October 10, 2017

On Birinci Gün

Sayıları ayrı mı yazıyorduk diye TDK'ya baktım, öyleymiş. İmla hatalarından nefret ediyorum ama var bu blogun sağında solunda. Mahir Ünsal Eriş'in şu tweet silsilesi sinirlerimi bozmuştu:


Tıklarsanız başka örneklerle devam ediyor. Bunların bazılarını ben de yapıyorum, yanlış yazıyorum.

Evet, neyse. Şalanjın on birinci günü sabah kalkıp spora gittim. Sevda maraton koşmaya karar verdiği için bize önerilen programın üstüne bir de 5 kilometre yürümeli koşma yapmaya başladı. Ben öyle biri değilim, 15 kere mi kaldır denmiş, 16'ıncıyı öldürsen kaldırmam, kurallara riayet ederim. Velhasıl, Sevda'dan erken bitirdim, çıkıp gazete aldım, kahveciye oturup bekledim. Güzel bir siyah kedi vardı dükkanın bahçesinde, kendi kendine maceralar yaşadı, onu seyrettim. Koşarak ağaca tırmandı, kulaklarını geriye yapıştırıp gözlerini belertti, biraz öyle durup gene koşarak aşağı indi, saksıların arkasına saklanıp bekledi filan. En sonunda yan masamıza oturan oğlanlara musallat olup sandviçlerinin yarısını yedi. Oğlanları hemen çok takdir ettim.

Yoldan biraz çorap aldım, bir kaç tane de saç tokası. Uzun yürüyeyim diye Sevda'nın eve dönüş rotasına dahil oldum, Amerikan Büyükelçiliği'nin önünden geçtik, kameraman kaynıyordu ortalık. Herhalde haberlerde kullanmak için in cin top oynayan elçilik önü görüntüsü aldılar. 

Güvenlik Caddesi'ni boylu boyunca yürüdüm, yarı yolda durup marul, nane ve limon aldım. Ter içinde eve ulaştım. Günün en önemli hadisesi Haydar Usta'nın kapıda belirmesi oldu. 

Kartı yanmış makinenin, onu değiştirdi, baktık suyu boşaltıyor makina, sevinç içinde birer soda ve sigara içip memleketin halinden bahsettik biraz. Sonra çantasını, alet takımını alıp gitti. Ben de durmaksızın çamaşır yıkıyorum o gittiğinden beri. Bir miktar kazak çıkardım, hava soğuk.

Akşam Orphan Black seyretmeye devam ettik. Rüzgarın Adı'nı okumaktan vazgeçtim, ben biraz perişan ediyorum kitapları okurken, içim rahat etmedi emanet kitapla. Hafiyenin El Kitabı'na başladım. Ayı yavrularımı iki yanıma dizdim, uyuduk. 

Ekim ayından pek hoşlanmıyorum. Keşke süratle geçse de bitse.

6 comments:

  1. İnanıyorsanız "umarsız" olamazsınız. Umarsız umursamaz demek değil; umarsız çaresiz demektir. Umarsızlığı yenmek daha çok, tak anlamıyla hakikate sarılmak demektir.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Evet, öyleymiş. Ben de "umursamaz" yerine kullanıyordum, böylece uyanmış oldum yaptığım hataya. Bazı yanlış kullanımlar da salgın hastalık gibi yayılıyor maalesef :/

      Delete
  2. Ben de yazarken sık sık tdk'ya bakıyorum :) Yanlışlık olmasın diye. Mahir Ünsal Eriş'in bu serisini görmüştüm. Hadi ya hep yanlış anlamışım ben bu kelimeyi dedim :)
    Sizin bu Şalanj çok tatlı, severek okuyorum
    Sevgiler

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay seride daha neler var, görünce "Aoooov!" diye dizimi dövdüm :D
      Şalanj iyi oldu hakikaten, yoksa benim yazacağım yoktu. Bizden de sevgiler, selamlar :)

      Delete
  3. Ay o tivit serisine ben de denk geldiydim, aklımda tutamıyorum ki anacım. Durup durup okumam lazım.

    Bi de ekim bitmez işallah! :) ekim güzel, ekim ciciş <3

    ReplyDelete
    Replies
    1. Valla kalbin temizmiş, inanılmaz yavaş geçiyor ekim, hala ayın 12'si, inanamıyorum.
      Sen gelmiycek misin bu tarafa? Ne zamandır gelmedin.

      Delete