September 5, 2016

Aradığınız Yerde Değilim/Çeşitli Yazılı Metinlerle Münakaşa Ettim

Ayda bir yazarak nereye varmayı planlıyorum, vallahi bilmiyorum. Eskiden bir bakan, milletvekili filan bir şey derdi, sinirden gözüm kararınca oturup yazardım buraya. Ne bileyim, bir kaktüs olurdu, köpenkler bir şey yapardı. Kaktüsler hala aynı kaktüsler, köpenkler aynı köpenk. Bana bir şeyler oldu. Her şeye sirayet ediyor halim, burası da nasibini alıyor. Neyse.

Altı yıldır envai çeşit hadiseyle sınanan evliliğimizi bu sefer de tadilatla sınamaya karar verdik, üçüncü haftasındayız sanırım. Emin de olamıyorum, yıllardır sürüyormuş gibi gelmeye başladı. Tadilat başlamadan önce el sıkışıp centilmenlik anlaşması yaptık, "Boşanmadan atlatırız bu işi" diye. Evimizi ustalara terk edip annemlerin iki sokak aşağıdaki evini işgal ettik, iki yetişkin insan ve üç köpenk. Evlenip çıkmıştım bu evden, tadilat vesilesiyle geri geldim, ne kadar uyuz bir altı yıllık döngü.

Tabii ki deli ve agresif komşu, evi basan zabıta, yanlış döşenen kalebodur, banyoya sığmayan dolap, evin camları yokken çıkan fırtına filan gibi maceralarla ilerliyor tadilat. Başka şeyler düşünmeye çalışıyorum, kitap okuyorum. Knausgaard'ın Aşık Bir Adam'ını bitirdim bu sabah, bitmesini çok istedim, hem bunaldım okurken hem de yazarla yakınlık hissettim. Bilmiyorum nasıl oluyor ikisi aynı anda. Bu sefer çeviride de takıldığım yerler oldu, Norveççe bilmediğimden büzülüyorum biraz ama gene de karakterlerin "Obaaa" diye şaşırmasını, "Bana bağırdı, ben de ona geri bağırdım" diye anlatmasını tuhaf buldum. Obaaa ne allahaşkına? Geri bağırmak Türkçe mi?

Hiç tanımadığım bir adamın evlilikten ve üç çocuklu hayattan şikayetlerini okudum 500 küsur sayfa, niye okudum bilmiyorum. Çocuklarından ve karısından bunaldı, ben okurken bunaldım. Sonra vicdan azabı çekti bunaldığı için, ben doğal olarak çekmedim ama onun suçluluk duygusuyla debelenmesini de okudum sayfalarca. Velhasıl bilemiyorum. Başkalarının bu tür dertlerini dinlemekten hiç hoşlanmıyorum, vardır sizin de 300 senedir işinden şikayet edip her sabah aynı işe gitmeye devam eden eşiniz dostunuz. Bir de üstüne her öğlen "İş yerinden kızlarla yemekteyiz" fotoğrafı filan koyarlar. Bunlardan çok sıkılıyorum. Şunlardan mesela, sıkılmıyorum;

"Ay burada kedi yavrusu var, alsam mı ki?"
"Yayınevine çeviriyi yolladım, editörden gelen emaili okur musun, deli mi bu adam?"
"Doğalgazcı gelecek eve, sen durabilir misin?"
"Makaleyi bitirdim, bir okusana."

Bunlar elle tutulur şeyler, yardım edebileceğim şeyler. Ama Knausgaard hem yalnız kalamamaktan, çocukla uğraşmaktan, evin halinden, karısının bir takım huylarından şikayet etti durdu hem de ikinci çocuğu, kısa süre sonra da üçüncüyü yaptılar. İnsanlık hali herhalde ama vallahi çok sıkıcı haller bunlar.

Bir diğer çok sıkıcı bulduğum şey de şu ortalıkta bir süredir dolanan "Kanada'ya göç eden bir çiftin veda yazısı". Denk gelmediyseniz şurada var. Hiç zannetmiyorum ki bu çift buradaki hayatlarını ve kariyerlerini bırakıp Kanada'da bulaşıkçı filan olmayı göze alarak gitmiş olsun, daha ziyade bir hayat planına benziyor. Tahmin tabii benimki, yazdıklarından bunu çıkardım. Benim de dahil olduğum kuşak, her kötü şeyi ilk defa kendi başlarına geliyor zannediyor, "Bu ülke şöyle şöyle ve hatta şöyle berbat, biz Kanada'ya gidiyoruz" diye mektup yazıp geride kalanlara seslenmeyi anlayamıyorum ben. "Gitmezsek hep biz ölüyoruz" yazmış, bana da gidenler pek ölmüyor gibi geliyor, tabii benim fikrim bu.

Yazdıklarına da katılıyorum çoğunlukla, yanlış anlaşılmasın. Mutsuzluğu, umutsuzluğu anlıyorum; çocuğum olmadığı için 40bin liralık okula verip hapishane kaçkını servis şoförüne emanet etmek nasıl bir his bilmiyorum ama anlıyorum ne demek istediğini, o endişe halini. Kızkardeşim de başka ülkelerde yaşadı-yaşıyor, hayat kurmaya çalışıyor. Gidene tepki göstermek çok saçma ama bu dramatik mektuplar da biraz tuhaf. Bir yandan da 12 Eylül'den sonra yurtdışına kaçmak zorunda kalmış insanlar tanıyorum, yıllar sonra dönebilen. Ya da kaçmayıp-kaçamayıp yıllarca hapis yatmak zorunda kalan, işkence gören insanlar; annemle babamın arkadaşları, tanıdıkları. Anlatabiliyor muyum acaba hislerimi? Hiçbirini ağlaşırken görmedim, hayatlarını ve geçmişlerini asaletle taşırlar.

Kanada'ya göçen bu çift, Gezi zamanı alevlenen umut kıvılcımının söndüğünü yazmış; ben de merak ediyordum neden adliye önlerinde, orada burada bir avuç insan kalındığını, sanırım cevabımı aldım biraz. Bana o umut, kaşla göz arasında alevlenip sönen bir kıvılcımmış gibi gelmiyor; alevler içinde bir uyanışmış gibi, gümbür gümbür bir varoluş şekliymiş gibi geliyor. Gezi bize verilmiş bir hediye değildi, bizdik Gezi, biz yaptık onu. Bu da normal herhalde, aynı manzaraya bakıp bambaşka şeyler anlamışız. Umarım aradıkları huzuru bulurlar, bol şans diliyorum, umarım biz de burada buluruz. Bu memleket envai çeşit insanla birlikte beni de yetiştirdi, şimdi de başa çıkmak zorunda diye düşünüyorum. Zaten üşengeç biriyim, yerimden kıpırdamak istemiyorum; terziye gidip pantolonumu alamadım beş gündür, kargocuya gidip paket veremedim, bir hafta oldu.

Gideyim taze fasulye ayıklayayım, çay yapayım. Hafif bir polisiyeye başladım, şimdiden çok seviniyorum. Siz naapıyosunuz? Bilgen, bilhassa senden naaber? :)


8 comments:

  1. Ay bloglovinde pat diye ferminayı görünce bi sevindirik oldum, yaz çucuuum yaz, hem sana hem bize deva olsun. Mesela daha detaylı bir tadilat postu beklerdim, ipucu vermişsin kendi postumuzu kendimiz yazacağız sanırsam, self post :) Bir de Angara gezisi yazısı, yazsana yazsana. Bak ben yazdım, aslında hislerimi tam anlamıyla dile getiremedim ama olsun yazdım işte :) Bekliyoruz efenim, sıyrıl ataletinden, bak Gülşen abin de dönüyor sılasına üzülürsün sonra :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay bilmiyorum ki, düşündükçe saçlarım ağarıyor, bari başkalarını örselemeyeyim dedim tadilatla :D Bir de günlerdir gidip bakmışlığım yok, büyük felaketleri bana söylemiyorlar galiba artık.
      Angara gezisini de yazıcam ama ayıp olur mu ki yav? Rehberin tıkandığı yerlerde kuruyemişçi yardımcı oldu diye yazayım mı?

      Delete
  2. Sen yaz yav :) Ben pek değinemedim zira o gruptakilerden takipcim olduğunu düşünüyorum fotoğraf grubu nedeniyle.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Tamam o zaman, unutmadan yazayım :) Zaten o çektiğin fotoğrafı koysam derdimi anlatmama yetecek ahhahhaha :D

      Delete
    2. Bu arada emaneti yerine teslim ettin mi, kız domates reçeli diye melemesin :)

      Delete
    3. Ettim ettim, Sevda domates aramaya çıkmış, şimdi konuştum. Sinsi olduğum için o yapsın diye bekliyorum, sonra boş kavanozumla kapısına dayanıcam.

      Delete
  3. Yakin bir zamanda ismini henuz yazamicam garip bir ulke ve sirket ile is gorusmesi yaptim yemin ederim ilk google bey'de sörç ettigim sey "ulkenin evcil hayvan kabuli ve belediye haklari". Gerisi pek de umrumda deyil sanki.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay umarım olur ve özendiğimiz hayatı yaşamaya devam edersin :) Valla zaten kıyısından bile olsa Avrupa ülkesiyse vardır her türlü haklar. Evcil hayvan taşıma işini Zeynep biliyor, Mara'yı Almanya'ya götürecek diye, işler ciddiye binerse ona soralım. Bazı işlemleri seyahatten önce başlatmak gerekiyor, Tarım Bakanlığı filan .

      Delete