January 6, 2016

Ben Annene Ne Derdim?

Böyle sofralara o kadar çok oturdum ki bu fotoğrafı gördüğümden beri kafamın içi uğulduyor. Annem gene "Hep kendinden bahsediyorsun" diyecek ama sanırım ben etrafımda olan biteni kendime yapıştırmadan, kişiselleştirmeden anlamıyorum. Üstelik bu sefer çaba da sarfetmedim, ben bu sofraları biliyorum.


Diyarbakır Sur'da eve top mermisi isabet etmiş, bir kadın ölmüş. Evin duvarında koca bir delik var, sofra darmadağın; düşünün yemeğe oturacaksınız, duvardan top mermisi giriyor eve, anneniz oracıkta ölüyor. Terörü temizleyeceğiz diye girdiler mahallelere, kadınıyla çocuğuyla yüzlerce sivil öldü. Sivil dediğimiz, sizin gibi, benim gibi insanlar. Yemeğe oturuyorlar.

Bu sofra da Urfa Birecik'ten, sene 2006'ymış. Daha önce yazmışım, fotoğrafı kendi yazımdan aldım. O zamanlar hala bir anonim hava varmış burada, yüzümü buzlamışım.


Bakın her şey nasıl benim önüme doğru itelenmiş, bir dizimin yanında hiç açılmamış peçete pakedi var. Yıllarca oturdum ben böyle sofralara, evlere misafir oldum, hep önüme itildi tabaklar. Ne içeceğimi sorarlar, sayarlar "Kola, fanta (sarı kola), ayran...", ilk başlarda ne istiyorsam söylerdim. Sonra baktım evde olmayan şeyleri de sayıyorlar, olmayan bir şey istersem biri koşarak bakkala gidiyor, mutfaklara girmeye ve önlemimi almaya başladım.

Yanımda oturan Necmi Abi, hayatı boyunca kazılarda çalıştı, aşçıdır, tanıştığımızdan bu yana kolladı beni. Yine bu senelerdi, iki kız kazı evinden çıktık, alışverişe gittik. Dalmışız, ay şurada da bir çay içelim, kasetçiye de bakalım filan derken bir türlü dönmeyince evdekiler paniğe kapılmış. Telefonum evde şarj oluyor, ulaşamıyorlar, Necmi Abi bütün Urfa'yı tavaf etmiş, herkese bizi soruyor, bir Alman ve bir Türk kız, yokuz ortalıkta. Olanlardan habersiz eve döndük, hakettiğimiz fırçayı yerken Necmi girdi kapıdan, kireç gibi olmuş suratı, sadece şunu dedi, "Ben annene ne derdim?"

Necmi Abi annemi tanımaz etmezdi, anca geçen yaz tanıştılar. O gün yediğim fırça mırça koymadı, ettiği laf kaya gibi oturdu içime.

Yabancı mabancı demediler, evlere girdim, çocuklarla oynadım, dağ başlarında bir sürü erkek ile çalıştım, çadırlarda kaldım, dağlara tepelere çıktım, her yeri gezdim, hastanelere taşındım, evde bakıldım, başkalarını hastanelere taşıdım. Bir keresinde kazmanın sapına "Prenses Mina" yazmıştı gençten bir oğlan, başıma başka hiçbir şey gelmedi. Kazı başkanı bana hediye etti kazmayı, taşıyamam diye bıraktım, keşke bırakmasaydım. Hayatımda ilk ve son prensesliğim oldu bu.

Bu memleketin güney doğusu beni hiçbir şey sormadan bağrına bastı. Annemin umrunda olmadığı halde annemin emanetiymişim gibi hep sapasağlam eve yolladılar; yanıma peynir, salça, iğne oyası, toprak kaplar, üzerlikler falan katarak.

2014'te Urfa'daydık, üç kız. Rastgele bir otel seçmiştik internetten, Balıklı Göl'e yakın. Kızlar gelirken havaalanından şarap almış, otelin kısmen inşaat halindeki çatısına çıktık ilk gece, karanlıkta bir-iki bardak içip odalarımıza döndük. Ertesi gece sandalyeler belirmişti çatıda, kenarda bir yerde hafif bir ışık ayarlamışlar, önümüzü görebildik. Bir sonraki gece mahçup bir oğlan bir tabak fıstık getirip kaçtı, Tahsin Bey yollamış. Oteli işleten abi-kardeşin abi olanı Tahsin. Öyle bir bilmek ama bilmemek hali, bir rahat bırakma, bir incelik.

Şarap sonunda bitti tabii, biz çatıya çıkmaya devam ettik. Manzaralıydı çatı.


Uzun kaldık, ahbap olduk, çaylı kahveli de oturduk çatıda, Tahsinli de oturduk. Bir akşamüstü ona da anlattım, benim burada hep iyi anılarım var diye. "Sen nasıl bakarsan öyle görürsün" dedi. Ben başka türlü bakmak bilmiyorum.

Kimsenin yüzüne bakacak halim kalmadı. Tankla topla barış gelir mi? "Biz şimdi sokaklarınıza girip her şeyi dümdüz edeceğiz, bittiğine karar verdiğimizde bitecek, sonra yeniden yapılandıracağız hayatı." Annesi, babası, kardeşi öldürülmüş çocuklara ne anlatacağız, neyin sözünü vereceğiz? Bu terör temizlemek değil, daha da terör yaratmak. Oturduğum yerden bakınca bile anlamak mümkün.

Ben devlete değil, benim gibi insanların sözlerine inanıyorum. Cizre'de, Silopi'de, Sur'da biri diyorsa ki "Evde oturuyorduk, evimizi taradılar", ona inanıyorum. Biri "Annem sokak ortasında vuruldu, amcam yanına koştu, o da vuruldu. Amcamı aldık, annem 7 gündür yerde yatıyor" diyorsa, ona inanıyorum. Gezi zamanı kardeşim eve gelip "Abla akreple sıkıştırdılar bizi, polis silahın namlusunu teker teker hepimizin suratına doğrultup kahkaha attı, sonra gitti" dediğinde kardeşime inandım. Ali İsmail'i polis ve esnaf dövdü dediler, inandım.

İstanbul'da Dilek Doğan'ı eve arama yapmaya gelen polis vurdu dedi ailesi; çamur medya dedi ki ev cephanelik gibiydi, Dilek polise saldırdı, ateş etti. Aileye inandım.

10 Ekim günü biz alanından bir ucundan çıkarken diğer ucundan gelen çevik kuvvet gaz attı dediler, onlara da hemen inandım. Çünkü devletin çeşitli uzantılarıyla ilişkimizin bir formülü var:


Aynen böyle görünüyor.

5 comments:

  1. Deriin bir iç çekebildim sadece.....Gezideydim biliyorum,işsiz çocuk,mühendis çocuk,hamile kadın,hepsi oradaydı.Bir gerçek insanlar var bir de rolünü gerçek zannedip inanarak yaşayanlar.İkinci gurubun yemek içmek ve sevişmek dışında bir tasası yok.Yöneticiler de ikinci gruba çalışıp oynayıp yönetmeye devam ediyorlar.Gerçek insanlar da her şeye rağmen insan olmaya çalışıyorlar,öyle yaşıyorlar.Sonuçta bugün kaybediyor görünenler bir şekilde kazanacaklar,çünkü yaşam bu kadar anlamsız olamaz.Ölüm bir başka boyuta geçiş olmalı.İnanç sistemimize göre ( dini,felsefik ya da bilimsel düzlemlerde ) gerçek insanların kazanacağı bir yerler var,bu kesin.Süphaneke,dinimiz amin :))

    ReplyDelete
    Replies
    1. Bilmiyorum, bana da yaşam bu kadar anlamsız olabilir gibi geliyor. Bütün anlam, bu hayatta yapıp ettiklerimiz. Kötümserlikten de söylemiyorum bunu (ki cümle alem biliyor, pek iyimser sayılmam) ama benim kafam diğer olasılıkları almadı hiç. Ne varsa burada var, sonra kuşlar ölünce, ağaçlar ölünce ne oluyorsa biz de o oluyoruz.
      Biraz da bu sebeple bir türlü kazanamıyor olmamıza da çok içerlemiyorum, mücadeleyse mücadele, milyonlarca insan bir türlü kazanamadan ama hep mücadele ederek devam ediyoruz hayatlarımıza. Fakat bu, artık mücadeleden çıktı, topyekun savaşa dönüştü. Biber gazı hayatımın en korkunç şeyiydi, şimdi gazla dağıtılan protestolar sanki Norveçmiş, İsveçmiş gibi geliyor.
      Neyse, en azından biliyoruz ki öyle ya da böyle her ömrün bir sonu var. Ben kendi sonumla barış içindeyim, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayıp zulmedenler düşünsün.

      Delete
  2. Bir arkadaşıma attım yazını, okurken ağlamış. Ben tamamını okuyamadım, 5 kez denedim.
    Mina Fan Klab kurmayı düşünüyoruz.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Bizim evde kurun fan kılabı, gelirken de ekmek alın, size salçalı-kaşarlı tost yapiyim.

      Delete
  3. tüm yitirdiklerimiz adına, kucaklıyorum güzel yüreğini.

    ölenler, dövüşerek öldüler; güneşe gömüldüler...

    ReplyDelete