October 19, 2017

On Sekizinci Gün / Köpek, Gazete, Deriko

Sevda'nın sabah işi vardı, öğleden sonra gittik spora, salon kalabalıktı. Gencecik ve incecik kızlar salonun kapalı tarafında kendi kendilerine çalışıyordu, yanlarında şınav çekmeye utandım. Şınav çekemiyorum, kollarım vücudumu taşımıyor. Neyse, dizlerimin üstünde kolay şınav çektim utana sıkıla. Sevda grip oluyordu, önce bisikletle kavga etti, sonra her bulduğu yere uzandı, bir ara biraz mekik çekti.

Salona girmeden önce binanın önünde köpek gördüm. Köpek görünce bütün dikkatim dağılıyor, konuşulanı dinlemiyorum, yaptığım işi bırakıyorum. Mama vereyim dedim, yemedi. Oynamak istiyormuş, şımarmak istiyormuş.


Patilerini sıkıştırdım biraz, gıdısını kaşıdım. Fotoğraftakinden daha zayıftı, yeni kısırlaştırılmış, ameliyat izi duruyordu, tüyleri uzamamış. Kulağına küpesini de yeni takmışlar. Günün geri kalanını bu çocuğu düşünerek geçirdim, hala da düşünüyorum.

Köpeklerin bu arkadaş olalım mı, belki oynarız halleri, gelip gözünüzün içine bakmaları beni mahvediyor. Barbar kocam olmasaydı alıp eve getirmiştim, şu anda halılardan çiş temizliyordum. Olmuyor, sürekli akla mantığa davet ediliyorum. Bence önemli olan makul sayıda köpekle medeni bir ev hayatı yaşamak değil, sığdırabildiğin kadar köpeği eve sığdırmak. Çünkü bu çocuk dün akşam nerede uyudu, karnı tok mu, kışın ne yapacak diye hayatı kendime dar ediyorum dünden beri.

İnsanlardan biraz uzakta bahçeli ev arzumun sebeplerinden biri de bu. Ya Hızır, ya kainatın ışığı, duy beni perşembe perşembe, bir yol aç da gidelim kurban olurum.

Spordan çıkınca arandım, bulamadım çocuğu. Gidip meyve suyu içtik bir yerde, eve döndüm uzun yoldan yürüyüp. Yoldan gazete aldım, Evrensel'i internetten okuyorum aslında ama satan bakkala denk geldikçe alıveriyorum. Kağıt gazete okumayı daha çok seviyorum. Evrensel'i beğeniyorum çünkü çok derli toplu haber veriyor, twitter hesabı da öyle. Eğreti Yaşamlar diye bir dizi yayınlıyorlar, sadece mahallenin eczacısıyla konuşarak o mahalle hakkında ne kadar çok şey öğrenmek mümkünmüş, acayip takdir ettim gazeteci Sevda Karaca'yı.

Geçen gün patlayan sıbyan mektebi haberinin kaynağı da Evrensel, gene iki kadın gazetecinin haberiydi, Yasemin Akpınar ve Adile Doğan. Kadın gazeteciler Esenyalı'ya gidip kadınlarla konuşuyorlar ve ortaya bu ayarda haberler çıkıyor. Bayat köşe yazısı okumaktan bıktıysanız diye söylüyorum.

Dünkü gazetenin içinde gençlik eki vardı, şu yazıya bayıldım:


Büyütünce okunuyordur umarım, liselilerin daha ucuz ve kaliteli yemek mücadelesi. Kardeşimin de benzer maceraları var, üniversitenin ilk senesini kantinle kavga ederek geçirdi, onlar da kazanmıştı. Sonra okulun servis otobüsleriyle kavga ettiler, onu da kazandılar. Yıl ortasında kalkıp gitmiştim birkaç günlüğüne, ne yapıyor çocuk bakayım diye. Bu dersteyken havuza gideyim dedim, havuzun girişinde bir panoda dev harflerle adı soyadı yazıyordu 2-3 kişiyle birlikte, "HAVUZU KULLANMALARI YASAKTIR!!!" diye. Gece yarısı donla havuza girip güvenliğe yakalanmışlar. Güvenlikle de kavga etmişler ama bu sefer kazanamamışlar.

Tam hayallerimizdeki çocuk, annemle babamın gözlerinden yaşlar gelmişti gülmekten havuz meselesine. İkinci çocuğu yapmayı düşünenlere de fikir verir belki, ikinci çocuklara hakları verilmiyor, onlar döverek ve tekmeleyerek alıyorlar haklarını. İlk çocuklar daha romantik tipler oluyor. Bu meseleyi de böyle ayı gibi genellediğime göre devam edebilirim.

Dün bütün gün Kemal Dinç ve Ahmet Aslan'ın yeni albümü Duo'yu dinledim. Kemal Dinç'i çok beğeniyorum. Aşağıya ilkokul-ortaokul müzik derslerinin demirbaşı bu türküyü bırakayım. Anneme sordum nerenin türküsü bu diye, Antep'miş. Annemler de mandolinle çalarmış ortaokulda. Nesiller boyu müfredatın kah mandolinle kah blok flütle belkemiğini oluşturan türküyü böyle dinleyince bir sevdim ki anlatamam.



Kalan Müzik de albümdeki hemen hemen her şarkı için böyle canlı performans videosu yapmış, ne güzel fikir.

Yarın iki şalanj birden, yeni bir heyecan. Gidiyorum, gözlerinizden öpüyorum.

13 comments:

  1. Hayvanları ben de çok seviyorum ama özellikle köpeklerin evde yaşamaları çok zor. O yavrulara biraz eziyet gibi geliyor bahçeli evin yoksa. Düşünsene küçük odalarda senin eve dönmeni, yarım saatte olsa dışarı çıkarmanı bekliyorlar. O yüzden umarım hayalindeki o bahçeli evin olur ve bir sürü de köpek koşturur bahçesinde :)
    Keşke herkes senin kadar duyarlı olsa bu meleklere

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ne bileyim işte, bok gibi şehirlerde, bok gibi insanlarla birlikte yaşadığımız için evin eziyeti sokağın eziyetinden yeğdir gibime geliyor hep. Ben çalışmıyorum ama çalışan insanların isterlerse köpeklerini ofise götürebildikleri bir memleket, ne güzel bir memleket olurdu :)

      Delete
  2. Deriko türküsünü Türkan Şoray'ın Ediz Hun ile çok tatlı filmi var ilk orada duydum ben, bayılmıştım hatta şuraya linkini koyayım bakarsın bir ara :).

    http://onerimakinesi.blogspot.com.tr/2014/08/nostaljik-filmler-vol-1.html

    Eve köpek sığdırma kısmı çok iyi :). Alabildiği kadar köpek. Gerçekten köpeklerin o halleri benim de yüreğime çok dokunuyor :(.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ayyy Modern Folk Üçlüsü <3 Sen benden küçükmüşsün gibi geliyor, benim çocukluğumda hala televizyona çıkardı Modern Folk Üçlüsü. Çok sevindim şimdi dinleyince :)
      Filmi de kesin seyretmişimdir, Ediz Hun ve Türkan Şoray en sevdiğim ikili.
      Sığdıracağım o köpekleri, hayat amacım bu :)

      Delete
  3. Ayy Modern Folk Üçlüsü, ortaokul ve lise yıllarımın ilahları. Ahmet Kurtaran'a hayrandım. Hacettepe Diş Hekimliğinde asistandı, dişimiz ağrıdı mı oraya koştururduk belki denk gelir diye :)Biraz daha büyüyünce Doğan Canku daha cazip geldi ama o da sonradan uçtu yav, bizden iyilere karıştı. Bütün şarkılarını ezbere bilirim grubun, Deerikoo kaşlar kaara, Deeriko gözler ela hey...
    Bir de Tözerem vardır, o da pek şükeladır...

    ReplyDelete
    Replies
    1. Dözerem diye buldum, ne demek ayol dözerem? Ulduzlar yıldızlar, onu biliyorum çünkü her efendi çocuk gibi Behrengi'nin Ulduz ve Kargalar, Ulduz ve Konuşan Bebek kitaplarını okudum ağlaya ağlaya.

      Delete
    2. Katlanmak, dayanmak sanırım. Her möhmete dözerem diyor ya :)
      Son zamanlarında da sanat müziği parçalarını söylemeye başlamışlardı: "Rüzgar uyumuş, ay dalıyor. her taraf ıssız" gibi...

      Delete
    3. Möhmet tabii evet :)
      Biraz da anamı arayıp darlayayım bari Modern Folk Üçlüsü hakkında. İşim ne zaten bütün gün.

      Delete
    4. Möhmet ne yav? Möhnet tabii, Ferminaanımın ağzına laf verdik, yakında benimle de saygı duruşunda konuşacak :)

      Delete
    5. Ay ben möhmet sanmıştım zaten, bilmiyordum ki möhnettir doğrusu :) Estağfurullah, ahbaplığımız benim akasyayı fasulye sanmam ile taçlanmış, ne haddime :D

      Delete
    6. Esasen Türkçesi mihnet :)
      He, bir de kırk yıllık annanemin küpelisini İngiliz malı bişi sandıydın, bak onu da unutmadım, biriktiriyorum bunları :)))

      Delete
  4. Eğreti Yaşamlar'ı ben de takip ediyorum, çok başarılı bir çalışma gerçekten, içimi acıtsa da :(

    ReplyDelete
    Replies
    1. Korkunç şeyler, bayağı korkunç. İşte bir yandan da çok şükür memlekette hala muhabir var, gazeteci var diye düşünüp takdir ediyorum.

      Delete