March 1, 2017

(12) Hayır

Annemi aradım açmadı, babamı aradım, açtı ama sesimi duymuyor, onun tarafından da şarıl şurul su sesi geliyor. Deniz kenarında balık malık yiyiyorlar herhalde diye düşündüm, "Ha yok, traktör var, tarlayı suluyor" dedi. Annem de ufka doğru kaybolmuş, ya bir şey ekecek ya da toplayacak, tam anlamadım. Ben hımbıl yazlıkçı düşünmüştüm, annemle babam orak çekiç emek üçgeniyle hamlemi savuşturdu. 68 kuşağı bunca yıllık teorik bilgisini nihayet pratiğe döküyor sanırım.

Neyse, günün sorusu "En maskülen/feminen yanın nedir?" ama ben öyle düşünmüyorum.

Prensip olarak insan "yanları"nın cinsiyete göre ayrılmasına karşıyım. Çünkü yol buradan "adam gibi iş yapmak"lara ve "karı gibi kırıtmak"lara gidiyor, tabii aslında bir yere gidildiği de yok, biz zaten oradayız; bir takım erkekler birbirine hakaret etmek için "Sana etek giydiririm" diyor filan. Çünkü sonra bulaşık yıkamak gibi önemsiz bir faaliyet o kadar kadınsı oluyor ki bir erkek yapınca şaşırıp takdir etmek zorunda kalıyoruz. Çünkü mesela kazılarda erkek öğrenciler düzenli olarak araziye çıkar ve işi öğrenirken kadın kısmının mutfağa da yardım etmesi, bulaşığa da bir el atması, arazide "erkek işi" yapacağına evde çizim yapması filan beklenebiliyor. Hatta arkeolojinin önemli isimlerinden bir kadın biliminsanıyla ilgili bir kitap "Arkeolojinin Delikanlısı" başlığıyla çıkabiliyor. Bir kısmımız çok sinirleniyoruz, bir kısmımız neden sinirlenildiğini dahi anlamıyor.

Böyle işte. Yani bilemiyorum bir yandan da neyim maskülen neyim feminen, sürekli pantolon giyerim mesela ama herhalde onun maskülenliği kalmadı artık pek. Bugünkü ayrımlar da umarım bir gün pantolon kadar unutulur. Benim kuşağım da böyle büyüdü, bari arkadan gelenler için düzelsin biraz diye umuyorum. Giderken de arkeolojinin en ilham verici isimlerinden Sally Binford'un taa 1960 yılında bir kazıda ettiği meşhur lafı bırakıyorum aşağıya:


*Yemek yapmaya değil kazmaya geldim.

17 comments:

  1. Sanat Tarihi formasyonum sırasında bir kere kazıda bulunma fırsatım oldu. Adiline denk gelmişim demek ki herkes eşit paylaşımda bulunuyordu ev, arazi dahil. Ve Arkeolojinin Delikanlısı'na hiç o gözle bakmamışım biliyor musun?:)) Çok haklısın.

    ReplyDelete
    Replies
    1. İyisine denk gelmişsin demek, evet :) Yemek masasında hiyerarşik oturma düzeni var mıydı peki? En başa hocalar, sonra doçentler, yardımcı doçentler, asistanlar, en son öğrenciler gibi? Çoğu kazı iyi kötü adil yürüse de en azından bu oturma düzeni oluyor çünkü :D
      Ay valla o delikanlılık benim çok sinirimi bozuyor. Bulaşık yıkayan erkek motifi gibi kazıda da kazma sallayan kıza şaşırılıyor, ona da sinirleniyorum ahhahhha :D

      Delete
    2. Oturma düzeni vardı da, bizimkinde şöyle farklı bir durum olmuştu. İtalya ile ortak kazıydı. İtalyan hocanın kocası en yaşlı olduğu için başta o oturuyordu:) İyi insanlardı.
      Enteresan bir anımı daha aktarayım, aklıma geldi şimdi. Bu İtalyanlar katolik tabii. Biz 13 kişi oturmayız aslında masaya falan diyorlar. Biz de evde 13 kişiyiz, akşam yemekleri beraber yeniyor tabii. Uğursuzluk getirir durumları. Ama hani "biriniz kalkın" gibi tavırları da yok, gayet kibar kibar anlatıyorlar. Neyse , hakikaten uğursuzluk oldu. O sezon kazı dönüşünde, masanın başına oturan adamcığızın kanser olduğunu öğrenmişler. Birkaç ay sonra vefat etmiş adam. Ben bir üzül bir üzül. Çünkü en son gelen 13.kişi bendim:) Gerçi benden sonra da başka bir öğrenci gelecekti ama psikoloji işte. Dur ben bunu yazayım blogda:)

      Delete
    3. Aman yarabbi, seninki alabildiğine acayip bir versiyonuymuş kazı masalarının ouvvv! Lütfen yaz, çok merak ettim :)

      Delete
  2. çok özür dileyerek "kararlıyımmm bu geceğğğğ sende kazmayaa geldimmm" demek istiyorum :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ahhahhahhaha :D Yaaa, Sally Binford duysa o da beğenirdi bence :)

      Delete
  3. Ben de bilmiyorum feminen bir yanım var mı, keşke olsa aslında. Bu ülkede hatta bu dünyada böyle bir ayrım olduğunu biliyorum ama yakın çevremde bunu hissetmiyorum. Kadın olmaktan çok hoşlanıyorum, soruyorum erkek arkadaşlarım da erkek olmaktan hoşlanıyormuş. Her istediğini yapabilen hanım arkadaşlarımın kendi adına kadınım eziliyorum diye ağlamasına da tahammül edemiyorum. Ha gerçekten ezilen kadınlar için hep beraber üzülüp isyan edebiliriz tabii. Ben genel anlamda bu kadar katı olduğum için çevremdeki insanlar veya hayatıma giden adamlar da hiçbir zaman narin bi çiçek gibi görmüyor beni, en fazla ısırgan otu olarak falan görüyorlar galiba. Ay ne bileyim böylesi daha iyi herhalde ama çıtı pıtı kırılgan ve narin bir hanım olmanın özlemini de çekiyorum bir yandan.
    Not: bunları otobüste cinnet geçirmemeye çalışarak yazdım.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay ne ayol o feminen yan? Memelerimiz bile var, daha ne yapmamız gerekiyor anlamıyorum ben.
      Adamların bir kadında ne aradığı da o kadar ilgimi çekmiyor ki düşününce kafamın içinde rüzgar esiyor. Zaten bana kalırsa çoğunun bütün aradığı yukarıda bahsi geçen memeler; bu teorimi de şu şekilde taçlandıracağım bak: o kadar birbiriyle alakasız adamlarla çıktım ki hayatım boyunca ve bu adamlar benden önce-benden sonra benimle o kadar alakasız kadınlarla birlikte oldular ki bu "karşı tarafta ne arıyorum" meselesinin külliyen yalan olduğu konusunda en ufak bir şüphem yok.

      Delete
    2. Gerçekten yeterli miktarda memem de yok benim ahahah. Karşı tarafta kimse bir şey aramıyor galiba, şuursuzca birilerini sevip şuursuzca birilerini gömüyoruz. Bana sorsan ben de bilmiyorum karşı tarafta ne arıyorum.

      Delete
    3. Bazı adamların memeleri ortalama bi kadından daha iri olabilebiliyor:P

      Delete
    4. Ahhahhhahhhah :D Ne güzel bir nokta koydun bu meseleye <3

      Delete
  4. Toplumun (sadece bizim değil, gelişmiş toplumların da) gittikçe tek cinsiyetleşen ataerkilliği karşısında feminen, kadınsı, dişi olmak için daha ne yapmamız gerekiyor sorusunu ve isyanını anlıyorum, ben de hissediyorum. Öte yandan bu kadını hor gören, ötekileştiren, yazında değindiğin argolara malzeme olan alaycılık vs her ne ise, bu da kendi cins ve cinsiyetimizi farkında olmadan inkar etme noktasına, ben öyle bir kadın değilim savunmalarına getirebiliyor. Kimi zaman bilinçli kimi zaman tepkisel.
    Jung kadının içindeki erkeği animus, erkeğin içindeki kadını anima diye niteliyor. Bir kadının dış dünyaya çıkmak için o animusa, bir erkeğin empati gösterebilmek için o animaya ihtiyacı var. Toplumsal animus ve animamızın ne kadar gelişkin olduğu tartışılır tabii, daha kadın cinsinin eşitliği doğru dürüst sağlanamamışken..
    Sadece fizyolojik bedenimizin tanımladığı cinsiyetten ibaret değiliz. İçe dönüklük-dışa dönüklük, yapma odaklılık-olma odaklılık gibi bir sürü açılım getirebiliriz feminen-maskülen, eril-dişil, kadın-erkek tanımlarına. Kişisel tanımımızı (psikolojik ve/veya arketipsel olarak) bilmek kendimizle barışık olmanın yolunu açabilir belki de. Ruhsal arkeoloji de mümkün. :) Sevgiler..

    ReplyDelete
    Replies
    1. Mümkünmüş hakikaten ruhsal arkeoloji :)
      Hazır yakalamışken sorularım var :)
      Gittikçe tek cinsiyetleşen ataerkillik tam olarak ne demek?
      Erkeğin içinde hiç mi empati yok, anima mı lazım illa ki?
      Feminen-maskülen tanımlarına açılım getirirken içe dönüklüğü feminenlikle ve dışa dönüklüğü maskülenlikle mi eşleştiriyoruz?

      Delete
  5. 1. Kötü İfade etmişim, haklısın. Ataerkil toplumda kadının adının sanının ve cisminin gittikçe daha da geri itilmesi çabasını kastetmiştim. Erkekler erkek toplumu için yaşıyor, erkekler ve kadınlar adına karar alıyor veriyor, kadınlar da hele iş hayatında bununla baş edebilmek için daha da erkekleşiyor. Erkek erkeğe takılıyoruz. Dramatize ettim tabii, öte yandan o kadar çok örneği var ki..
    2. Olmaz olur mu? Empati insanda var, empati göstermenin cinsiyeti yok ki. Ama empati dişi enerjiyle, duygularla geliyor, fark bu. Başkasının hissettiğini kendi başına gelmiş gibi hissedebiliyor, o duygudaşlığı yakalayıp paylaşabiliyorsan empati gösterebilirsin misal. Şu da var, fizyolojik olarak kadınsın diye otomatik olarak empati sahibi olmayabilirsin, ya da erkeksin diye empatiden yoksun diye etiketlenemezsin. Hepsi kişisel ve eşsiz bileşkenler.
    3. Evet, tam ifade ettiğin gibi.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Yaşasın geri gelen ve eblehliğine aldırmadan sorulara cevap veren blog komşuları!
      Sen kötü ifade etmemişsin, ben bunları hiç okumadığım için anlamakta güçlük çektim, şimdi bastı kafam.

      Delete
  6. Buyrun günün haberi
    https://www.facebook.com/bbcnews/videos/10154449423532217/

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay Polonyalılar ne utanmış yalnız, videonun altı onların yorumlarıyla dolu. Nedense aklıma durup dururken tanımadığımız kadınlardan yediğimiz "Köpeğe hizmet edeceğinize bebek yapın da ona hizmet edin" lafı geldi. Havaalanında check-in sırası bekliyorduk kız kardeşim, köpeği ve ben. Köpek-bebek meselesine mi daha çok sinirlendim, hizmet etmek fikrine mi emin değilim. Ama orada köpekle bekleyen iki erkek olsaydık bu laf edilmeyecekti, bundan çok eminim.

      Delete