October 30, 2015

En Güzel Seçim Çalışması

Özcan Purçu geçen seçimlerde CHP'den İzmir milletvekili seçilmişti, herhalde yine İzmir adayıdır. Çok sevinmiştim meclise girmesine. Purçu'nun şu fotoğrafları haftalardır gördüğüm en güzel şeyler.




(Bu yazıyı yazdıktan iki ay kadar sonra fotoğrafları çeken Mehmet Osman Çetiner aşağıya nazik bir yorum bıraktı, hem beni sevindirdi hem de bu dünya güzeli fotoğrafları sahipsizlikten kurtardı. Bir kere daha ellerine sağlık.)

1 Kasım seçimleri için öyle geçen seferki gibi kampanyalar filan yok pek, kaç gündür sokaktan sadece bir tane DSP arabası geçti, başka da kimse geçmedi. HDP'nin şarkısı kafamıza yapıştı, barbar kocam iyice Anadolu rock hale getirip öyle eşlik ediyor, "HIĞĞĞĞİNAADINAOOOAAĞĞĞ". Olmasın zaten kampanya mampanya, kimse hal kaldığını zannetmiyorum, kendi adıma el çırpıp eşlik edecek bir durum da görmüyorum.

Özcan Purçu'ya bol şans, size de güzel bir cuma dileyerek babamın vaadettiği mercimek çorbasını içemeye gidiyorum.



October 28, 2015

Ne İçindeyim Zamanın

Ne de büsbütün dışında, yekpare geniş bir anın parçalanmaz akışında, kısmen sıkışmış gibiyim, bunu anlatmaya geldim. Yazıp yazıp yayınlamıyorum, gerçi bir şey de olduğu yok. İki adım ileri, bir adım geri ama olsun, biliyorum ki çıkış var biraz ilerde. Mesela iki hafta sonra ilk defa dolmuştan kan ter içinde kalmadan indim, başım dönmedi, nefesim daralmadı. Dolmuş hallolduysa otobüse, otobüsten markete geçebilirim. Daha pazara gitmek var, sinema var, uçağa binmek var. Ani seslere sıçramalarım da azaldı bir hayli. Bakınız nasıl küçük şeyler, günlük hayat nasıl küçük şeylerden oluşuyor. O küçük şeyler bütün mekanizmayı tıkayabiliyor. Pastanede çay içerken sokaktan geçen motosikletin egzozu patlayabiliyor ve öldüm sanabiliyorsunuz.

Bir süre 10 Ekim sabahı uyandığım saatte uyanmaya devam ettim, her gün her gün. Sonra geçti, hiç uyku problemi de çekmiyorum diye anlatır dururken herkese, geçen gece rüyamda sinemadaydım, önde oturan birileri aniden ayağa fırlayıp izleyicileri taramaya başladı. Uyandım, tekrar daldım, aynı rüyayı baştan bir kere daha gördüm. Her şey koyu bir griydi bu rüyada, hiç renk yoktu, ses de yoktu. Normalmiş hep bunlar, 1-2 ay mühlet verdim kendime.

Gar'ın önünde ölen herkes, başka yerlerde ölenlere eklenmiş, televizyonda öyle toptan bir sayıya dönüşmüşler. Geçen akşam gazeteciler filan konuşuyordu, kahroldum duyunca. O gün orada olsalardı böyle diyemezlerdi diye düşündüm. Üzülen, sevinen, fikirlerini ve siyasi analizlerini her türlü mecradan üzerimize yağdıran bütün bu insanlar o gün benim durduğum yerde duruyor olsalardı böyle konuşamazlardı. O sayıları toplayamaz, büyük büyük laflar edemezlerdi. Ben hala utanç içindeyim envai çeşit sebeple, bir parçam hala o gün durduğum yerde duruyor. Ağzımı açasım gelmiyor. Açınca da hayırlı bir şey çıkmıyor, biraz agresifleşmişim, öyle dediler.

Agresif halin çaresi grip olabilir. Grip geçmek bilmiyor, ben de yerimden kıpırdayamıyorum. Kendimi zencefil ve bal karışımıyla kaplayıp üzerine de bir kat gazete kağıdı yapıştırmak, son olarak da streç filmle sıkıca sarıp öylece uyumak istiyorum. Sesim o çok sevdiğim maskülen tınıya kavuştu, sanki "Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir, ileri!" desem güneye inecekmişiz gibiyiz ordularla. Geliniz görünüz ki ordular uyku sersemi, çapak içinde ve bir hayli şaşkın.


Neyse. Gideyim artık, bir şeylerle meşgul olayım. Aşure yapacağım hayatımda ilk defa, acaba iyi bir tarif var mıdır? Yoksa da başım üstüne, internetten bakarım. Hani belki anne tarifi, anane tarifi filan vardır diye, bir deneyeyim dedim. Aşure çok mühim bir şey.
Değil mi?
Vallahi öyle.


October 15, 2015

Acıklı bir yazı yazmayacağım, aslında hiç yazmak istemedim ama çok öfkeliyim, belki faydası olur. Korkunç detayları da yazmayacağım, bence bilmeseniz de olur, gerçi şu saate kadar okumuşsunuzdur her şeyi, seyretmişsinizdir. Biz de seyrettik bütün videoları, bütün yazılanları okuyoruz. Biz dediğim, ben ve Nadire, Gar'ın önüne beraber gittik ve gene beraber çıktık oradan.

Çıkabildik çünkü önümüzde duran insanlar, hiç öyle bir niyetleri olmasa da, kendilerini siper ettiler. Genç kızlar ve oğlanlar, annem yaşında kadınlar, inşaat işçileri, hurdacılar, öğrenciler, emekliler. Biz onlara omuz vermek için gitmiştik, onlar canlarını verdi. "Biz neden ölmedik?" diye sorup durduk birbirimize, orada ölmemiş olmanın suçluluğu geçecek mi bilmiyorum ama sorunun cevabı bu. Bizim durumumuzda, arkalarında durduğumuz HDPli insanlar sayesinde yaşıyoruz.

Ve beni en çok bu ağlatıyor. Bunun dışında gayet kendimdeyim, aklımı kaçırmadım, ufak tefek arızalar dışında bir şeyim yok ki onların da zamanla düzeleceğini düşünüyorum. Çünkü hiç beklemiyorduk Ankara'nın orta yerinde iki canlı bombanın kendilerini patlatmasını ama bir yandan da bekliyormuşuz; Suruç'ta olan şey neden burada olmasın, Diyarbakır'da miting bombalayanlar Ankara'da neden bombalamasın. Biz kendimizi ne sanıyoruz? Kendimi hiçbir şey zannetmediğim için şok içinde falan değilim; bedel ödemişliğim yok, nispeten de rahat bir hayatım var ama bu toprakların solcuları, örgütlü direnenleri ve nereden baksanız sünni Türk olmayanları ezelden beri öğüttüğünü bildiğim için ne şaşkınım ne de serzenişler içindeyim.

İki şey kaldı geriye. Biz asla ödeyemeyeceğimiz kadar borçluyuz. Hayatımızı borçluyuz. Direnmeyi borçluyuz. Bir gün olsun susarsam ertesi günü göremeyeyim, bir gün olsun aklımdan çıkarsa acısı misliyle benden çıksın. Ve ben biliyorum bunun arkasında kimler var, öyle ya da böyle. Bana ikinci kere hediye edilen bu hayatın sonuna kadar bekleyeceğim bu hesabın görülmesini.

Allah için kendini patlatan siz iki cahil çocuk. Cennete giderim diye mi düşündünüz bilmiyorum ama ben size söyleyeyim nereye gittiğinizi. Binlerce parçaya bölünüp üstümüze başımıza yapıştınız, üstümüzdekileri çıkarıp torbalara koyduk, torbaları çöpe attık. Tam olarak oraya gittiniz.

Sempati duyanlara, "Oh olsun komünistlere, Kürtler'e" diyenlere de söylüyorum, sizin de gideceğiniz yer orası.

October 9, 2015

Buruk Acı

Meğer en sevdiğim eski film şarkısının sözleri de Sennur Sezer'e aitmiş.

"Gurbet içimde bir ok
Her şey bana yabancı
Hayat öyle bir han ki
Acı içinde hancı

Sevmek korkulu rüya
Yalnızlık büyük acı
Hangi kapıyı çalsam
Karşımda buruk acı"


Filmin kendisi de varmış youtube'da.


Zaman, çok zalimsin.

October 8, 2015

Patlayan Kumbaram / Kirazlı Çorap / Medet Ya Ali

Buradan Başkent Gaz A.Ş.'ye seslenmek istiyorum, ocağıma incir ağacı diktin.

Bir süredir faturaların altına "TC kimlik numaranız sistemimize kayıtlı değil, öptük kib bye" diye mesaj bırakıyorlardı. Kayıtlı değil tabii çünkü abonelik eski ev sahibinin adına. Adeta bir eski sevgili vızıldamasıymış gibi duymamazlıktan geldim.

Ta ki bu ayın faturasında "GAZINIZI KESERİZ!" tehditini görene kadar. Çeşitli fotokopiler çektirerek yola koyuldum. Tecrübeli bir TC vatandaşı olarak yanıma kumbaramı da aldım. (Gerçekten bir kumbaram var, para biriktiriyordum bir süredir.)

Bütün tecrübeme rağmen abone bok püsür bedeli olarak 443 lira ödemeyi beklemiyordum. Bütün kumbaramı boşalttığım yetmedi, bir de cebimden 50 lira eklemek zorunda kaldım. Merkezi sistemle ısınıyor olsaymışız 87 lirayla yırtacakmışım, kombili evlere biçtikleri bedel buymuş.

30 yaşındaki kombimizi söküp Başkent A.Ş.'nin önüne fırlatasım var. Aç gözlü insafsızlar.

Dünün tek güzel şeyi Sevda'nın bana aldığı çoraplar oldu.


5 tanesi 5 liraydı, üstelik parfümlüymüş. İşportanın gözünü seveyim. Tamir edilemeyecek kadar patlak çoraplarımı atabilirim artık. "Alışveriş yapmama senesi" arkadaşlarımın da desteğiyle 10. aya kadar gelebildi.

Çoraplardan Nobel'e geçtiğime ben de inanamıyorum şu anda ama geçiyorum vallahi, Aziz Sancar'la o kadar gurur duydum ki gözlerim doldu haberleri seyrederken. Kanser çalışıyor ama acaba tam olarak ne yapıyor diye aranırken facebook'ta şunu gördüm.


Biliyorum bu "Aziz Sancar Türkmen midir, Kürt müdür, Arap mıdır" tartışmalarının yanında çok zararsız kalıyor ama o kadar saçma ki ayaklarım büzüştü. Aziz Sancar eminim ki biz facebook'ta paylaşmasak da çalışmalarına devam edecek ve milyonlarca insanın hayatını değiştirecek. Adam Nobel aldı yahu. Keşke bu kadar lüzumsuz şeyleri üretip yayacağımıza mesela "Acaba Türkçe'yi doğru yazabiliyor muyum?" diye kendimize dönsek. Ya da Aziz Sancar'ın çalışmaları tam olarak neyi hedefliyor, bir okusak filan.

Aziz Sancar maalesef bizim değil, North Carolina Üniversitesi'nin profesörü; biz hastalığın, sağlığın, trafik kazalarının, iş cinayetlerinin allahın takdiri olduğu bir ülkede yaşıyoruz. İyice moralinizi bozduysam gidiyorum ben. Evdeki halıları kilimleri yıkamaya ve tamire vermiştik, yıkamacı Medet Bey biraz önce arayıp toplam fiyatı söyledi, biraz da o fiyatı düşünüp ağlayacağım.

Ekim ayı, ne istiyorsun benden anlamıyorum. Sıradaki videoyu Medet Bey'e hediye ediyorum.



October 1, 2015

Sarı Tişört

Uğur Gürsoy'u çok beğeniyorum, Uykusuz'da çiziyor. Şu aşağıdaki karikatürü sinirlerimi bozdu:


Geçen yaz başlarıydı, Tunalı'ya inip peynir meynir almam, öyle bir takım işler yapmam lazımdı. Ben de kafama bir eşarp takıverdim, üzerime bir sarı tişört geçirip çıktım. Benimki şu:


Kennedy ve Bulvar'ın köşesinde karşıya geçmek üzere beklerken karşı kaldırımdaki kızlı oğlanlı bir grubun oğlanı telefonunu hafifçe kaldırdı -şu anda kadar paranoyaklık ediyorum diye düşünüyordum ama artık eminim- ve fotoğrafımı çekti.

O gün kime anlattıysam "Yok canım saçmalama, ne teyzesi yahu" falan dedi ama kesin komik tişörtlü teyze oldum o gün ben. Buradan o oğlana seslenmek istiyorum:

Seni çantamla döverim.

Neyse yani, bir yerlerde görürseniz eğer, benim o kırmızı ışıkta bekleyen molotof kokteyli tişörtlü suratsız kadın.

Şunu yazdım, yollayamadan belediye otobüsü insanları biçti Dikimevi'nde. Panikle eşi dostu aradım, neredeler diye sordum. Birazdan da sokağa çıkıyorum, siz ne olur ne olmaz hakkınızı helal edin çünkü kimsenin umrunda değiliz, ne ölümüz ne dirimiz.

Pakistan'ın başkenti Ankara'dan selamlar, sevgiler.