June 30, 2016

Etrafımdan Sığır Manzaraları

(Apartman hayatıydı, müzikti, ne haddimize. Bu aşağıdakileri dün yazmıştım, yazayım istedim, sonra da üstüne bir gece uyuyayım dedim. Mecazi değil, gerçekten midem büzülüp bulanıyor. Bir yandan da yazdıklarım çok manasız geliyor. Neyse, etrafımdaki bir grup insandan aldım hırsımı. Yolluyorum yazıyı böylece, bu kadar olabildi.)

Twitter'da hashtag var, #KalkAyağaTürkMilleti diye. Kalkmaz kimse. Biz kendimiz ölene kadar umursamıyoruz bomba filan. Doğal olarak öldükten sonra da umursayamıyoruz. Bakın sevdiğinin, eşinin dostunun başına gelene kadar filan da değil, anca kendimiz öleceğiz de öyle dahil olacağız. Yani olamayacağız. Bildiğim yerden konuşayım diye kendi dertlerimden bahsedeceğim.

10 Ekim'den bu yana neredeyse 9 ay oldu, 9 aydır etrafımdaki insanları gözlemliyorum. Ayağa kalkmak bir yana, böyle büyük felaketler karşısında ne diyeceğini, nasıl davranacağını bile bilmeyen sığırlarla çevriliymişim. İç dünyamla boğuşurken bir de her insan içine çıktığımda bunlarla uğraşmak durumunda kaldım. Beni hasbelkader başkasıyla konuşurken duyup da "Gezi'de de bomba patlamıştı, üstüme insan parçaları yapışmıştı" diye yalan söyleyeni ile ilk defa tanıştığım insanlarla aynı masada otururken beni avaz avaz "10 Ekim'de bombaya 50 metre uzaktaydı, üstüne insan parçaları yapıştı" diye takdim edeni arasında geniş bir yelpaze. Gezi'de bomba patlamadı, ben bombaya 50 metre uzakta değildim ve nedir bu insan parçalarına olan hastalıklı ilgi? Beni bu şekilde başkalarına tanıştırmaya ne hakkın var? Bu insanlar normal değil.

Bu insanlar hep erkek. En azından benim etrafımdakiler öyle. Bir yığın üniversite mezunu, çalışan erkek, bazısı baba. Yıllık izinlerinde tatile gidiyorlar, fırsat buldukça meyhaneye gidiyorlar, başka da hiçbir yere gitmiyorlar. Kimseye omuz vermiyorlar, kimseye konuşma fırsatı vermiyorlar, karşılarındakinin bir fikri olabileceğine ihtimal vermiyorlar. Olur da fikir belirtirseniz size liberal diyorlar. Ben yetişkin bir kadın olarak beyan ediyorum, ben liberal değilim, ben -eğer beni yanlarında görmek isterlerse- sol görüşlü biriyim, eğilimim o yana. "Hayır, sen liberalsin." İspat edemiyorum. Niye ispat etmek zorundayım?

Bunlardan biri İstanbul'da maça gidip sosyal medyaya fotoğraf koydu, "Öleceksek patlayacaksak sevdiğimizin peşinde ölelim" diye. Güvenpark'taki bombanın üzerinden 3 gün geçmişti sadece. Bu sığıra solcu derler mesela, liberal demezler.

O mitingdeki binlerce insan içinde tek tanıdığım yanımdaki kız arkadaşımdı. Neden? Bir cumartesi sabahı 8:30'da kalkmak gerekiyordu çünkü. Tek başıma kalktım gittim. Bir Grup Yorum konseri olmuştu Sıhhıye'de geçen senelerde, merak ettim, çok istedim gitmek. Yanıma bulabildiğim tek arkadaş gey bir erkek arkadaşım oldu. Bunca "erkek" içinden bir "ibne" ile yoldaş oldum yani konserde. O arkadaşımın varlığı bu sığırlara tehdit çünkü zehir gibi akıllı, piyano çalıyor, son baktığımda 5 dil konuşuyordu, hepsininkinden daha hayati bir mesleği var ve mesleğini çok iyi yapıyor, siyasi tarihi en küçük fraksiyonlara kadar biliyor. Politik kimliği sosyal medyada sağı solu layk etmekten ibaret değil yani.

Ben de tehditmişim anlaşılan, "kadın başıma" aylardır çırpınıyorum. Siz yoktunuz! Siz yoktunuz! Siz yoktunuz! Ne haddinize! İlk başlarda ayıp geliyordu insanları yokluklarıyla itham etmek, bunlara değilmiş ayıp. Ben "liberal" halimle sokaktaysam sizin de olmanız lazım sayın sığırlar. Ben "Başımıza gelenin sorumlusu devlettir, canımıza kastettiler, 101'imizin sorumlusu devlettir" deyince kafanızı başka tarafa çeviriyorsunuz. Arkamdan kocamı arayıp "Mina'yı hiç iyi görmedik" diyorsunuz. Açın okuyun devlet neymiş, neler yapmış. Sadece Yılmaz Özdil okumayın. Kocam benim velim değil, ben kocam değilim. Devlet de sizin babanız değil.

İyi de değilim, evet. Ama sizden daha iyiyim, sizden hiçbir şey olmaz. Size hiçbir şey olmaz.

Kendimi de katarak söylüyorum, biz 7 Haziran öncesinde Diyarbakır'da HDP mitingini bombaladıklarında, haydi o olmadı Suruç'ta o genç çocukları bombaladıklarında ayağa kalkıp o meclisi yıkmadığımız için dün gece havalimanında bombalar patladı. HDP mitingi HDP mitingiydi, Suruç'taki çocuklar hep solcuydu. Kendimizi Diyarbakırlı hayal edemedik, HDP mitinginde olduğumuzu hayal edemedik, Suruç'a gittiğimizi, Suruç'a çocuğumuzun gittiğini hayal edemedik. Kendimizi oralara koyamadık, bizi üzdü belki ama ilgilendirmedi. Her yer yandı, meclis yanmadı. Meclis teflondan mamül. Meclisin umrunda değiliz. Ayağa kalkması twitter üzerinden temenni edilen millet de teflon, başkasının acısı akıp gidiyor üzerinden. 10 Ekim hep solculuk ve Kürtlük, İstiklal'dekiler zaten İsrailli turistti, Bursa'da bombacıdan başka kimse ölmedi, Güvenpark otobüs durağındakilerin isimlerini unuttuk.

Salyalar saçan troller, faydacılar, cahiller, faşistler bir yana, benim ve hepimizin etrafındaki bu öldür allah yerinden bir milim kıpırdamayan, ömrü boyunca sabit durduğu yerden her şeyi ama herrr şeyi karşısındakinden daha iyi bilen erkek güruh sayesinde de boka batmış vaziyetteyiz. Okumuş yazmış, aman ne kadar da düzgün insanlar filan. Değil düzgün. Kendi bir işe yaramadığı gibi çabalayanı da didik didik eder, moral bozar, hakaret eder. Karşısındakini anlamak gibi bir huyu yoktur. Kendinin daha iyi bir versiyonu olmak gibi bir hedefi yoktur. Bunlar öğrenmiyor, öyle bir alışkanlıkları yok.

"O güzel insanlar barış şehidi oldular" diyen bir tanesine herkesin ortasında bağırdım, buraya da yazıyorum; o güzel insanlar şehit falan olmadılar. Ses çıkarmak için, barış istemek için, kendileri için ve herkes için toplandılar o gün. Ve öldürüldüler. Hem de öyle böyle değil, ibret olsunlar diye feci şekilde öldürüldüler. Ben ölseydim şehit diyeceklerdi, çantamda vileda paspasları vardı, oradan çıkıp Kızılay'da bir bira içecektik, sonra alışverişe gidecektik, kocamın doğum gününü kutlayacaktık; benim miting sonrası için son derece gerizekalı planlarım vardı. Ne şehitliği? Aileleri, sevdikleri şehit sayıyorsa başım üstüme, sadece onlara hiçbirimizin gık demeye hakkı yok. Sen ortalıkta tiradlar atacağına kendine bir bak, ne yapacaksın? Mahkeme başlayacak mesela, gelecek misin adliyenin önüne? Adliyenin önünde oturmak çok mu liberalli filan yoksa? Sen otur bütün o isimleri teker teker ezberle bence, 101'ini de. Hayatlarından ilham al. Mücadelelerinden ilham al. Alamaz çünkü okumaya üşenir. Çünkü yarın olsun ve unutsun istiyor.

Ki vücut o tarafa itekliyor insanı. Aylar sonra ilk defa 10 Ekim gününün üstünden zaman geçmiş gibi gelmeye başladı. Her saniyesi gözümün önünden kareler halinde geçen o patlama anı biraz silinmiş, sesi o kadar da net hatırlamıyorum mesela, o kokuyu da. Hatıramda gedikler var ve buna sevindim biraz. Hiçbirimiz böyle durumlarla başedecek ekipmana sahip değiliz. Boka battık dedim, terör ülkesiyiz, çıkış da pek yakın görünmüyor, bokun içinde dururken insan kalabilmek, akıllı kalabilmek için çaba sarfetmek lazım. Zavallı tecrübeme dayanarak söylüyorum.

Konuşun, konuşun, konuşun; işe yarıyor. Etrafınızda saygısız, faşist, vurdumduymaz insanlar varsa eğer, kendinizden uzaklaştırın; işe yarıyor. Mecbur değilsiniz bu insanlara. Yalnız değilsiniz, aynı şeyleri düşünen milyonlarca insanız; yalnız olmadığınızı hep hatırlayın; işe yarıyor. Toplantılara, buluşmalara gidin, eğer korkunuzu bastırabiliyorsanız; bir arada olmak işe yarıyor. Sevdiğiniz şeyleri yapın, gündelik hayatınızı tamamen bırakmayın, yemek yapacak haliniz yoksa mesela, yapmayın yemek ama kitap okuyun, bir film izleyin, örgü örün, bloga yazın, makale yazın, ödev yapın; işe yarıyor. Eğer bu saldırılardan birine maruz kaldıysanız, öyle ya da böyle etkilendiyseniz ve başa çıkamadığınızı düşünüyorsanız, terapiye gidin; kesinlikle işe yarıyor. Gidin ama sorup soruşturup gidin, halinizi anlayacak birini bulmaya çalışın.

Eğer sizi anlayan, yargılamayan, sabırla dinleyen, sizinle birlikte aklını kaybederken bir yandan da sağduyusunu koruyabilen yakın arkadaşlarınız varsa onlara yapışın. En çok bu işe yarıyor. 6 ay boyunca üç kadına yaslandım, onlar olmasa ne olurdu bilmiyorum.

Bunları yazdım, bir işe yaradığımı düşündüğümden değil. Tek yaptığım şey bir mitinge gidip oy verdiğim partinin kortejinde durmaktı. Ne çaba lazımdı ne de siyasi altyapı. Mitinge gidip ayakta durdum ve 101 kişi öldürüldü. Benim ne kadar da mücadele içinde sağlam biri olduğumu filan göstermiyor -ki değilim-, hedef haline gelmenin kolaylığını gösteriyor.

Biz bunun içinden elbet çıkacağız, sığırları da itekleyerek çıkaracağız kendimizle beraber, bunun bir sonu var. Başımızı dik tutalım, her koşulda insan hayatını savunalım, olduğumuz şekilde varolma hakkımızı savunalım. Korkmadan sokağa çıkma, işe gitme, eve dönebilme hakkımızı savunalım. Susmayıp bağırmaya, eleştirmeye hakkımız var.

Sığıra sığır, katile katil deme hakkımız da var, her şeye saygı duymak zorunda değiliz.

14 comments:

  1. o kadar güzel bir yazı ki.. tüm duygularıma tercüman oldu ve kendimi yalnız hissetmekten kurtardı bir nebze de olsa. umarım dediğin gibi bu karanlık günler bir gün ve çok uzak olmayan bir zamanda biter.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Asla yalnız değilsin, biz çok kalabalığız. Eğer çok bunalırsan, bak yukarıda sağda ben hep buradayım" kutusu var, ben gerçekten hep buradayım :)
      İngilizce'de bir laf var ya, it gets worse before it gets better diye, herhalde düze çıkmadan önce en kötüyü yaşıyoruz.

      Delete
  2. Normal şartlarda 40 yıl ömrümüz kaldı, hadi diyelim yaşadık bir ihtimal, gidecekler, 40 yılı da olanları unutmaya ve içerlemeye harcıcaz.

    ReplyDelete
    Replies
    1. En güzel harcamamız böyle olsun. Part time içerlenir, part time de 300 kedi besleriz. Plan gibi plan :)

      Delete
  3. dün okudum sonra gittim. bugün yine geldim okudum. seni çok seviyorum.

    ReplyDelete
  4. "Konuşun, konuşun, konuşun; işe yarıyor. Etrafınızda saygısız, faşist, vurdumduymaz insanlar varsa eğer, kendinizden uzaklaştırın; işe yarıyor. Mecbur değilsiniz bu insanlara. Yalnız değilsiniz, aynı şeyleri düşünen milyonlarca insanız; yalnız olmadığınızı hep hatırlayın; işe yarıyor. Toplantılara, buluşmalara gidin, eğer korkunuzu bastırabiliyorsanız; bir arada olmak işe yarıyor. Sevdiğiniz şeyleri yapın, gündelik hayatınızı tamamen bırakmayın, yemek yapacak haliniz yoksa mesela, yapmayın yemek ama kitap okuyun, bir film izleyin, örgü örün, bloga yazın, makale yazın, ödev yapın; işe yarıyor. Eğer bu saldırılardan birine maruz kaldıysanız, öyle ya da böyle etkilendiyseniz ve başa çıkamadığınızı düşünüyorsanız, terapiye gidin; kesinlikle işe yarıyor. Gidin ama sorup soruşturup gidin, halinizi anlayacak birini bulmaya çalışın."
    Evet, yarıyor, işe yarıyor. Eline sağlık..

    ReplyDelete
    Replies
    1. Yarıyor di mi? Biricik ömrümüzün bu zaman dilimi ve bu coğrafyaya denk gelmiş olmasına bozulmuyor değilim ama naapalım, dizlerimi dövmenin de bir faydasını görebilmiş değilim. Yaşayacağız mecburen :)

      Delete
  5. emailini ararken buraya baktim yaziyi görünce yorum yazmakla yazmamak arasinda kararsiz kaldim, sonra yazayim dedim. (emailini buldum) Ferminacim, samimiyetimle söylüyorum(benim niyetimi ve neyi kasdettigimi hic karsilasmadigimiz icin anlayabilir misin bilmiyorum, kelimeler bazen farkli yansimalara sahip olabiliyor) bence sen de sakin kalmaya calis. Kimse degismiyor. Degismiycek. ha bunu sana söyleyen insan olarak, daha mi mutluyum, degil, ama yormuyorum artik kendimi, koyverdim. o tanimladigin erkek sürüsünü iyi taniyorum, mizojinist tanimiyla karsilastigimda, oha tanidigim türk erkeklerinin 95%i bu katergoride demistim. 5% i de bir umut birakiyorum, evet, yani eger varlarsa da ben tanimadiysam diye. evet öyleler, ve evet, onlar tarafindan her sekilde domine ve takdim edilmeye razi, hevesli bir disi sürüsü de var. walla bak, ögretim görevlisinden, firma yöneticisine, feministinden, dindar muhafazakarina. veya erkek arkadasinin / kocasinin yaninda karakteri degisen tanidiklarim var, cocuk gibi konusmaya baslayan / kocasinin her dedigini basiyla vücut diliyle tasdik eden. toplum bu. ha geri kalan politik meseleler. bence bir bok degismiycek. solcusu, sagcisi, kürdü, türkü, hepsi ayni kavagin kasigi. kavgadan, gürültüden, facebook'ta onbininci kez ayni seyi paylasarak dünyayi aydinlatan amca, teyze, arkadaslardan inanilmaz bunaldim. Gecende hint mitolojisi okuyordum. Zaman ve hayat evrelerden olusuyor. Yikim mevsimi, 4. zaman, kali yuga diye geciyor. tanimlamasi ayni türkiye, bence türkiye catir catir yikiliyor. herkes biraz riyakar, en iyisi bile. misal, cok duyarli arkadasin biri havalimani patlamasi sonrasi taksicilerin yolcu almadiklarini insanlarin caresiz kaldiklarini sözümona küfrederek duvarinda paylasiyor ama kendisi arabaya atlayip havalimanina da gitmiyor. hepsinden biktim. cok bilmisliklerinden, bitmeyen kavgalarindan, ve varsa yoksa hep ama hep kendi acilarindan bakip zerre empati yapmamalarindan... hepimiz biraz umursamaziz ya da kasarlandik bilemiycem, ama sorumluluk almakta biraz yetersiziz sanki. kendimi de icine katiyorum kesinlikle, cünkü vallahi elimden ne gelir bilmiyorum artik diyerek kolaya kaciyorumdur, ben yoruldum, vazgectim, careyi gündemi takip etmemekte buluyorum, cünkü psikolojim kaldirmiyor, hayatimi mahvetti ait oldugum ülkenin kaderi olan negatiflik ve herseyden etkilenen karakter yapim. kacamiyorum da, burada da varsa yoksa gündem türkiye. sanirim ben de artik cok normal degilim, politika konusmak isteyeni de tersliyorum bazen, biktim, 100bininci kez malum sahsa küfredelim, elimize ne gececekse, ben sesini duymaya tahammül edemiyorum, adam gelmis hala bana onu anlatiyor, cevap vermiyorm, hala konusani da tersliyorum. durumum bu. acir misin, sinir mi olursun, elestirir misin bilemiyorum. hala daha pozitif kalmak icin savasiyorum. bazen inaniyorum buna, bazen de kendimi kandiriyormusum gibi geliyor. gerci neye inanirsak, onu yasiyoruz sonucta. bence merhameti asil hakeden doga ve hayvanlar. insanlar baslarina gelen herseyi biraz hakediyorlar. zira hicbirimiz temiz degiliz. söylemis miydim, insanlardan biktim. kendimi dahi unutmak istiyorum. milyonlarca insaniz demissin, iyi olan filan. tüm negatifligimi kusmus gibi olucam ama, 100bin cikar mi sahiden, kimleri taniyorsun bu kadar iyi olan sen, ben ve etrafimdakiler mi kötüyüz, asil ben mi pek pesimistim pozitif olayim derken, bilemedim pek. iclerinden en duyar kasani, benim su an yasadigim ülkede patlama alarmi verilince seviniyor, oh oh, bir tek türkiyede olmuyor diye. mal herif, baskasindan empati bekleyip, sen onlarin basina gelene sevinmekle, kendini lanetliyorsun diyemedim ama her türlü email, whatsapp vs grubundan ciktim. ruhum adaletten yana, kalbim doga ve hayvanlardan, ve insanlara güvenmiyorum, istersen bunu yayimlama. sevgiler. (bir terapiste kesinlikle ihtiyacim olabilir, ancak galiba onlara bile güvenmiyorum su sira)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay niye yayımlamayayım, karşılaşmayı başarabilmiş olsaydık bunları da konuşuyor olurduk. İyi ki yazmışsın yorumu. Yalnız blogger bir türlü benim yorumumu post etmiyor, ikiye bölüp deneyeceğim, bakalım olacak mı.

      En baştan söyleyeyim, hiçbir şey bildiğim yok. Hiçbir şeyden tamamen emin değilim, gerçekten bilmiyorum. Eskiden "Buradan kaçmak lazım" diyenlere çemkiriyordum, ne saçmaymış, kaçabilen kaçsın. Kimse bu korkunçluğun içinde yaşamaya mecbur değil. Ha tabii sürekli kaçmaktan bahsedip de gide gide sayfiyeye tatile gidenler var, naapalım, onlarla da birlikte yaşayacağız.

      Sakin kalmaya çalışıyorum, bu yazdığım hadiseler en sinir bozucu olanlar. Kalkıp gittiğim, olmasına mahal vermediğim onlarcası da var, bunlar kaçamadıklarım. Tabii ki sığır kadınlar da var etrafımda, hatta en sığırlarından biri kadın. Yazıya dahil olmadı çünkü aylardır hayatıma dahil değil, kadından vebaymışçasına kaçtım. Bu insanlar değişmeyecek tabii, niye değişsinler. Benim edeceğim iki lafın kimseye bir etkisi olmuyor, olmaz da zaten, niye olsun. Bu insanları terslemiş olmak benim haneme yazılan bir artı puandı, tamamen kişiseldi yani. Normalde çok üzülüp ağzımı açamam, sonra günlerce kendimi yerim. Hayatımda ilk defa höst diyebildim birilerine. Hayatımda hiç bu kadar haklı da olmamıştım. Çok temel bir prensibim var; bu sığırlara içki masalarında meze yaptırmayacağım 10 Ekim'i. Kahve masalarında da yaptırmayacağım, piknik masalarında da. Gece daha rahat uyuyorum. Ben bu bahsettiğim erkeklerle 6-7 senedir vakit geçiriyorum, sosyal mecburiyetler sebebiyle, 6-7 senedir de sıkıntıdan kurdeşen oluyorum yanlarında. Hiçbir şey değişmedi, bir adım ileri gitmediler, kendilerine 1 gram yeni bir şey katmadılar. Ama 10 Ekim'i de o uyuz sohbet havuzlarına katamayacaklar. En azından ben ortalıktayken. Bilhassa ben ortalıktayken. Mikro ölçekte ve son derece kişisel bir kampanya yani bu. Yoksa zaten bütün memleket birbirine had bildiriyor, herkes birbirine bağırıyor, istikrarlı bir şekilde cehenneme çeviriyoruz burayı. Aynen senin tarif ettiğin gibi, aynı kavak aynı kaşık. Çok ses ama sıfır hareket.

      Delete
    2. Ben de çoğu zaman gökyüzüne bakıp "Şöyle iyisinden dev bir meteor çarpsa da dünyayı bizden temizlese" diye düşünüyorum. İyi olurdu, ben hayatla helalleştim, alacak-verecek yok aramızda. Meteor çarpmıyor, her sabah uyanıyorum, mecburum her çeşit insanla birlikte yaşamaya, sağa sola gitmeye, konuşmaya filan. O birkaç milyon insanın varlığına da inanmaya mecburum, umarım birkaç değil de onlarca milyondur. 10 Ekim'de bir bacağını kaybeden Cafer için protez parası toplanacaktı. 6 günde 26bin dolar topladı, 600 küsur kişi. 6 gün boyunca sabah akşam sayfayı yeniledim, hiç tahmin etmiyordum bu kadar kısa sürede olabileceğini. Kimbilir nerelerden kısıp verdi insanlar o paraları. Sonra bir yerlerden duydum, Cafer proteze sevindiği kadar insanların bir anda bir araya gelmesine de sevinmiş, morali yükselmiş. Cafer'i bacağından eden sistemle tek başıma savaşamam, bacağı zaten geri getiremem ama o 600 küsur kişiyle yanyana durabilirim. Indiegogo sayfasını paylaşıyordu herkes, onun altına bile gelip "Kürt piçi" yazanlar oldu. İstedikleri kadar yazsınlar, beni yaralamıyor artık. Vallahi yaralamıyor, o radyolarda iki kanal arası statik ses olur ya, anca o kadar değeri var. Cafer yürüyecek, biz yürüyeceğiz, onlar kendi çukurlarında debelenmeye devam eder. O ses hiç kaybolmayacak tabii, hep vardı, hep olacak. İnsanların iyiliğine de kötülüğüne de inanıyorum. Çoğumuzda ikisi aynı anda var. Taksiciler, esnaf, komşular filan; bu insanlar da bir anda varolmadılar, sesleri kısıkmış, şimdi rahatça haykırabiliyorlar. Yani aniden cehennemin kapıları açıldı da bu insanlar üstümüze salınmadı, hep buradalardı. Bence sen çok gerçekçi yaklaşıyorsun bu duruma, ben de öyle düşünüyorum.

      Cafer'in kampanyası belki iyi bir örnek olmadı, iki dakikada kredi kartından iyilik yapmış olmak gibi. Birileri bunu da eleştiriyordur, modern zamanlarda insanın içini rahatlatması ne kolay diye. Halbuki ortada bir bacak var/bir bacak yok. İçim de uzun zamandır rahat değil zaten. O protezle bütün sorunlar da çözülmedi doğal olarak, onunla yaşamayı öğrenmesi var, öğretmen olacak Cafer, atanması var, atanamaması var. Hepsi bir yana -çürümüş de olsa- adalet beklentisi var, bu olanların sorumlusu kimler diye bilme hakkı var, yargılanmaları lazım. Yargılansalar da yargılanmasalar da bizim adalet istememiz lazım. Öbür türlü hepimiz silahlanalım, başımızın çaresine bakalım, korkunç bir kabus gibi bunu düşünmek ama bu dünya allah bilir kaç tane iç savaş gördü. Kalan kırıntılara tutunacağız mecburen. O toplanan paraya da sevindim, ne yapayım, sevindim işte.

      Yıkılıyor memleket çatır çatır, haklısın bu konuda da. En azından toplum olarak yıkıldık, bunu biliyorum. Hiçbirimiz de hazırlıklı değilmişiz, insan nasıl hazırlıklı olur böyle şeylere, onu da bilmiyorum. Bu ahval ve şerait içinde benim umutlu halim belki gerçekte olandan ziyade bir isteğin dile gelmiş halidir. Çok mümkün. İçimden "Düzelecek, düzelecek. Bunlar bitecek" diyorum hep, öbür türlü ayakta duramam. Bütün bunlar bir anda bitse bile geriye öyle bir enkaz kalacak ki çoğumuz o enkazın altından da çıkamayacağız. Ama gene de. Ömrüm yetse de yetmese de.

      Böyle şeyler işte :) Sevgiyle sarılıyorum canım Veracığım.

      Delete
  6. Cafer'in insanlari bir araya toplayabilmis olmasi ne güzelmis gercekten de. Bence bunda elestirecek birsey yok, ne kadar kolay diye elestirenler, bu kolayliktan faydalansinlar o halde. Umut verdi istegin ve sevincin, günümü güzellestirdi. Cafer'in savasma gücüne de hayran kaldim! Iyi ki varsiniz, ben de sariliyorum. :-)

    ReplyDelete
  7. Sanırım ağlaya ağlaya sana sarılmak istiyorum, çok utanıyorum. Bunu da kaç kez söyledim bilmiyorum.

    ReplyDelete
  8. Yazıdan bahsetmiyorum.

    Gene Fransa'da insanlar katledilmiş. Berbat zamanlar. Ne denebilir ki artık. Milyonuncu kere "everyday is like sunday" diyorum. İngiltere'de "demir leydi iki" seçildi diye sevinenler var. Kadın tilki avcılığını ve Irak Savaşı'nı destekliyordu. Bin kere daha "sunday" ya ! Amerikan başkanlık seçimine değinmiyorum zaten, o tam fevkalade "sunday".

    Dün bir video izliyorum, malum otobüs firmasına ait bir otobüs motorcuların üstüne kırıyor aniden. Zevkine herhalde ?? Sonra kenara çekiyorlar, malum yolcular çıkıp hemen rörörö diyerek, yine "çoğunluk"tan güç alarak, o insanlara çemkirmeye yelteniyor. Hatta "ya sen otobüse çarpsan nolurdo höhöhö" falan diyen bile çıkıyor, motorcunun otobüs "ezdiği" de nerede görülmüşse artık.. Şimdi bu adamlara laf etsen, hemen mağdur ayakları. Zaten rüzgar da arkada. Cinlerimi tepeme çıkaran bu. Hatalıya hatalı, cahile cahil, kötüye kötü demek hakkımız. Olayı başka yere çekip, mağduru oynamak falan berbat ya. Kimse insanları küçümseyemez doğru, fakat bu yapılanları eleştirmek de küçümsemeye girmez. Sen otobüsü üzerlerine kır, ölenlerin ardından stadta ıslıkla, "ama" de, onu yap bunu yap. İyimiş valla.

    Komikli bitiriyorum, sabah dedim hazır dönmüşken Fermina'nın Konağı'na uğrayayım. Blogumun altında bulunan komşular listemde adını göremedim. Basıyorum sağa sola, yok. Hallajhalaha dedim noluyor. Meğer senin blogun bir üstündeki blogun url'sini güncellerken seninkini silmişim yanlışlıkla. Fellik fellik aradım. Sonra düştü jeton. Olaylar.

    Saygılar!

    ReplyDelete