June 30, 2016

Etrafımdan Sığır Manzaraları

(Apartman hayatıydı, müzikti, ne haddimize. Bu aşağıdakileri dün yazmıştım, yazayım istedim, sonra da üstüne bir gece uyuyayım dedim. Mecazi değil, gerçekten midem büzülüp bulanıyor. Bir yandan da yazdıklarım çok manasız geliyor. Neyse, etrafımdaki bir grup insandan aldım hırsımı. Yolluyorum yazıyı böylece, bu kadar olabildi.)

Twitter'da hashtag var, #KalkAyağaTürkMilleti diye. Kalkmaz kimse. Biz kendimiz ölene kadar umursamıyoruz bomba filan. Doğal olarak öldükten sonra da umursayamıyoruz. Bakın sevdiğinin, eşinin dostunun başına gelene kadar filan da değil, anca kendimiz öleceğiz de öyle dahil olacağız. Yani olamayacağız. Bildiğim yerden konuşayım diye kendi dertlerimden bahsedeceğim.

10 Ekim'den bu yana neredeyse 9 ay oldu, 9 aydır etrafımdaki insanları gözlemliyorum. Ayağa kalkmak bir yana, böyle büyük felaketler karşısında ne diyeceğini, nasıl davranacağını bile bilmeyen sığırlarla çevriliymişim. İç dünyamla boğuşurken bir de her insan içine çıktığımda bunlarla uğraşmak durumunda kaldım. Beni hasbelkader başkasıyla konuşurken duyup da "Gezi'de de bomba patlamıştı, üstüme insan parçaları yapışmıştı" diye yalan söyleyeni ile ilk defa tanıştığım insanlarla aynı masada otururken beni avaz avaz "10 Ekim'de bombaya 50 metre uzaktaydı, üstüne insan parçaları yapıştı" diye takdim edeni arasında geniş bir yelpaze. Gezi'de bomba patlamadı, ben bombaya 50 metre uzakta değildim ve nedir bu insan parçalarına olan hastalıklı ilgi? Beni bu şekilde başkalarına tanıştırmaya ne hakkın var? Bu insanlar normal değil.

Bu insanlar hep erkek. En azından benim etrafımdakiler öyle. Bir yığın üniversite mezunu, çalışan erkek, bazısı baba. Yıllık izinlerinde tatile gidiyorlar, fırsat buldukça meyhaneye gidiyorlar, başka da hiçbir yere gitmiyorlar. Kimseye omuz vermiyorlar, kimseye konuşma fırsatı vermiyorlar, karşılarındakinin bir fikri olabileceğine ihtimal vermiyorlar. Olur da fikir belirtirseniz size liberal diyorlar. Ben yetişkin bir kadın olarak beyan ediyorum, ben liberal değilim, ben -eğer beni yanlarında görmek isterlerse- sol görüşlü biriyim, eğilimim o yana. "Hayır, sen liberalsin." İspat edemiyorum. Niye ispat etmek zorundayım?

Bunlardan biri İstanbul'da maça gidip sosyal medyaya fotoğraf koydu, "Öleceksek patlayacaksak sevdiğimizin peşinde ölelim" diye. Güvenpark'taki bombanın üzerinden 3 gün geçmişti sadece. Bu sığıra solcu derler mesela, liberal demezler.

O mitingdeki binlerce insan içinde tek tanıdığım yanımdaki kız arkadaşımdı. Neden? Bir cumartesi sabahı 8:30'da kalkmak gerekiyordu çünkü. Tek başıma kalktım gittim. Bir Grup Yorum konseri olmuştu Sıhhıye'de geçen senelerde, merak ettim, çok istedim gitmek. Yanıma bulabildiğim tek arkadaş gey bir erkek arkadaşım oldu. Bunca "erkek" içinden bir "ibne" ile yoldaş oldum yani konserde. O arkadaşımın varlığı bu sığırlara tehdit çünkü zehir gibi akıllı, piyano çalıyor, son baktığımda 5 dil konuşuyordu, hepsininkinden daha hayati bir mesleği var ve mesleğini çok iyi yapıyor, siyasi tarihi en küçük fraksiyonlara kadar biliyor. Politik kimliği sosyal medyada sağı solu layk etmekten ibaret değil yani.

Ben de tehditmişim anlaşılan, "kadın başıma" aylardır çırpınıyorum. Siz yoktunuz! Siz yoktunuz! Siz yoktunuz! Ne haddinize! İlk başlarda ayıp geliyordu insanları yokluklarıyla itham etmek, bunlara değilmiş ayıp. Ben "liberal" halimle sokaktaysam sizin de olmanız lazım sayın sığırlar. Ben "Başımıza gelenin sorumlusu devlettir, canımıza kastettiler, 101'imizin sorumlusu devlettir" deyince kafanızı başka tarafa çeviriyorsunuz. Arkamdan kocamı arayıp "Mina'yı hiç iyi görmedik" diyorsunuz. Açın okuyun devlet neymiş, neler yapmış. Sadece Yılmaz Özdil okumayın. Kocam benim velim değil, ben kocam değilim. Devlet de sizin babanız değil.

İyi de değilim, evet. Ama sizden daha iyiyim, sizden hiçbir şey olmaz. Size hiçbir şey olmaz.

Kendimi de katarak söylüyorum, biz 7 Haziran öncesinde Diyarbakır'da HDP mitingini bombaladıklarında, haydi o olmadı Suruç'ta o genç çocukları bombaladıklarında ayağa kalkıp o meclisi yıkmadığımız için dün gece havalimanında bombalar patladı. HDP mitingi HDP mitingiydi, Suruç'taki çocuklar hep solcuydu. Kendimizi Diyarbakırlı hayal edemedik, HDP mitinginde olduğumuzu hayal edemedik, Suruç'a gittiğimizi, Suruç'a çocuğumuzun gittiğini hayal edemedik. Kendimizi oralara koyamadık, bizi üzdü belki ama ilgilendirmedi. Her yer yandı, meclis yanmadı. Meclis teflondan mamül. Meclisin umrunda değiliz. Ayağa kalkması twitter üzerinden temenni edilen millet de teflon, başkasının acısı akıp gidiyor üzerinden. 10 Ekim hep solculuk ve Kürtlük, İstiklal'dekiler zaten İsrailli turistti, Bursa'da bombacıdan başka kimse ölmedi, Güvenpark otobüs durağındakilerin isimlerini unuttuk.

Salyalar saçan troller, faydacılar, cahiller, faşistler bir yana, benim ve hepimizin etrafındaki bu öldür allah yerinden bir milim kıpırdamayan, ömrü boyunca sabit durduğu yerden her şeyi ama herrr şeyi karşısındakinden daha iyi bilen erkek güruh sayesinde de boka batmış vaziyetteyiz. Okumuş yazmış, aman ne kadar da düzgün insanlar filan. Değil düzgün. Kendi bir işe yaramadığı gibi çabalayanı da didik didik eder, moral bozar, hakaret eder. Karşısındakini anlamak gibi bir huyu yoktur. Kendinin daha iyi bir versiyonu olmak gibi bir hedefi yoktur. Bunlar öğrenmiyor, öyle bir alışkanlıkları yok.

"O güzel insanlar barış şehidi oldular" diyen bir tanesine herkesin ortasında bağırdım, buraya da yazıyorum; o güzel insanlar şehit falan olmadılar. Ses çıkarmak için, barış istemek için, kendileri için ve herkes için toplandılar o gün. Ve öldürüldüler. Hem de öyle böyle değil, ibret olsunlar diye feci şekilde öldürüldüler. Ben ölseydim şehit diyeceklerdi, çantamda vileda paspasları vardı, oradan çıkıp Kızılay'da bir bira içecektik, sonra alışverişe gidecektik, kocamın doğum gününü kutlayacaktık; benim miting sonrası için son derece gerizekalı planlarım vardı. Ne şehitliği? Aileleri, sevdikleri şehit sayıyorsa başım üstüme, sadece onlara hiçbirimizin gık demeye hakkı yok. Sen ortalıkta tiradlar atacağına kendine bir bak, ne yapacaksın? Mahkeme başlayacak mesela, gelecek misin adliyenin önüne? Adliyenin önünde oturmak çok mu liberalli filan yoksa? Sen otur bütün o isimleri teker teker ezberle bence, 101'ini de. Hayatlarından ilham al. Mücadelelerinden ilham al. Alamaz çünkü okumaya üşenir. Çünkü yarın olsun ve unutsun istiyor.

Ki vücut o tarafa itekliyor insanı. Aylar sonra ilk defa 10 Ekim gününün üstünden zaman geçmiş gibi gelmeye başladı. Her saniyesi gözümün önünden kareler halinde geçen o patlama anı biraz silinmiş, sesi o kadar da net hatırlamıyorum mesela, o kokuyu da. Hatıramda gedikler var ve buna sevindim biraz. Hiçbirimiz böyle durumlarla başedecek ekipmana sahip değiliz. Boka battık dedim, terör ülkesiyiz, çıkış da pek yakın görünmüyor, bokun içinde dururken insan kalabilmek, akıllı kalabilmek için çaba sarfetmek lazım. Zavallı tecrübeme dayanarak söylüyorum.

Konuşun, konuşun, konuşun; işe yarıyor. Etrafınızda saygısız, faşist, vurdumduymaz insanlar varsa eğer, kendinizden uzaklaştırın; işe yarıyor. Mecbur değilsiniz bu insanlara. Yalnız değilsiniz, aynı şeyleri düşünen milyonlarca insanız; yalnız olmadığınızı hep hatırlayın; işe yarıyor. Toplantılara, buluşmalara gidin, eğer korkunuzu bastırabiliyorsanız; bir arada olmak işe yarıyor. Sevdiğiniz şeyleri yapın, gündelik hayatınızı tamamen bırakmayın, yemek yapacak haliniz yoksa mesela, yapmayın yemek ama kitap okuyun, bir film izleyin, örgü örün, bloga yazın, makale yazın, ödev yapın; işe yarıyor. Eğer bu saldırılardan birine maruz kaldıysanız, öyle ya da böyle etkilendiyseniz ve başa çıkamadığınızı düşünüyorsanız, terapiye gidin; kesinlikle işe yarıyor. Gidin ama sorup soruşturup gidin, halinizi anlayacak birini bulmaya çalışın.

Eğer sizi anlayan, yargılamayan, sabırla dinleyen, sizinle birlikte aklını kaybederken bir yandan da sağduyusunu koruyabilen yakın arkadaşlarınız varsa onlara yapışın. En çok bu işe yarıyor. 6 ay boyunca üç kadına yaslandım, onlar olmasa ne olurdu bilmiyorum.

Bunları yazdım, bir işe yaradığımı düşündüğümden değil. Tek yaptığım şey bir mitinge gidip oy verdiğim partinin kortejinde durmaktı. Ne çaba lazımdı ne de siyasi altyapı. Mitinge gidip ayakta durdum ve 101 kişi öldürüldü. Benim ne kadar da mücadele içinde sağlam biri olduğumu filan göstermiyor -ki değilim-, hedef haline gelmenin kolaylığını gösteriyor.

Biz bunun içinden elbet çıkacağız, sığırları da itekleyerek çıkaracağız kendimizle beraber, bunun bir sonu var. Başımızı dik tutalım, her koşulda insan hayatını savunalım, olduğumuz şekilde varolma hakkımızı savunalım. Korkmadan sokağa çıkma, işe gitme, eve dönebilme hakkımızı savunalım. Susmayıp bağırmaya, eleştirmeye hakkımız var.

Sığıra sığır, katile katil deme hakkımız da var, her şeye saygı duymak zorunda değiliz.

June 28, 2016

Tadilat Ya Resullullah

Ay ne kötü bir espri yaparak başladım ama aklıma başka bir şey gelmedi. Alt komşumuz taşındı, ev sahibi satmış daireyi. Yeni komşularımızdan önce ustalarla tanıştık, bir haftadır bütün evi yıktılar, ne oda kapısı kaldı ne mutfak. Bu sabah bizim salonun altına denk gelen odadalar, evden kaçacağım ama köpenklerime haksızlık olur gibime geliyor.

Bizim kadar tadilatla yaşayan başka millet var mıdır acaba? Yeni komşulara çemkirdiğimden değil, bizim de mutfakla banyoyu yenilememiz lazım, tembellikten girişemedik bir türlü. Malzemeler boktan, bu mutfak dolapları sunta üzeri kaplama değil de ahşap olsaydı şu anda böyle dökülüyor olmazdı.

Yeni komşulara son derece önyargılı şekilde not verebilmek için iki kriterim var; şömine ve balıksırtı parkeler. Bunları koruyacaklar mı yoksa söktürecekler mi, ona göre karar vereceğim. Çocukluk arkadaşım eski parkeleri söktürürken kendimi yerlere atmışlığım var "Hayıır!" diye, dinlemedi beni, laminant parke döşediler bütün eve. Bu eski parkeler daha güzel, gerçek tahta, ulan organik malzeme. Hala içimde yaradır, her gittiğimde ayağımın ucuyla fıt fıtı eşeliyorum laminantları, sonra gözlerimi deviriyorum.

0,99 kuruşluk kampanyaya dayanamadım, Spotify aldım. Hazır listeleri dinliyorum, neler var başka, neler oluyor? Her türlü öneriniz çok makbule geçer valla. Zaten uzun zamandır doğru dürüst müzik dinlemiyorum, hiçbir şeyden haberim yok.

Kocam the Barbarian Belçika'da bir heavy metal festivaline gitti iki hafta önce. Her gün şikayet dinledim, şehre servis azmış, Belçikalılar birbirlerini dövmüş servise binebilmek için, yerlere talaş dökmüşler, tavşan kafesi gibi kokuyormuş bütün festival, biri bunun paçasına işemiş falan derken nihayet Iron Maiden sahneye çıktı.


Yaşasın heavy metal kardeşliği! Döndükten sonra youtube'dan konser videoları seyrettik, festival alanına girerken merchandise standları varmış, tişörtler, plaklar. Biraz kafasını duvarlara vurdu barbar kocam, görmemiş o standları. Brüksel'de eski plakçı bulup Haydn, Verdi filan almış. Heavy metal çılgınlığından Haydn ile döndü yani.

Conan Efendi'nin festivalde dinleyip sevdiği bir grubu koyup gidiyorum. Sanki biraz Led Zeppelinimsi, biraz The Doorsumsu, ben de beğendim. Kudi gene hoparlör kablosunu, üstelik de tamir edilmiş yerini tokatladığı için ben tek hoparlörle ve alt kattan gelen matkap çığlıkları eşliğinde dinliyorum, sizin şartlarınız daha iyidir umarım.




June 16, 2016

Kitap Mitap, Havalar Sular

Biraz da olsa yazmazsam hiç yazmayacağım. Saat sabah 10, evin içi sıcak gibi ama ayaklarım üşüyor, bir kahve daha içmem lazım, iki saate filan evden çıkmam lazım. Bütünleme sınavı yapmaya gideceğim, akşama da notlarını verirsem bitecek bu dönem resmen.

Azıcık makale filan okuyayım dedim, iki saattir debeleniyorum. Sürekli kapı çalıyor. Sabah 8'de başladı, "Arabayı çekin, nakliye kamyonu gelecek". Çekemem çünkü araba kullanmayı bilmiyorum, bu evin araba kullanmayı bileni de evde değil. Neyse, nakliyeci çocuk çekti, sokakta park yeri yok, karşıdaki işhanının otoparkına soktular. Bizim kapıcı bana neden surat yapıyor bilmiyorum, sabah sabah bir de sessiz atar yedim. Eve kaçtım. On dakika sonra anahtarı getirdiler. Tam kıçımı koydum, kargo geldi. Tam kıçımı koydum, kardeşim uyandı. Gece burada kalmıştı, köpeğiyle videolu görüşme yapıyorlar şu anda. Benimkilerin de talepleri bitmedi, kapıyı aç dışarı çıkalım, içeri girelim, kapının ağzında dakikalarca duralım. Kapıyı açmazsan jaluziyi pençelerim. Pençeliyorum. Pençeledim.

Gelen kargo, dünkü kitap alışverişimdi. Ne kadar hızlı oldu, inanamadım.

Mıgırdiç Margosyan'ın Gavur Mahallesi'ni okumuştum, o kadar güzel anlatıyor ki eski Diyarbakır'ı, eski hayatları. Bu da güzeldir diye tahmin ediyorum.
Travma ve İyileşme'yi terapist tavsiyesi üzerine aldım, okumayı deneyeceğim.
Grange kitap çıkarınca alıyorum, aslında fenalık geldi bir hayli. Hep aynı şablon, gizemli örgütler bilmemne. Neyse, uyumadan önce filan okunur.
Uyur İdik Uyardılar, Alevilik-Bektaşilik üzerine bir araştırma. Bunu da tavsiyeyle aldım.
Lars Iyer'i de sırf kıskançlıktan aldım, en yakın arkadaşım Şenaybey o kadar bahsetti ki nihayet bir yerden başlamam gerekiyordu. İlk kitabıymış bu, buradan başlayacağım.
Knausgaard'ın da bir önceki kitabını tuhaf bir neşeyle haldır haldır okumuştum, ikinci kitabı da merak ediyordum, çok sevindim. Barbar kocam "Allahım bari bir cinayet falan olmayacak mı?!" diye isyan ederek yarım bırakmıştı. Ölen de vardı aslında kitapta ama kocamı tatmin etmedi.

O arada Esra Türkekul'un yeni Bernalı polisiyesi Cadıbostanı Cinayeti'ni okudum, ilk kitaptan daha iyi bence. Berna'yı daha iyi anladım, daha çok sevdim bu kitapta.

Haziran da yarılandı, nasıl oldu anlamadım. Buranın havası hala bir tuhaf. Leylak Dalı han'fendiler şehre döndü, dün biraz buluştuk. İnsan bir kahve fincanı fotoğrafı filan çeker di mi, konuşmaktan fırsat olmadı. Zaten pabuç kadar bir tost yediğim için öyle zarif bir kadınsal buluşma ihtimalini sabote ettim en baştan.

Bir başka tarafa çekecek olursam mevzuyu, 8 ay sonra ilk defa Gar'ın önüne gittim, anmaya. Belki sonra uzun yazarım, bilmiyorum. Ne hissettiğimi de pek bilmiyorum zaten. Gittiğime sevindim biraz, benim için büyük bir adımdı. Of yarabbi yani çok da zor bir adımdı. Neyse.

Bir sigara içeyim, giyineyim, çıkayım. Bilahare görüşürüz.