September 30, 2017

Birinci Gün / Şarkıda Dediği Gibi

Ay gene aylar olmuş, niye böyle oluyor yahu? Neyse, serin bir Ankara cumartesisinden sesleniyorum, ev serin en azından, sokağı bilemiyorum. Hala kahvaltı edeceğim, saat neredeyse 13:00.

Geçen iki ay zarfında çok da önemli bir şey olmadı, valla, işte yaz filan geçti, ne bileyim. Mari Antrikot Hanımcığım şalanj teklif etmiş, günlük rutinin içinde de bir devinim var diye. Baktım Leylak Dalı başlamış, benim de başka türlü yazacağım yok, hemen dahil oldum. Birinin diğerinden farklı olmadığını düşündüğüm günlerimin kaydını tutmak fikri hoşuma gitti, en kötü birlikte fenalık geçiririz. Zaten niye blog yazıyorum, şahsi uyuzluğumu kamuya mal etmek için.

Genelde sabah-öğlen arası yazdığım için dün neler oldu anlatacağım mecburen, hem belki bana da zihin cimnastiği olur. Bazen arkadaşlarım "Şöyle demiştin, böyle yapmıştın" diye bir şeyler anlatıyorlar, hayal meyal bile hatırlamıyorum, bir yavru köpek şaşkınlığı içinde kafamı sağa ve sola yatırıyorum.

Başlamadan peynir öveceğim, bir saniye.


Selam olsun sana Erdal Evirgen, selam olsun sana! Tulum peynirini zaten çok seviyorum, bunu özellikle beğendim, sabahlarıma güneş gibi doğuyor.

Dün sabah kalkıp Sevda'yla buluştum, spor salonuna gittik. Benim üçüncü spor salonu denemem, arada bir kere de yoga merkezinden kaçmışlığım var. Geçen çarşamba plansız programsız gidip yazılıverdik, ecnebilerin dediği gibi "third time's the charm", belki bu sefer tutunurum bu salonda.

Bana ayakkabı, Sevda'ya sos tenceresi, termometre ve tel çırpıcı alalım diye spordan çıkıp alışveriş merkezine gittik. Allah kimseyi oralara düşürmesin, başka da söyleyecek bir şeyim yok bu konuda.

Dün hava çok güzeldi, bazen serin bazen sıcak, normal sonbahar havası. Tunalı'dan Kızılay'a yürüdük, Ankara'da yürümeyi seviyorum. Yol üstünde Kebap 49'a oturup bir adet pideyi bölüştük, üstüne de çay içtik. Kebap 49, serçeli kebapçı. Masaların arasında serçeler uçuşuyor, kırıntıları kapıyorlar.

Eve gelince ıspanak pişirmeye çalıştım, aslında dünün tek motivasyonu dolapta bekleyen o ıspanaktı. Evde kuru soğan yokmuş, kaldı ıspanak. Bugün daha umutluyum bu konuda.

Gece vakti battaniyemi barbar kocama kaptırınca gidip dolaptan geçiş dönemi yorganımı indirdim. Üç yorganım var: yazlık, geçiş dönemi ve kışlık. Çok üşüyen biriyim.

İçi geçmiş bir patates gibi spora başladığım için akşam olduğunda kas ağrısından kıpırdayamaz hale geldim. Koko'yla yorganın altına girdik, Kudi gelip ayakucuma ilişti, biraz kitap okudum, böyle bitti dün.

Ay saat 16:30, iyi ki öğlen yazıyordum yazıyı.

Şalanja gelir misiniz? Gelsenize. Şarkı bırakayım da gideyim.