September 27, 2016

(2) Hayalimdeki Meslek

Valla kendi mesleğim olmayan her meslekte gözüm var, hepsini zaman zaman hayal ediyorum. Sıklıkla şunu düşünerek dövünüyorum; keşke tıp ya da hukuk okusaydım, elimden terzilik ya da berberlik gelseydi. Hayati bir şey olduğunda müdahale edebilirdim, ne bileyim mesela gönüllü olurdum, bir faydam olurdu. Yıldız Tutal Özlütaş, benim hayalimi gerçekleştirmiş. O kadar takdir ediyorum ki ağlayasım geliyor.




Şurada da bir onedio sayfası var Yıldız Hanım hakkında, ben de aynen oğlu gibi düşünüyorum, çok tatlı!

Yani bir de şöyle düşünün, bunlar hayati beceriler. Bizimki gibi çivisi çıkmış bir dünyada da işe yarar, zombiler her yeri basarsa da işe yarar. Domates yetiştirmeden, buğdayın gözümüzün önünde un oluşunu seyredip o undan ekmek yapmadan göçüp gidiyoruz bu dünyadan. Çok üzülüyorum ve küçük çaplı çiftçi de olmak istiyorum. Ben sanırım aşağı yukarı Taş Çağı'na geri dönmek istiyorum. (Zombisiz olursa sevinirim.)

Kendi sebzesini yetiştirip kendi peyniri yapan insanları kıskandığım kadar sanatçıları da kıskanıyorum. Kendini şiirle, sözle, dansla, boyayla ifade edebilen yetenekli insanları. Bunlarla dünyanın bir ucundaki başkalarını etkileyebilenleri. İyi fotoğrafçılara özeniyorum, iyi gazetecilere özeniyorum. İyi aşçılara da. Yemek yapmak zaten başlı başına mühim, bir de başkalarını besleyebiliyorsanız ben çok etkileniyorum.

Kendi mesleğimle ne alıp veremediğim var bilmiyorum. Aslında biliyorum biraz, belki başka zaman uzun uzun yazarım. Geldiğimiz noktada kazıların da akademik hayatın da bir boka yaramadığını düşünüyorum için için. Tamamen pes etmiş de değilim, yalnız da değilim. Her şey yolunda giderse belki kendi arkeolojik ütopyamızı gerçekleştiririz. Altında sadece arkeologların değil, o kazıda kazma sallamış her işçinin, aşçının, şoförün imzası olan bir makale hayal edip keh keh gülüyorum. Yani düşünün, yazarların adları profesörden başlayıp asistana doğru inmiyor, alfabetik yazılmış, aooovvv skandal! Lütfen herkesin biraz incileri dökülsün, o asla devrilmeyen tahtlardan kalkılıp "halka inilsin" biraz. İnsanların doğup büyüdüğü köyleri hallaç pamuğu gibi atıp sonra da defolup gitmeyelim, bulduklarımızı kendi aramızda paylaşıp profesörlük için puan biriktirmeyelim. Sırf bilgisayar ve fotoğraf makinası alabilmek için hiçbir yaraya merhem olmayacak projeler yazmayalım. Falan filan.

Gideyim biraz mercimek haşlayayım da salata yapayım. Yarın sahip olmak istediğim yetenekler listesinde görüşürüz. (Hala bisiklete binmeyi öğrenemedi.)

8 comments:

  1. "Kendi sebzesini yetiştirip kendi peyniri yapan insanları kıskandığım kadar sanatçıları da kıskanıyorum. Kendini şiirle, sözle, dansla, boyayla ifade edebilen yetenekli insanları." <3

    İnsanlara ilk elden ulaşabilmek çok güzel. Berberi doktoru manavı bunu başarıyor işte. Biz mühendisler ne yapıyor.. Tamam düşününce dolaylı yoldan insana hizmet ediyoruz fakat ben yüzlerdeki tebessümü göremiyorum. Bir "eyvallah"ını duyamuyorum karşıdaki insanın.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay işte tam ondan bahsediyorum, işin amacını unutuyoruz, bütün hayatımız işin kendisi oluyor, masa başında çürüyoruz. Bir İtalya belgeselinde görmüştüm, hardal yapıyor aile. 1400'lerden beri aynı hardalı yapıyor, aynı aile. O adamın o hardalla duyduğu gururu ben hayatımın hiçbir alanında duymadım.

      Delete
  2. Replies
    1. Tabii :) Yani avukat olmak bir işe yaramayabilir zombiler dünyayı ele geçirirse ama çiftçilik yarar. Her türlü felaketi düşünüyorum, bütün "antibiyotiğin tedavi edemediği virüs" haberlerini okuyorum :)

      Delete
  3. Daha öncede söylemiştim hatırlamazsın belki benimde hayalim arkeolog olmaktı para kazanmama lüksüm olmadığından (Bu hakikaten lüks misal baban zengindir:)mali müşavir oldum.Zombilerin laneti üstümde şu an

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ya hatırlıyorum sanırım bundan bahsettiğimizi, o zaman ne demiştim unuttum ama şu anda bağıra bağıra iyi ki hiç bulaşmamışsın diyorum. Mali müşavirlik zombi lanetiyse arkeoloji vebalı vampir-zombi laneti. Ay yazarken içim daraldı; kışın memur, yazın amele gibi çalıştım yıllarca, bıraktığım an bebekler gibi uyumaya başladım. Dişlerimi gıcırdatmayı filan kesmişim, öyle bir kaçış. Evlerden ırak :)

      Delete
  4. Benim ana babam doktor, baya çektiler bu memlekette, gözlemlediğim kadarıyla pek tavsiye etmem. İnsanlar nedense gönüllülük işlerine halleri vakitleri biraz yerine gelince dalıyorlar bizde, halbuki bu işin SEDle değil kalple alakası var..

    ReplyDelete
    Replies
    1. Doktorluğu mu hiç tavsiye etmiyorsun yoksa gönüllü işler yapan doktor olmayı mı?
      Haklısın bizim memleketteki gönüllü işler zamanlaması konusunda, hele o büyük şirketlerin filan toplumsal projelerine de pek iyi gözle bakmıyorum. Yazarken daha ziyade kendi işi yanında böyle ufak çaplı gönüllü işler yapan, bunu düzenli yapan insanları düşünmüştüm.
      Benimki tabii meydan okuma sorusu cevaplayacağım diye durumu bir miktar çarpıtmak. Saç kesemiyorum diye üzülmez insan, neyi becerebiliyorsan onu verirsin ihtiyacı olanlara. Neyse işte :) SED ne demek, onu da bilmiyorum?

      Delete