October 1, 2015

Sarı Tişört

Uğur Gürsoy'u çok beğeniyorum, Uykusuz'da çiziyor. Şu aşağıdaki karikatürü sinirlerimi bozdu:


Geçen yaz başlarıydı, Tunalı'ya inip peynir meynir almam, öyle bir takım işler yapmam lazımdı. Ben de kafama bir eşarp takıverdim, üzerime bir sarı tişört geçirip çıktım. Benimki şu:


Kennedy ve Bulvar'ın köşesinde karşıya geçmek üzere beklerken karşı kaldırımdaki kızlı oğlanlı bir grubun oğlanı telefonunu hafifçe kaldırdı -şu anda kadar paranoyaklık ediyorum diye düşünüyordum ama artık eminim- ve fotoğrafımı çekti.

O gün kime anlattıysam "Yok canım saçmalama, ne teyzesi yahu" falan dedi ama kesin komik tişörtlü teyze oldum o gün ben. Buradan o oğlana seslenmek istiyorum:

Seni çantamla döverim.

Neyse yani, bir yerlerde görürseniz eğer, benim o kırmızı ışıkta bekleyen molotof kokteyli tişörtlü suratsız kadın.

Şunu yazdım, yollayamadan belediye otobüsü insanları biçti Dikimevi'nde. Panikle eşi dostu aradım, neredeler diye sordum. Birazdan da sokağa çıkıyorum, siz ne olur ne olmaz hakkınızı helal edin çünkü kimsenin umrunda değiliz, ne ölümüz ne dirimiz.

Pakistan'ın başkenti Ankara'dan selamlar, sevgiler.


16 comments:

  1. Pakistan bile değiliz bence, kara deliğe yuvarlanmış debelenip duran saçma sapan bir memleketiz. Kazayı duyunca aklım başımdan çıktı, önce can sonra canan hesabı kızkardeş düştü hemen aklıma, okulun orada ya kaza. Sonra hatırladım ki 5 dakika evvel yazıştık. 12 kişi ya, resmen bok yoluna gitmektir bunun adı. ocağın sönsün diyeceğim o şoföre ama çoluk çocuğuna kıyamam, o söndürdü ama ocakları. Kazara yaşıyoruz sanırsam, sonumuz hayrolsun...
    Bu arada benim Snoopy'li tişortlarımla da fotoğrafımı çeken olmuş mudur ki teyze olarak :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ben de babamı düşündüm, tanıdıklarım içinde o durakta dikiliyor olma ihtimali en yüksek olan o. 65 yaş üstü bedava diye toplu taşıma fanatiği oldu, cüsse itibariyle pek çevik de değil. Sonra Şafak'la birkaç arkadaşımı yokladım, herkes işinde gücündeydi. Ama kendimi o otobüsün altından çıkamayanların ailelerin yerine koyuyorum ya da orada olsaydım ve görseydim olanları... Çok mutsuzum her gün, farklı sebeplerle.
      Snoopy'li tişörtlerle belki yırtmışsındır, gençlik yabancı dilde edepsiz yazı peşinde anlaşılan. Gene de giyerken bir bak, fak mak yazmasın üstünde :)

      Delete
  2. ya bugün bu karikatürü bloguma koyacaktım tam bilgisayarı açtım bloga girdim ve rollda senin yüklemiş olduğunu gördüm, kalpbirliği ben kalp:)))))
    öperim.. dikkat et kendine dikkat edelim kendimize diyecek de bişey yok fazla :(((

    ReplyDelete
    Replies
    1. Aaaa resmen kalp kalbe karşı olmuş! Aynı sayıda kulaklarını yıkatmış adam vardı bir de, onu da başka bir yazı için sakladım :)
      Valla hep İstanbul korku filmi gibi şehir diye düşünüp size dertlenirdim, sinsi sığır başkanımız sayesinde aradaki farkı kapatıyoruz galiba.

      Delete
  3. Geçen bana da sokakta birisi döndü "amca" dedi. Bir an reklamdaki tipler gibi hissettim; "bana amca dediler".. Tanıdık bir çocuk olsa ensesine şaplak atıp üzerine "amca babandır" diyecektim :D

    #direnkazanova gibi okudum ayrıca tshirtü. Beş dakika falan sürdü jetonumun düşmesi. İyi değilim galiba yahu.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay ben atlattım ilk "teyze"lerin şokunu, yer yer "abla" diyorlar, ona sevinir oldum :)
      Mevcut şartlar altında Kazanova olsa o da direnmek durumunda kalırdı, tuzu kuru kategorisine giremedik bir türlü, sonumuz hayrolsun ne diyeyim :/

      Delete
    2. Ülen size teyze, amca diyorlarsa bana anne deseler de aldırmayım bari, gençlik bunamış bence :)

      Delete
    3. Eser miktarda teyze, bol bol abla ve yingeye maruz kalıyorum, gençlikten çok şikayetçiyim :)

      Delete
  4. :-))) Mina sana cok gülüyorum, delisin sen. Bana deli derler arkadaslar, aile filan ama, seni görseler bu iltifatlarini geri alirlar bence. Esarp ben de takiyorum, aslinda esarp degil yemeni. Evde takiyorum ama. Bu konuda arkadas sakalarina konu oluyorum, henüz disari cikmadim, disari cikarken sartlanmis algilarini rahatsiz etmeyeyim diye esarbi cikarip bere takiyorum öyle günlerde, onlar da garipsemiyorlar.
    sokaklar istanbulda da tehlikeliydi, okul önlerinde uyusturucu satilmasi mi, dolmus soförlerinin cogunlugunun uyusturucu kullaniyor olmasi mi, yolüstü gaz veya dayak yiyebilme ihtimali mi, artik sec begen, dolmus duraga daldi diye mi, manyagin biri ehliyetsiz kullandigi arabasini üstüne sürdü diye mi, ölümlerden ne cikarsa bahtina. her günün sonunda vay be derdim, bugünü de sagsalim kapattik. gece deprem olur mu acaba... olursa bu eski bina kesin yikilir. sokaklar dar, onlar da kapanir, beni hayatta bulamazlar. zaten deniz tasar buralara. e o zaman hic eziyeti uzatmaya gerek yok, surada yasam ücgeni olusur diye yatak vs kenarina saklanmak sacma, sakin ol, kendini yataga birak, tavan üstüne cöksün, kipirdama... Bak ama bütün o boktan detaylarin yanisira, istanbulda sevdigim cok ama cok sey vardi. yine de düsünüyorum da, tekrar orada yasamayi hic istemem. istismarci ruh hastasi bir asik gibiydi kendisi. Gecende özgür yigit'in su karikatürüne de güldüm ben http://on.fb.me/1jCoLAy

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay dün gördüm bu seriyi, Yiğit Özgür'ün sanatının doruk noktası olabilir, defalarca başa dönüp okudum :)
      Ben de yemeni takıyorum, çok kullanışlı şeyler yemeniler, eşarplar. Eşe dosta da -arkeolog olanları tenzih ederim- bir türlü anlatamadım, yazları soyundukça değil kolunu bacağını kapattıkça güneşten korunuyorsun. Artık ne kadar korunabiliyorsak. Güneş olsun olmasın kafama takıyorum valla sıklıkla, kakülleri alnımdan çekmek için, boyanması gereken saçlarımı kamufle etmek için, canım öyle istediği için :) En fantastik maceram da herhalde geçen bahar bitlenince yaşadığım. Çocuk atölyesi vardı gene, herhalde oralarda kaptım, bayağı bitlendim. Bu gerçeğe ayıldığım gün de Güvenpark'ta Ethem için toplanılacaktı. Bir nevi sosyal sorumluluk çerçevesinde bütün saçlarımı sıkı sıkı sokuşturdum eşarbın içine, çıktık gittik. "Polis saldırsa belki yırtarım" diye kötü kötü şakalar yaptım, taraftar bulamadım, zaten eşarbım da pek öyle mutaassıp kolleksiyonlardan değildi. Bitlerden tamamen kurtulmam da iki hafta falan sürdü, insanın çok morali bozuluyor :)
      Ay ne güzel demişsin İstanbul için, istismarcı ruh hastası bir aşık diye. Ankara daha ziyade yüksek sesle arabesk dinleyip kafasını duvarlara vuran üst komşu gibi, ses çıkarsan bir türlü, çıkarmasan bir türlü.

      Delete
  5. Ben de inanılmaz saçma sapan giyinen biri olarak hiç gülmüyorum o capslere vs. Ve hayatımın bir döneminde kesinlikle internet camiasında madara olacağıma inanıyorum, çok da umurumdaydı, ay götüm. Geçen gün arkadaşım üzerinde "anal +" yazan tişörtünü bana vermeyi teklif etti, ver dedim mesela. Gayet de giyerim ahah. Neyse insanlar çok aptal. Belki de bu yüzden karşılarındakini de aptal ve cahil olarak görme, niteleme, bununla eğlenme konusunda çok istekliler... Tekrar, ay götüm.

    Annemler de beni aramış panikle. Kick boks antrenmanındaydım, kazayı onlardan öğrendim. Hep derim anneme, "Nolur uy şu trafik kurallarına, bu ülkede trafik kurallarına uyduğun halde ölme riskin çok yüksek sen bir de kendini yollara fırlatıyorsun" diye. Çok haklıymışım bir kez daha gördüm. Keşke çok haklı olmasaymışım...

    ReplyDelete
    Replies
    1. Valla sen yaşlardayken bokunu çıkarıp 30'umdan sonra biraz insan gibi giyinmeye başlamıştım aslında ama bu kıyafet satın almama senesi vasıtasıyla çığrından çıkmaya başladı gene işler. Neyse, zaten ben de evden çıkmıyorum pek. Herhalde doğru insanlarla ilgili tespitin, içim sıkıldı düşüncesiyle.
      Karşıdan karşıya geçerken filan çok ödleğim ama yani ne manası var, hiç manası yok.

      Delete
  6. Ah ile başlayacağım noktadayım yine.
    Ahhh Mina! Buradan sağ salim dönelim diye uğraşırken, dönüp bok yoluna gitmek de var işin ucunda. Kimse böyle bir sonu hak etmiyor ki. Aklım çıkıyor inan, çıkıyor da uzunca bir süre yerine oturtamıyorum. Böyle böyle mi deliriyor insanlar acaba? Dün dedemin insanları filmi vardı tv de ona baktım, hep salya sümük ağladım izlerken. Memleketin haline üzülüp keder dolan, bu hale düşmeyi yediremeyip, daha fazla görmeye tahammül edemeyip kendini öldüren gururlu naif insanlar şimdi nerelerdeler? Hep beraber mi o güzel atlara binip gitmişler, neden gitmişler? Bütün gece uyuyamadım düşünmekten. O filme girip saklanmak istedim o mutlu oldukları kocaman sofranın başında. Hep çocukluğumun o neşeli günleri geldi aklıma. Şimdi her gün ölüm haberleriyle doluyor hayatın içi, hayal etmekten bile utanıyorum bazen döndüğümüzde yapmak istediğimiz şeyleri, etrafta bunca şey olurken. Kendimi, tanıdıklarımı düşündüm otobüs haberinden sonra, malum çok bekledik zamanında o otobüsleri duraklarda.
    Hiç bir yer güvenli değil, felaket filmleri misali, nereye gitsen orada buluveriyor seni acı. Bir gün yaşadığıma pişman olmaktan korkuyorum inan...
    Not: Bana da artık hep teyze diyor gençler, ne teyzesi yahu diyemiyorum yaş olmuş 33. Teyze olarak çekmişler midir fotoğrafımı bilmiyorum. Ben bilimum eşarp yemeni bağlıyorum kafama, saçlar da kısa olunca şimdi daha rahat oluyor. Ay buradaki hallerimizi görseler zaten fotoğraf için sıraya girerler. Çizgili terliklerim, kafamda eşarbım ayağımda uyduruk taytımla görsel bir şölenim!!

    ReplyDelete
    Replies
    1. Gediz en son Ankara'ya geldiğinde Kızılay'da buluştuk. Havaalanı servisinden indi, halk otobüsüne bindik eve gitmek için. "Ay bunlar da manyak gibi sürüyor bu halk otobüslerini" dememle şoförün delirmiş gibi sürmeye başlaması bir oldu, otobüsün içinde oradan oraya savrulduk. Yani sadece havadan sudan bir tespit yapmak istemiştim, hiç gerek yokmuş, kendi yaşadı Gediz.
      Gururlu naif insanlar sanırım toplumun %0,001'ini falan oluşturuyorlar, hep buradalar ama farkında değiliz. Bence buralar hep böyle sığır doluydu. Ya da bilmiyorum, belki bunaldığımdan hakaret ediyorumdur.
      Dikimevi durağında hiç beklemedim, o tarafa pek yolum düşmüyor, bir ara Kolej'in oralarda oturdum, her yere yürürdüm. Ulus'ta haftanın 3 günü otobüs beklediğim bir durak vardı 2007'de, Anafartalar Çarşısı'nı patlatınca canlı bomba, benim durak da kısmen uçmuştu. O gün evdeydim, nedense o günkü işi ertelemiştik. Böyle şeyler işte.
      Ben de evin içinde görsel şölenler halinde yaşayıp gidiyorum, bence bir mahsuru yok :) Zaten ev köpek kılıyla kaplı, ben haute couture giysem ne fayda.

      Delete
    2. Yalnız konuyla çok da alakalı değil ama geçenlerde Ankaradan biri bana Kızılay'da o senelerdir yapılamayan köşedeki kocaman binanın bilmem kaç katlı bir alışveriş merkezi olduğunu söyledi, şok geçirdim. Annem bile gidip geliyor hiç anlatmamıştı. Ankara ile ilgili gelişmeleri de hala merak ediyormuşum meğerse içten içten bunu fark ettim. Orası hep haybeye duruyor gibi düşünürdüm. Hem de seneler olmuş sanırım ya yuuuhh. Ay böyle şurda şu oldu burda bu oldu bilgin varsa bir ara yazsana ben ne kadar uzak kalmışım oralara böhüüü..Angarayı özlediim uleeeennn:(

      Delete
    3. Ay evet, Kızılay AVM oldu orası, içi de labirent gibi. Bir kere girmek zorunda kaldık, o da alışveriş için değil, gazdan kaçıyorduk. Bir daha asla çıkamayacağım sandım, her yer merdiven, koridor, tuhaf bir bina. Birkaç kere bizi içeri alıp güvenli bir şekilde dışarı çıkaran baklavacıdan alışveriş yapmaya gittim, onun dükkan da zaten içinde değil binanın, yan taraftaki giriş kapısında. Hem meydanın içine etti hem de klostrofobik bir bina.
      Tunus Caddesi üzerinde çok sevdiğim eski bir apartman vardı, onu da indirdiler. Bu taraflarda korkunç bir yıkım furyası var, teker teker gidiyor o eski Ankara apartmanları. Ben sana bildireyim bari bundan sonra, tamam :)

      Delete