April 30, 2015

(10) (11) İki Rejisör / İki Salon

Düşündüm durdum, bir yönetmeni diğerinden kayıracak kadar hakim değilim ben bu sinema işlerine. Sonra aklıma iki tane siyah-beyaz, eski Türk filmi geldi. İkisini de televizyonda seyredip çok etkilenmiştim, yönetmenlerini bu vesileyle anmış olayım.

İlki 1959 yapımı Üç Kızın Hikayesi, yönetmeni değil rejisörü Orhan Elmas.


Rejisör yahu, kurban olurum. Film, lisede çok iyi arkadaş olan üç kızın hayatlarının savrulduğu yerleri anlatıyor. Muhterem Nur o kadar genç ki oturup ağlarsınız.

Orhan Elmas'ın başka filmlerini de seyrettiğime eminim, çünkü iyi midir kötü müdür bakmadan yüzlerce eski Türk filmi seyrettim, rejisörlerine hiç dikkat etmeden tabii. Ne ayıp. Orhan Elmas'ın bu filmde çektiği bir takım numaralar o kadar havalıydı ki hiç unutmuyorum. Final sahnesi mesela; sizi aldığı yere getirip bırakıyor film, ama hiçbir şey aynı değil artık ama her şey aslında bir devridaimden ibaret. 2002'de hayatını kaybetmiş Orhan Elmas, şapkamı elime alıp saygıyla eğiliyorum.

Diğer film ise 1964 yapımı Gurbet Kuşları.


Orhan Kemal'in romanından uyarlanan filmin rejisörü Halit Refiğ, Maraş'tan İstanbul'a göçen bir ailenin varoluş mücadelesini anlatıyor. Burada da Cüneyt Arkın'ın gençliğine ağlamak mümkün ki bence buraların gördüğü en yakışıklı aktördür.

O kadar güzel sahneler, o kadar güzel kareler var ki bu filmde, sinemanın sanat olmadığını düşünenlere günde üç kere seyrettirmek lazım. Bulamadım internetlerde, siz zaten en iyisi filmi seyredin.

Radyo Alaturka'yı da açtım, Zeki Müren çalsın diye bekliyorum.

11. soruya cevaben en sevdiğim sinema salonunu yazmam lazım. Uzun zamandır sadece Kızılay'daki Büyülü Fener'e gidiyorum, Zihnin Arka Sokakları da yazmış şurada. Alışveriş merkezi sinemalarına gitmeyi reddediyorum, alışveriş merkezlerine de gitmiyoruz zaten. Şu anda biri gelip sorsa "Medeniyet sence nedir?" diye, evden çıkıp yürüyerek sinemaya gidebilmek derdim. Vardı mahallemizin bir sinema salonu, Kavaklıdere Sineması, kapandı gitti. Pastanelerin tutunamadığı bir yerde sinema salonunun yaşayabilmesini beklemek saflık olur herhalde. Her yer dönerci oldu, her yer. Ne döner aşkıymış anlamıyorum.

Neyse evet, Başka Sinema filmleri de gösterdiği için Kızılay Büyülü Fener ve tek başına yıllardır direndiği için Kızılırmak Sineması, en sevdiğim, hep gittiğim iki sinema salonu.

Yarının cevabını düşünmeye başlayayım şimdiden.

6 comments:

  1. "Gurbet Kuşları"nı bir ahbabımızın karısıyla Seyran Sineması'nda izlemiştim ilkokuldayken-belki de ortaokulun ilk yıllarıydı-hiç unutamam. Filmin masumiyeti, oyuncuların gençliği senin de yazdığın gibi ağlama sebebi olabilir. Halid Refiğ pek klas bir yönetmendir Allah için...

    ReplyDelete
    Replies
    1. Halid Refiğ de klas, film de klas, oyuncular da. Çok çarpılmıştım seyrettiğimde.
      Zeki Müren sergisi Ankara'ya geliyormuş, 7 Mayıs'tan 29 Mayıs'a kadar, yetişiyor musun acaba, beraber giderdik?

      Delete
    2. Ya yetişebilirim belki, normalde Mayıs'ın 21 inde falan gelme niyetimiz vardı ama kayınvalidem hastanede, onun durumuna bağlıyız biraz. Bakalım ne olur, gelebilirsek ne hoş ne schön olur gezmek birlikte, Fında'yı da alırız, güle güle gezeriz :)

      Delete
    3. Ay geçmiş olsun ya, çok üzülüyorum bu haberlere ben. Bir an önce çıksın hastaneden, geçmiş olsun hemen.

      Delete
  2. Kızılırmak için para toplasak fena olmaz. Üzülüyorum haline. Artık evin salonundan hallice durumda salonları :( Bilet fiyatlarını arttırsalar kimse gitmez, ama bu ucuz biletlere de nasıl tadilat yapabilirler hiç bilmiyorum inan.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ya bak çok haklısın. Gerçi hiç bilmiyorum mali durumlarını ama eğer kötüyse umarım geri dönülemez bir noktaya gelmeden önce yardım çağrısı yaparlar. Özel film gösterimleri olur, dayanışma geceleri olur, o paralar toplanır.

      Delete