırlatıyor tuhaf bir şekilde. Adam Alman diye mi acaba?
      Ay evet ya, mezar olayı çok dandik. Kepçeyle girip kaldırıyorlar gayrımüslim mezarlıklarını, sünni müslüman mezarlığına gömülücem diye bile içim rahat değil, ahlak çanağı patladı memleketin, kimseye güvenmiyorum. Yaksalar aslında, ona çok memnun olurum. Denize menize dökerler küllerimi, al işte ne güzel, karışsın atomlarım havaya suya.
      Bir yerde gördüm, şimdi bulamıyorum, saksı gibi bişiyler yapmışlar. Senden kalanlardan ağaç büyüyor, onu da beğendim. Ama tabii burada ağaca da huzur yok. Ahahhahha öfff canlı halimin dertlerini ölü halime yükledim, gidiyorum :D

      Delete
    4. Yazmayı unuttum, ben de bir Alman adamın İngilizce yaptığı bir sunumun ses kayıtlarını çözdüm geçen hafta. Toplumsal belediyecilik, kentsel dönüşüm filan hakkında. Adamın sesi gitmiyor kulaklarımdan, anlıyorum seni.

      Delete
  4. yeni bir ülkeye gittiğimde, mezarlıkları mutlaka görülecekler listesine ekliyorum. İnsana ve hayata verdikleri kıymetin yattığı yerler olarak görüyorum oraları. O yüzden, ziyaretime gelenleri de ilkin evimin hemen yakınında olan, hiç taşsız, ağaçların gölgesinde ölülerin ve dirilerin birlikte dinlendiği mekana götürüyorum.
    Her defasında ülkemi, insanlarını düşüne düşüne...

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay çok güzel bir tespit gerçekten, mezarlıkların hem insana hem hayata verilen kıymetle ilişkisi. Görülecekler listesine eklemek hiç aklıma gelmedi ama denk gelince giriyorum ben de mezarlıklara. Bir süredir çok düşünüyorum bunu, yani ölümün kendisini değil de, bizim ölümden ne anladığımızı. Biraz orta yaşa doğru koştuğumdan, biraz da etrafın halinden herhalde.

      Delete
  5. Len manyak mısınız be, ne ölmesi, ne cenazesi, ne şarkısı. Lafı bile kötü, yaşayın sağlıkla, yaşarken de şarkı söyleyin. Ölmüşsünüz gibi içim titredi gıcıklar :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Valla Zihnin Arka Sokakları'na diycen bunu, ben hazırola geçip cevaplıyorum inek öğrenciler gibi :D
      Benim zaten listem var, listedekiler ölmeden ölmem, gurur meselesi oldu benim için :)

      Delete
  6. Ben de yıllar evvel Büyükada'daki bir Rum mezarlığını kestirmiştim gözüme. Çok şirindi. Çam ağaçları filan vardı tipik Büyükada manzarası. Minik bir tepe üstündeydi ve denize bakıyordu. Bir de çevresi çok sessizdi. Sadece önünden fayton geçiyordu. Annemlere söylediğimde fikrimi öfkeyle suratıma püskürttüler, başka düşünecek konu mu yokmuş. Yani bugün ölsem kimsenin aklına o vasiyetim gelmez, adım gibi eminim. Bir de Rum olmadığım için beni oraya almayabilirler de. Aslında en büyük derdim oydu. Müzik olarak da bir ara bir şeyler beğenmiştim. Aslında o an favori parçam neyse o olarak değişiyor hep. Çiftetelli de olabilir şöyle oynak oynak. Yaşarken de hafif çatlaktı zaten desinler mesela, bu müzik de nesi diye bakanlara. Ama bunların hiçbiri olmayacak. Muhtemelen Üç Horan'dan ilahiler eşliğinde kalkacak. Peh.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ya o arada düşündüm, mezarlıklardan yer satın almak gerekiyor di mi? Önceden alırsak mecbur oraya gömmek zorunda kalırlar. Ama bilmiyorum tabi Büyükada'daki mezarlığa sızmak mümkün olur mu çünkü ikametgaha falan da bakılıyor sanırım; ananem Urla'da oturmuyordu, belediyede falan kulis yapmıştı benimkiler.
      Dur bakalım, belki kendimizi bu şehirlerden kıyılara doğru atabiliriz, oralardan yer beğeniriz. Farzet Ege kıyılarına bir yere yerleştik, hangimiz önce ölürse onu biraz bekletiriz, diğerimiz de öldüğünde paketlerler, en yakın Yunan adasına yollarlar. Hem seni Üç Horan'a taşımaktan daha kolay olur hem de ben arada kaynamış olurum, tamam Rum değiliz ama tuhaf bir ikili olucaz, bence uğraşacaklarına gömüverirler deniz manzaralı bir yere. Mezar taşıma "En çok dolmadesi severdi" yazsınlar.

      Delete
  7. Organ bağışı mevzusunu ciddi ciddi düşünüyorum ama doğru çalışan organım pek yok. Bir de iyileşebilecekken müdahale etmezler de bir zengine lazım diye ölmeme izin verirlerse diye korkuyorum :) Bir başkasının bakımına ihitiyaç duyacağım zaman öleyim isitiyorum. Biz iteyince oluyor sanki ama ötenazi olur berinazi olur bilmem karar verme yetisini koruyorsam uygulansın isterim.
    Sanırım konuyu böylece kendi çapımda saptırdım.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Valla benim de mesela gözlerim bozuk mozuk ama olsun, hiç görmeyen birini düşün, tabii bilmiyorum şartları ne, nasıl gözü bağışlayabiliyorsun. Doku falan da alıyorlar galiba, illa ki çıkar işe yarayacak bir şeyler :)
      Ötenazi Türkiye'de yasal değil. Komaydı, bitkisel hayattı falan acaba tam olarak nasıl işliyor kanunlar? Bunları hep öğrenmek lazım. Gerçi şu yaşıma kadar herkese "Komaya girersem sakın fişi çekmeyin, geri gelirim ben kesin" deyip durdum, kafam çok karıştı şu anda :)

      Delete
  8. Ölüm ölüm dediniz bugün sürekli böyle şeylere denk geldim :)
    "Yaşamın içinde ölümün nasıl farkında oluruz?" sorgulamasını da içeren bir kitap tanıtımına rastladım http://www.sabitfikir.com/elestiri/olumle-yuzlesmenin-siiri

    ReplyDelete
    Replies
    1. Aaaa bu kitaptan biri bahsetmişti, hayal meyal hatırlıyorum. Atayım sepete, iyice kitapsız kalınca alırım.

      Delete
  9. Kadavra yerine organ bağışı daha pozitif bence de, ben de yaptım hem TC hem ALM'da.. İlk taşındığımda burda ölmeyi istemiyordum hatta beni ülkeme yollayın falan diyordum eşime ama şimdi fark etmiyor nerde gömüleceğim, tuhaf ama son 2 senedir daha uzun yaşamak, torunlarımı görmek falan da istiyorum. Eskiden de bu umrumda değildi.. "who wants to live forever" queen'den isterdim ben de ama müslüman cenazesinde olmuyor öyle işler sanırım, belki evde toplanırlarsa, TCde yine de bu evde toplanma işinde bile zor yaaa, anca helva yaparlar of.. Bir de dün bir şey geldi aklıma, insan yaşlandıkça ölümden korkmamaya başlıyor derler ya, doğru değil o. Ama ölümden korkmakla yaşamı dolu dolu yaşayamamaktan korkmak arasında bir ilişki var bence ve insan yaşamını doldurdukça anlamlı şeylerle, tuhaf ama ölüm korkusu da azalıyor..

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ben bu organ bağışını resmiyete dökeyim, burada car car konuşuyorum, elimde kartım olsun.
      Valla pek akrabam yok etrafta, tamamen arkadaşlarımı düşünerek hayal ediyorum o toplantıyı, helva kimsenin aklına gelmez, içerler diye tahmin ediyorum. Who wants to leave forever çok güzel, teatral bir hava da yaratır hem.
      Çok haklısın, tamamen hayatı nasıl yaşadığınla alakalı ölüm korkusu. Bir de yani kontrolümde olan bir durum değil, naapıyım, bir de buna dövünecek halim kalmadı :)

      Delete
  10. ben seni istedigin gibi hazirlarim her seyi, organlarini da bagislarim, sarkiyi da calarim :D sen merak etme. organlari da eger resmi olarak bagislamadiysan ailene sormadan almiyorlar. gozun de korneasini filan aliyorlar benim bildigim zaten, cotenk diye butun gozu aldiklarini sanmiyorum. ne guzel, lazimsa etime kemigime kadar alsinlar ne olacak. ama bizim aile lanetli oldugu icin biz 90a kadar bunak yasayip altimiza yapacagiz, belki de bu kadar plana gerek yoktur :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ailenin hangi tarafından bahsettiğine bağlı, belki de ivedilikle plan yapmamız gerekiyordur. Sen büyük ihtimalle sokakta donla koşanlardan olacaksın gibime geliyor, benim için imamla da sen kavga edersin artık, biraz içim rahatladı :) Gözü olduğu gibi almıyor olmalarına da içim rahatladı nedense.

      Delete
  11. Devlet hastanesinin birinde sıra beklerken baktım "organ bağışı birimi" yazıyor kapının birinde. İçerisi ana baba günü gibi, şaşırdım kaldım, ne ara bu kadar duyarlı olduk acaba diye düşündüm, görevliye "organlarımı bağışlamak istiyorum, ne yapmam lazım" dedim. Meğerse bu birim boşboş oturduğundan, hastane randevu sistemini kullanamayan hastalara randevu almak için kullanılıyormuş. "Çok yoğunuz şu an, şurda broşürler var" dedi. Sonra diğer görevli siz burda bu formu da doldursanız, ailenizin onayı olmadan almıyorlar organları dedi. Yani salla gitsin form falan doldurma, ailenle hallet işini dedi. Aileme tembihledim, işe yarayan ne organım varsa verin gitsin diye.
    Müzikli cenaze olayı Türkiye için çok fantastik yaa. Ben hiç müzikli cenaze görmedim, gören var mı? Keşke gavurlardaki gibi olsa, evde toplanılsa, içilse, müzik dinlense falan. Öldükten sonra, cenazede ne olmuş, nereye gömülmüşüm, törende ne yapılmış falan tabi ki ne önemi var da, yine de öyle ağlamalı, ulumalı, şerbetli, helvalı, dualı kasvetli tören istemiyorum. Hoş, istemesem de öyle olacak biliyorum. Bu ülkede insanlar istediği gibi gömülemiyorlar. Zorla yıkanacak, kıça pamuk tıkılıcak, musallaya yatırılacak, imamla gömülecek.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Öff hiç şaşırmadım hastanede olanlara. Üzüldüm ama, hala her şeye üzülüyorum.
      Ben de hiç görmedim müzikli cenaze, arkamdan evde toplaşsınlar diye hayal ettim. Kendini kadavra olarak bağışlayan aile dostlarımızın arkalarından anma toplantıları düzenlediler, onlara gittim. 70'lerde evde çektikleri komik videoları gösterdiler, biraz yemek yendi filan, sevdikleri müzikleri çaldılar. Böyle şeyler olabiliyor.
      Aslında bir yandan da düşündüm, son yılların fetvalarına göre değerlendirirlerse eğer, yani hayat iyice sıkboğaz bir hal alırsa, acaba şu anda burun kıvırdığım törenin ve mezarlığın kapısında kalır mıyım? Ahhahha ay sinirlerim bozuldu! Neyse, herhalde ortada kalmam, bir şekilde girerim toprağın altına :)

      Delete
  12. kusura bakma da, bu parça çalarsa ben fazla kalmam o törende! şaka şaka... parça bitince dönerim tekrar :)
    ben kadavra olmayayım da organlarımı bağışlayabilirsiniz. midemi vermeyin yalnız, o biraz sorunlu.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Herhalde annem de aynı şeyi söylerdi, ikiniz gidip çay içersiniz bir yerde artık naapıyım :D
      Bişiy yoktur midende, için de dışın da güzel senin.

      Delete