September 9, 2015

Hellö.

Sabah 8'de Kudi'nin aşağıdan geçen sokak köpeklerine havlamasıyla uyandım. Kendi de safkan sokö olan yavrumun bu hiddetli tepkisinden yola çıkıp "Aslında kendi cinsimizden nefret ediyoruz?!" diye zorla anoloji filan yapardım ama yapamıyorum çünkü Kudi istisnasız bütün köpeklere-çoğu çocuğa-bazı yetişkin insanlara havlıyor, sabah sabah üstünden iki tane kene söktüm, nerden baksanız bir köpek bu ve canım istemiyor hayvanlı hikaye anlatmak.

Canım buralara da yazmak istemedi bütün yaz, halbuki Urla'dan bildiririm diye planlamıştım. Bildiremedim. Tam kıçımı koymuştum, komşu çocuğunu yüzme kursuna götürüp getiriyordum, ufak ufak sayfiyeden nefret etmeye başlamıştım ki Suruç'ta o bomba patladı. Ben sanırım hala anlayamadım o gün ne olduğunu, ağlayamadım; içime de atamadım, tepki de veremedim. Suruç'tan bugüne kadar aynen bir tavuk gibi hayatımı sürdürdüm, bir yandan cümle alemin fikirlerini okudum. "Kardeşi kardeşe kırdırıyorlar"dan, "Hepimiz aynı gemideyiz"lerden falan önümü göremez oldum. Vasat kanaatlerden ve dandik köşe yazılarından en az kuduz cihat çağrıları kadar yıldım. Artık gerçekten bilmiyorum, o çocukların hesabı nasıl sorulur, hakları nasıl ödenir, neden meclisi falan yakmadık, bilmiyorum. Hep yazdım buraya, tek numaramız yılmamak, umudu kesmemek diye, artık bundan da pek emin değilim. Belki gerçekten de tünelin ucunda ışık mışık yok. Sadece tünel var.

Şu anda kendimi anca bir patates kadar akıllı hissettiğim için yazının rotasını tavukların gündelik hayatına kırıyorum buradan.

Baktım ki komşu çocuğu yüzme kursunu sevdi, ikinci ay için de kayıt yaptırdım. Aynı gün "Ben yüzmeyi öğrendim!" diye çıktı havuzdan, ertesi hafta da kurs saati sokakta dolanırken yakaladım. Yüzmeyi öğrendiği konusunda şüpheler içindeyim, olan benim 100 lirama oldu. Aynı esnada iki küçük kardeşinin bitli olduğunu farkettim, bir kere daha bitlenmek istemediğimden kapattım bu defteri. İnsan sevgimin sınırları çok dar.

Köpekli insan olmak, başkalarının köpek hikayelerini dinlemek manasına geliyor. Ve allah belamı versin ki daha bir kişiden "Benim de köpeğim var, yuvarlanıp gidiyoruz" ayarında bir şey duymadım. Şöyle başlıyor o kaçamadığınız sohbet; "Benim de köpeğim varDI...", şanslıysanız geleneksel "Bebeğimiz oldu, verdik", "Alerjim çıktı, verdik" hikayeleri dinliyorsunuz. Bunların çok büyük şok etkisi kalmadı artık şahsım üzerinde. Bu yazın en fantastik köpek hikayesi, evden içeri bakan doberman oldu. Birinden almışlar zavallı köpeği, eve sokmamışlar, hayvan da bütün gün ve gece evin etrafında dolaşıp camlardan içeri bakıp durmuş. O kadar rahatsız olmuşlar ki bu durumdan, köpeği yollamışlar.

Bebeği olunca evin köpeğini paketleyen insanlara "Yarabbi ne düz insanlarsınız!" diyemediğim gibi bunlara da hiçbir şey diyemedim, tek kabahati evin içine bakmak olan zavallıyı düşünüp duruyorum iki aydır. Evlerden paketlenen köpekler ordusu. İnanılmaz bir mucize olduğu sanılarak büyütülen bebekler ordusu. Çocuğu sarışın oldu diye allaha şükreden kadın gördüm bu yaz, arkadaşları da onaylıyordu. Arkadaşlarının bebekleri sarışın değildi.

Urla'da pek bir şey olmadı, günübirlik turistler geldi, gitti. 25 sene önce kiremit ve betonla inşa ettiğimiz "Eski Rum" evimizin önünde selfiler çekildi. Her yerde selfiler çekildi, fahiş fiyatlı zeytinyağları ve incirler satın alındı, "Arnavut kaldırımları deniz kokan Urla" filan yazıldı sosyal medyada selfilerin altına oysa ki Urla'da Arnavut kaldırımı yok ve en yakın deniz 4 kilometre uzakta. Neyse yani, anlayacağınız geçirdiğim vakit "tatil" kategorisine girmediği gibi herhangi bir rehabilitasyon etkisi de yaratmadı.

Kitap okudum, kitapların da çoğuyla münakaşa ettim. Bu yaz okuduğum en boktan kitap Frederike Geerdink'in "Roboski:Gençler Öldü"sü oldu. Bir şeyler öğrenirim sandım, Kürt sorununun temellerine bir gazetecilik yolculuğu olduğu yazıyordu üstünde. Tek öğrendiğim kadının vücudunda çıkan kırmızılıklar yüzünden Roboski'de uzun süre kalamadığı, köylülerle kaçağa gidemediği, aksanlı Türkçe'yi anlamadığı, Kürtçe'yi de pek anlamadığı falan oldu. Orta 1 seviyesindeki yakın tarih analizleri, darmadağınık cümleler, imla hataları filan da cabası oldu. 110. sayfada hala neden Kürt sorunu üzerine gazetecilik yaptığını açıklamaya çalışıyordu. 20 lira vermiştim kitaba, canım sıkıldı.

Ama arkadaşlarımı gördüm, deniz kenarında oturduk filan, iyi oldu. Annemle babamı da iki seneye yetecek kadar gördüm sanırım, bir yandan çanta toplarken bir yandan hala internetten işlerini hallediyordum. Annemle tahmin ettiğimden çok daha az kapıştık. Babam evdeki eşyaları hafifletmeye and içmiş, giderayak bir adet gazocağı ve bir adet 60 yıllık bavul kakalamaya çalıştı, eski bir omuz çantasını kabul ederek yırttım.

Neyse işte, geldim ben Ankara'ya. Yaz geçti gitti. Geçip giderken bana şu aşağıdaki gibi göründü.


İyi mi oldu, kötü mü bilmiyorum.

26 comments:

  1. Patatesim benim, Cuma günü buluşak mı?

    ReplyDelete
  2. Hoşgeldin tekrardan :) Son zamanların tek güzel haberi buydu.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Hoşbuldum :) Tam olarak gelmemiş olabilirim, çantalarımın bir kısmı hala arabanın bagajında. Olmaz olsun böyle üşengeçlik.

      Delete
    2. Ya ben kulaklarını fazla çınlattım bilemiyorum duydun mu oralardan ? :D Vakti evvelinde Milano'da Last Supper maceranın benzerini yaşadım Floransa'da geçen hafta. Uffizi Müzesi'nin "insanlık dışı" sırasını beklemeden girmek için yerel İtalyan rehbere dünya para bayıldım vs. Senin meşhur taksici geldi aklıma hemen :D Blogumda yazmadım bu kısımları tabii ki. Off the record shsssssh :p

      Delete
    3. Keşke topluca ışınlansak oralara. Görmeseydim daha mı iyiydi bilmiyorum, şimdi hep bir hasretle yaşıyorum :D

      Delete
  3. Ay her bir tarafını bayılarak okudum yazının.
    Ben kampta çok enerji, çok motivasyon, çok sevgi topladım. Tünelin sonunda muhakkak ışık var çünkü tünel olmak bunu gerektirir.

    Umarım hiçbir zaman çocuğum sarışın oldu diye şükredecek kadar sapıtmaz hormonlarım, asla da o kıvama gelmem.

    Ben de "ona bağırdınız, şuna çağırdınız, şehitlerimiz ölünce nerdesiniz" cümlesini görmekten duymaktan yıldım.

    Feysbukta tesettürlüyüz mutluyuz tadında bir sayfa kıyıya vuran miniğin fotoğrafının üzerine "bu bebeğin caretta kadar değeri yok mu vicdansızlar" yazmış. Güleyim mi ağlayayım mı hiç bilemedim... Zavallının ölümünde zerre parmağımız olmadığı gibi, bu konuda carettacılar olarak yapabileceğimiz bir şey de yoktu. Bazen diyorum ki IQ'su ayakkabı numarasından düşük insanlar etrafta çokça var. Sonra bir şey diyemiyorum daha fazla, öyle dedim diye de kendime kızıyorum.

    Hippi olmak istiyorum, sahilde çıplak dolaşmak istiyorum, mağarada yaşamak öööyle doğaya karışmak istiyorum valla. Zaten bana kalsaydı, hayatta medeniyet bu kadar ilerlemezdi, hâlâ konuşamıyor olurduk. Ve tabii mağarada uyuyor.

    Bu da şarkı; https://youtu.be/994_wGxb5IE

    ReplyDelete
    Replies
    1. Şarkıyı açtım.
      Ben hiçbişiy toplayamadan döndüm geldim. Taş toplamıştım, onları da Urla'da başucumdaki sepete bıraktım. Kalan son enerjimi de biraz önce kendime pedikür yapmaya çalışarak harcadım. Ayaklarımız ayakkabı giymek için tasarlanmamış olabilir, çok şüpheliyim. Bu yüzden doğaya karışma fikrini destekliyorum.
      O yavrucağa ağlayıp carettacılara, ağaç sevicilere falan bok attılar, sonra gene sustular. Ben de bu topluca tek bir ölüye ağlama törenini anlayabilmiş değilim. Seçip seçip üzülüyorlar, bir de etraflarını aynı şey için suçluyorlar. Ne diyeyim.
      Ekmek yapmaya gidiyorum şimdi.

      Delete
  4. hoş geldin , özletmiştin kendini :)
    Çocuğu sarışın doğduğu için mutlu olan kadına susma hakkımı kullanıyorum .. Ah o köpek hikayeleri bende çok fazlası ile bıkıyorum bir de çocuk hikayeleride yokmu hep biz diye konuşurlar ablası biz çiş yaptık pardon ama sen çişini yapamıyordun diye annesine sorasım geliyor :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Hoşbuldum :) Valla insanlardan kaçar oldum :) Ben de çok sıkılıyorum böyle sohbetlerden, bak bu sarışın çocuğun annesi ve diğerleri 6-7 kişiydi yan masada, 45 dakika sadece bebek-çocuk konuştular. Biri başlıyor, diğeri onu susturup devam ediyor, ne biçim bir ruh hali bilmiyorum.

      Delete
  5. Hoşgeldin, ben de özlemişim - eski köpeklilerden..

    ReplyDelete
    Replies
    1. Yaa hoşbuldum hakikaten, ben de özlemişim. Eski köpekliler başka türlü bir nesilmiş, şimdikiler ne köpekten anlıyor ne insandan.

      Delete
  6. Replies
    1. Nasıl geçti koca yaz?! Dövünerek ağlayasım var :/

      Delete
  7. Ben de hem döndüğüne çok sevinenlerden hem de eski köpeklilerden biriyim. ("Eski köpekli" lere dahil olduğu zamandan bu yana antidepresanı bırakamayanlardan.)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Asuman Hanım ne sevindim yorumunuzu görünce! Ben daha ortalarındayım köpekli maceranın, bilmiyorum bana neler olacak. Kudi ve Koko'yu Urla'da bırakıp Ankara'ya gelmem gerekti 3-4 günlüğüne, evde defalarca Koko'nun ayak sesini duydum. Geçerken sürekli su kaplarına baktım dolu mu boş mu diye. Bir taraftan da 5 senedir ilk defa yatakta döne döne uyuyabildim, koltukta tek başıma oturabildim filan :)
      Bazen düşünüyorum, neden herkes hayatını en azından bir köpekle paylaşmıyor anlamıyorum.

      Delete
    2. Keyifle okuyorum da şu yaşlı teyze sendromu (nasıl içime işlemişse) yüzünden yorum yaparken bi durup düşünüyorum. Neyse bi cesaret daha...Söylemeden duramadım. Yavrularının keyfini sür. Zamanı gelince yaşanan yaşanıyor. Bende bir çok şey üst üste geldi. Paçoz da bardağı taşıran son damlaydı. (Yalnızlık da olunca serde ) Neyse şimdi keyfim yerinde. Pupa var. Aman ha. Kötü enerji bırakmak istemem. Zaten ortalık yeterince moral bozucu. Kaz Dağlarından sevgi esintileri yolluyorum :)

      Delete
    3. Ay estağfurullah, öyle bir sendrom varsa eğer, bence bende var esas, sürekli şikayet ediyorum :) Lütfen içinizden geldiği gibi yorum bırakın, eski bir arkadaşımı görmüş gibi seviniyorum ben. Bizim için de tadını çıkarın Kaz Dağları'nın, selamlar, sevgiler.

      Delete
  8. Geri donus yazini 3.ye okudum, blog bir anda memleket ve ege koktu. Valla bayrama ayvalik'a iniyorum, bu sene uzun tatilim yoktu malum is degisikligi. Evdeki patates kopenklere selam eder, ev hayvanciligi cok daha kiymetli ve eglenceli -bence- cocuk hayvanciligindan.
    Prensibimdir bilirsin siyaset ve siyasi huzunler hk yaz(a)miyorum.
    Gitmeden bir yazi da ben yazip birakayim bari.
    Koca yaz yurume mesafesindeydi.
    Bitti gitti bi suru genc ile birlikte.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ev hayvancılığının hasadını daha çabuk alıyorsun. Çocuk hasadı hem azap gibi yıllar sürüyor hem de bütün parayı kumarda mı yer yoksa kansere tedavi mi bulur belli değil, bu kadar geniş bir yelpaze de benim sinirlerimi bozuyor. Selamını söyleyeyim hemen ev patateslerine.
      Ya yazıp duruyoruz günlük olaylar, siyasi hüzünler filan da, ne bileyim, sanırsın bir gelişme olacak, en azından okuya yaza bir şeyler öğreneceğim mesela. Öyle olmuyor, "Keşke hepimiz ölsek" gibi bir yerlere gelip kaldım. Çok fena.
      İn Ayvalık'a, anneni öp benim tarafımdan da. Ev tarımıyla ilgili fotoğraf bekliyorum ama bak :)

      Delete
  9. Özletmiştin hoşgeldin arkadaşım <3

    ReplyDelete
    Replies
    1. Haayyt yan cebime koydum hemen, hoşbuldum <3

      Delete
  10. bu kiz evine döndü diye gecenin bi vakti bakayim demistim. sinirlerim bozuldu su an, agliyorum yine. camlardan iceri bakan doberman'a agliyorum diye birileri beni linc etmeye kalkar mi acaba? zira kaybolan kedimin arkasindan aglama krizlerine ve depresyona girdigim icin oldukca fazla sayida insan tarafndan hirpalandim bu yaz. savas var, insanlar ac, ve bir kediye üzülünmemeliye cikti tüm yorumlar. üstelik de kediye tasma takmadigim ve de eve hapsetmedigim, ve psikopat gibi bagli bir sekilde gezdirmeye cikmadigim icin, bir sapigin kediyi eline gecirip kötülük etmesi ihtimalinden de ben sorumluymusum, böyle diyen insanlar da oldu. cok kinlendim ben bu yaz... bak ayni gün icinde savas cikti, kedi kayboldu, her gün insanlar ölüyordu, kedim hala yoktu, ve bir takim insanlar ne kadar cok güzel restoranlarda ne müthis yemekler yediklerini paylasiyorlardi internette filan. uzun bir süre insan irkina beddua ettim ben. belki bu basimiza gelenlerden biraz da ben sorumlu muyumdur bilmiyorum. sonra yolda karsilastigim insanlara gülümserken buluyorum kendimi hala, kendime sasiriyorum.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Kardeşim de burada okuyup ağlamış camdan içeri bakan dobermana. İnsan ırkı olarak etrafımıza vermediğimiz zarar kalmadı ama kendi rahatımız konusunda ne kadar tutucuyuz, çok acayip. Burada kimse linç etmez ama gerçek hayatta ederler ki anlaşılan üzerine çullananlar olmuş.
      Ay ne karşımızdakini avutmaktan anlıyoruz ne de bir işe yarıyoruz yarabbi, ne çok konuşuyor herkes. Ettiğimiz beddualar gerçekten işe yarasaydı hayat biraz düzelmiş olurdu, beddualar yerini bulmuyor.
      Bence eninde sonunda çıkar gelir Miyu, gelince de hemen çip taktır ensesine Veracığım. Benim de başıma geldi kayıp kedi, tek başımaydım Ankara'da. Hala dünmüş gibi hatırlıyorum o hissi, insan her türlü ihtimali düşünüp mahvoluyor. Miyu akıllı bir kedi, bir yolunu bulur dönmenin, ben güveniyorum ona.

      Delete
  11. İyi ki yazdın Mina. Sen yazmayınca çok eksik kalıyor bir şeyler. Dönüp dönüp baktım sen yazmazken sayfana defalarca. Yine olmadı, görüşemedik ama az kaldı. Urla'dan yazarsın diyordum ama biliyorum ki olmayınca olmuyor. Bir günde nasıl öğrendi çocuk yüzmeyi anlayamadım:) Uyanıkmış o biraz herhalde. Bu yaz çok tatsızdı, belki de en gereksiz yazdı hayatımdaki. Ama insan isteyince her bir şeyden ders çıkartıyor. Nefes alabiliyorken hala bir şeylere üzülmek de olsa hayatın içinde kabul ediliyor bir şekilde. Ne bileyim şükrediyorum bu sıra her yaşanana. Dünya çok boktan bir yer oldu, insanlar da bir o kadar boktan. Hep azla yetinmeli diyorum, çok insan çok dert, en iyisi sadece bir elin parmağını geçmeyen ve mutluluğunla mutlu olan ailen ve dostların. Çok sıkılır oldum ben de herşeyden. Yaşlılığım hiç çekilmeyecek belki de, o zamana dek yola devam edeceğiz. İnsan kalabalığından, gürültüden, bitmek bilmeyen telaşlardan bunaldık. Şimdi Cezayirin tozlu sokaklarında durulma vakti. Buradan gidince en çok bu sakinliği ve yalnızlığı özleyeceğim. Lütfen arada iki satır da olsa yaz. Ben bir toparlanayım sana mektup yazacağım ilk iş. Bu arada mail de attım haberin olsun.
    Öpüldün çokça!

    ReplyDelete
    Replies
    1. Bir ay gitti yüzmeye, ikinci ayın ilk günü öğrendiğine kanaat getirdi. Yani ben tam ikinci ayın parasını verip makbuzumu almıştım ki koşarak gelip yüzmeyi öğrendiğini ilan etti. Neyse, suyun üstünde durabiliyor en azından.
      Yaz gerçekten tatsızdı, sonbahar da aynen öyle sürünerek devam ediyor. Bakalım, çıkıcaz bir şekilde buralardan. Ben de hayatımda ilk defa kış gelsin diye bekliyorum, güneşten bile bıktım. Neyse, gene de çok yerlere yapışmamak lazım :)
      Dur bakiyim emailine, cevap yaziyim. Öpüyorum ben da çok!

      Delete