September 7, 2016

Bir Tur ile İmtihanım


Fotoğraf, kendi isteğimizle ve heyecanlar içinde dahil olduğumuz bir kısa Ankara turunun 3. saatinde filan çekildi. Ama anlatacağım, bu suratsızlık durduk yere peydah olmadı. Fotoğrafı Leylak Dalı çekti, sinirlerimiz bozuldu gülmekten. Turu da yazdı Leylak Dalı, şuradan okuyabilirsiniz. Benimki, onun boksurat versiyonu.

Gezi fikri çok iyi; kuruşehir Ankara'nın da -inanmazsınız ama- bir tarihi var, gelip geçmiş halklar var, güzel binalar var. Facebook'ta filan görmüştüm daha önce, Ankara toplumsal tarihi çalışan akademisyenler gezdiriyordu, onlara gidemedim, bunu da öyle bir şey sandım. Yanılmışım.

Şöyle şöyle oldu diye yazmak yerine şehir gezdirmek isteyenlere tavsiyeler yazayım ben, sadece pasif-agresif olmasın, biraz da yapıcı olsun. ( Ya da çemkirmeye kılıf bulmak, artık nasıl isterseniz.)

1. Bir turun rehberi sıfatını taşıyorsanız lütfen metninizi ezberleyip gelin. Elinizdeki sayfalarca bilgisayar çıktısından okumayın, yetmezmiş gibi o sayfaların arasında yolunuzu kaybetmeyin. Daha ilk dakikada gözlerimi kısıp içimden "Abovvv" dememe sebep oluyor.

2. Rotanızı da ezberleyin. Tura katılanları tam olarak hangi sokak köşesinde toplayacağınızı, o anda ne söyleyeceğinizi, hangi eski fotoğrafı göstereceğinizi bilin. Elinizdeki fotoğrafta gördüğümüz binalar iki sokak arkada kaldıysa bizim için hiçbir şey ifade etmiyor o fotoğraf o anda.

3. İsimleri ezberleyin. "Bu binayı meşhur şey ailesi yaptırdı, eee şey ailesi, ne ailesiydi?" diye sayıklarken binanın altındaki mavi önlüklü kuruyemişçi abi söylemesin o ailenin adını. İnsan "Keşke kuruyemişçiyle dolaşsak" diye düşünüyor.

4. Diyelim ki Yahudi Mahallesine geldik, çantanızdan "Ankara Yahudileri" kitabını çıkarıp "Her şey bu kitapta yazıyor, o yüzden uzun anlatmayacağım" demeyin. Neden geldik o zaman biz bu tura?

5. Mesela eskiden Ermeni Okulu olan bir binanın önündeyiz, "Evet burası Ermeni okulu, çok önemli bir okul" deyip üstüne tek kelime eklemeden başka konuya geçmeyin. İçimizden "Neden önemli ulan okul, onu da söylesene?" diyoruz biz çünkü.

6. Eğer tur katılımcılarının eline eski haritalar veriyorsanız, o haritaların içini dışını bilin. "Surların dışındaki bu dörtgen yapı ne?", "17. yüzyıl haritasında neden evlerin sayısı azalıyor?" gibi sorulara cevap verebilin, başınızdan savmayın. Tur katılımcıları arasında haritalara, kent dokularına aşina insanlar olabilir, aşina olmasa da sorabilir, ilkokul çocuğu gezdirmiyorsunuz. Kaldı ki ilkokul çocukları da rahatlıkla farkedip sorabilir.

7. Lütfen tur katılımcılarınızın yanına yanaşıp "Siz sıkıldınız galiba?" diye bozulmayın. Sıkılır, sıkılmaz, grubun yaş ortalaması 40 yahu.

8. Turunuza dahil eski bir kiliseden geriye kalanlar bugün bir binanın avlusunda ise ve görmek için binaya girmek gerekiyorsa, önceden gidip izin alın. 20 tane yetişkin insanı güvenlikli bir binanın girişine yığıp "Onlar açana kadar gitmiyoruz" diye isyan başlatmaya çalışmayın. İnsanlar bunalabilir, gruptan ayrılıp kaldırımda sigara içebilir, simit yemeye başlayabilir.

9. Tura yeğeninizi katmayın, bir anda sözü ona bırakmayın. Onun anlatacaklarını kendi metninize ekleyin, siz anlatın. Her ne kadar anlattıkları çok ilginç de olsa "Dedemin şurada apartmanı vardı, bizim burada dairemiz vardı" diye tanımadığım bir ailenin gayrımenkul listesini dinlemek istemem. Aynı yeğen 5 dakikalığına misafir olduğumuz bir evden "Ay içeride kesif bir koku var" diye kendini dışarı atmasın. Herkes benim kadar sessiz olmayabilir, birisi "Fakir evi ulan, haddini bil!" deyiverir bir gün. (Buradaki örneğimizde yeğen, yetişkin bir kadın. Ergen bir kız çocuğu değil.)

10. Grubunuzu karşıdan karşıya geçirirken trafik ışıklarına bakın. Şehrin son derece işlek caddelerinde yayalara kırmızı yanarken akan trafiğin arasında koşturtmayın; ha madem koşturtuyorsunuz bari bir dönüp arkanıza bakın ezilen var mı, herkes sağ mı diye.

Belki oturup bunları yazmazdım, rehberin amatör olduğunu ve elinden geleni yaptığını filan düşünüp geçerdim. Kendinden bir hayli memnundu ve az bir miktar da olsa para kazanıyor bu işten. Daha fenası, bir copyright sorunu da var aslında ama detaylarını çok bilmediğim için bu açıdan çemkiremeyeceğim.

Neyse işte, her şeyin iyisi var, kötüsü var. Annem Ulus'un eski camilerini gezdirmişti, birkaç sene oluyor, allah belamı versin fersah fersah iyiydi. Kulaklarını çınlattık, ne güzel gezmiştik, üstelik "Sıkıldınız mı?" diye azarlamamıştı da. Çantasından sandviçler çıkarıp elimize tutuşturmuştu, termosundan kahve dağıtmıştı, bir yandan da ahilik sistemini filan anlatmıştı.

Ne kaldı aklımda geçen cumartesi gününden diye soracak olursanız, Ankara'nın zamanında normal bir şehir olduğu kaldı. Kadınlı erkekli meyhaneleri, açık havuzu, sonradan sinemaya çevrilen kapalı olimpik havuzuyla filan. Çocuk Esirgeme Kurumu çocuklarını getirirlermiş kızlı oğlanlı havuza. Çocuk Esirgeme kitaplar satarmış, her ülke için bir kitap, ikiz çocuk karakterler ülkelerini tanıtıyor. Bunların da zaten çoğunu Leylak Dalı anlattı çaktırmadan kulağıma.

Ne havuz kalmış, ne sinema; bu mahalleler şimdilerde Işid'iyle meşhur. Yani ben rehber olsam, böyle mahallelerde, hatta tam ensemizde camiden çıkmış cemaat bize bakarken "Bu karşısı genelevler mahallesiydi, kadınlar cinsel ilişkiye giriyordu. Bakın bir metin okuyacağım burayla ilgili -dramatik ses tonuna geçiş- puştu, pezevengi duvarlara dayanmış bekler, esrar dumanları, cinsel, puşt, esrar, puşt, pezevenk" diye avaz avaz okumazdım. Bahsedilen genelev mahallesi yıkılalı alt tarafı 5-6 sene oldu, zaten biliyoruz. Genelevde çalışan kadınların ne yaptığını da az çok tahmin ediyoruz. Bütün bunlar olurken bir ağacın altında oturmuş bir yandan sigara içip bir yandan bizi dinleyen amca arkamızdan "Kaleyi anlatmadın!" diye seslendi. Ki haklıydı, genelev mahallesi kalenin eteklerinde, surların içindeydi çünkü. Ona da "Eee üüü o başka tur" diye cevap verdi rehberimiz.

Aynı rehberin bir de arkeolojik Ankara turu varmış, biraz ürperdim ne yalan söyleyeyim. Neyse, madem böyle olabiliyor bu işler, ben de kızları müzeye götürmeye karar verdim. En azından arkeoloji dedikodularına filan hakimim. Yani o meşhur ana tanrıça heykelciği sadece bir heykelcik değil; arkasında kavgalar, skandallar, bilimsel hırslar, 1960'ların toplumsal hareketleri, yanan bir köşk filan var. Bana böyle şeylerle gelin lütfen.

9 comments:

  1. beni de al, beni de al! müzeye seninle gitmek isterim :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Tamam :) En kısa zamanda gidip biraz not filan alayım, bir hafta sonu gidelim.

      Delete
  2. Rehber tam fecaatmiş ya. Böyle çapsız insanlarla ilgili fantezim var benim. Boş boş konuştugu anda yavaşça yanına yaklaşıp, sakince gözlüklerimi çıkartıp kenara ya da çantama atıp şöyle sağlamından bir tokat çakasım geliyor. Sonra da bütün hanımefendiliğim ile ortamdan yine sakince uzaklaşmak. Neden bilmiyorum. Şiddet yanlısı bir insan da değilim. Ama tura çok özendim, anneli olana <3

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay benim de fantezilerim var ahahhaha :D Olmuyor ama, rehberin yerine de utandık, bir şey diyemedik. Biraz soru sorduk ama cevap gelmeyince dağıldık, sigara içe içe yürüdük. Keşke en azından "NEDEN BURADAYIZ BİZ?!" diyebilseydim :)
      Anneli tur güzeldi valla, belediye otobüsüyle başlangıç noktasına giderken Dil Tarih Coğrafya Fakültesi'nin önünde babamı gördüm, yanında insanlar vardı, çelenk bırakıyorlardı. Annemi dürtüp "Anne şu çelenk koyan babam değil mi?" diye sordum. "Öf her neyse" diye cevap verdi. Hala bilmiyorum neden babam çelenk bırakıyordu fakültenin önüne, kaynadı arada.

      Delete
  3. Paralel evrende Fermina'nın rehbere attığı tokat şlaaak! diye İstanbul'dan duyuldu.

    ReplyDelete
  4. Sizin için sıkıcı olmuş ama ben çok güldüm okurken ne yalan söyleyeyim:) İnanılmaz.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Çok sevindim güldürmesine :) Ay ama gerçekten inanılmaz değil mi ya, 10 madde halinde listeleyebildiğime inanamıyorum, pes :)

      Delete