October 12, 2017

On Üçüncü Gün / Bu Pürenin İçinden Çıkacağım

Sabah kalkıp gene spora gittim. Gene her şey çok ağırdı, çok uzun sürdü. Çıkışta Sevda'nın getirdiği sandviçleri, alıçları, kuru meyveleri filan yedik, sonra evlere dağıldık.

Spor salonuna devam etmenin bir iyi tarafı da haftalık program yapmak zorunda kalıyor olmam. Çalışmayı bıraktıktan sonra insan sevinçten aklını kaçırıyor, ne çok boş zamanım var, allaaaah neler neler yaparım ben şimdi diye. Hiç öyle olmuyor halbuki. Hele bir de benim gibi yaymaya meyilli, dağınık, son dakikacı insansanız daha da feci. Bir bakıyorsunuz koca bir ay geçmiş, elle tutulur hiçbir şey yapmamışsınız. Çalışırken hayal ettiğim o sinemalara, seyahatlere gitmiyorum. Silemediğim camları gene silmiyorum, dikiş makinesini kullanmayı hala öğrenmedim, o bordo kazağı asla örmedim. Ne yapıyorum o zaman ben bütün gün?

Valla bilmiyorum, sorsanız söyleyemem. Ama şöyle bir huyum var, bir işi yapmaya giderken yolda takılıp elli başka işe girişiyorum, tahmin edeceğiniz üzere günün sonunda elimde yarım kalmış elli bir adet iş oluyor. Ya da Balkanlar'ın iç politikasıyla ilgili 200 sayfa okumuş, 3 saatlik belgesel seyretmiş oluyorum, 4 saat boyunca "New Kids On The Block'taki oğlanlar şimdi ne yapıyor?" diye gugıllamış oluyorum. Yapılması gereken en önemli işi yapmamak için lüzumsuz işler de icat ediyorum. İşte klasik haline gelmiş olan ders çalışmamak için evi temizlemeye girişmek meselesi. Procrastination yani ecnebilerin taktığı isimle, ertelemek.



Bu noktada durumun ciddiyetine dikkatinizi celbetmek istiyorum. Teslimine 3 ay olan işi son 1 haftada yapmaya başlamaktan bahsetmiyorum, o işi teslim sabahı yapmaya başlamaktan bahsediyorum. Elektrik faturasını son gününde yatırmak değil, kesildikten sonra açtırmaya gittiğinizde yatırmak. İşin teslimi için uzatma almak ve o uzatmanın da son gününe kadar beklemek. İki ay sonra kendini gene elektrik açtırırken bulmak. Yani çekilen çileden kesinlikle ders almamaktan da bahsediyorum.

Çalışırken bu manyaklığı gizlemek daha kolay; kalkıp işe gitmek, orada şöyle ya da böyle faydalı olmak, akşam da eve dönmek zorundasınız. O rutin hem sistemi çalışıyormuş gibi gösteriyor hem de bir türlü yapmadığınız işler için bahane oluyor. Çalışma rutini bir anda yok olduğunda elinizde patates püresi gibi bir gündelik hayat kalıyor. Pürenin içinde ilerlemek mümkün değil, olduğunuz yere kıvrılıveriyorsunuz, zaten höst diyen de yok. Kendimden bahsediyorum tabii, planlı programlı insanlardan değil.

Spor salonu bu bahsi geçen manyaklıkla başa çıkabilmem için iyi bir başlangıç oldu. Haftada 3 gün evden çıkıyorum, insan görüyorum, ufak tefek işleri hallediyorum. Eve dönünce kendimi iyi hissediyorum çünkü yapılması gereken bir kalem işi yapmışım, kaçmamışım, ertelememişim. Bu disiplini 24 saate yayarsam bir yerlere varabilirim, son dakikalarda saçıma aklar düşmez, bol vakitte çalışıp 10 numaralık iş verebilecekken son gün bitirip 5 numaralık iş vermem diye umuyorum.

Sevda bir yazı yolladı dün akşam, bu procrastination manyaklığıyla ilgili okuduğum en iyi yazı, yukarıdaki resmi de oradan aldım. Linkini bırakayım:

https://waitbutwhy.com/2013/10/why-procrastinators-procrastinate.html

Bu yazının sonunda ikinci yazıya link var, başa çıkmak için neler yapabiliriz diye anlatıyor. Okurken yer yer dehşete düştüm, erteleyici insanların plan yapmaya bayıldığını çünkü plan yapmak işinin içinde gerçekten "yapmak" olmadığını anlatıyordu. Muğlak planlar bunlar, mesela "Kilo ver. Tezini bitir." gibi. Oralara nasıl varılacak belli değil. "Yarın sebze al ve pişir. Spor salonuna gidip fiyat öğren. Salona yazıl. Üç gün git." değil, "Kilo ver." ve haliyle işe yaramıyor.

Neyse biraz aydınlandım dün akşam bunu okuyup, yazıda bahsi geçen Anlık Haz Maymunu'na çok güldüm. Tabii hemen peluş oyuncak olarak da satın alabiliyorsunuz maymunu, allah kahretsin seni tüketim toplumu diyerek satırlarıma son veriyorum. 3 haftadır sürünen ceketleri kuru temizlemeye bırakacağım, koltukları köpenk tüyünden kurtaracağım, sonra da kompüterde iş yapacağım. Bugünün listesi böyle. O gerizekalı maymunla beraber verimli bir gün geçireceğiz.

7 comments:

  1. Aynı dertten mustaribim. Daha da fenası erteliyor ve bu arada ertelediğim için fena halde iç sıkıntısı çekip duruyorum. Saçma sapan zamanlarda gaza gelip düzenli ve dahası tertipli biri olmaya karar veriyorum, hatta planlar yapıyorum. Bu yaşıma geldim binlerce plan yaptım ama ı-ıh yok hiç beceremedim. Belki de düzenli insanların sıkıcı olduğu gibi acayip bir inanç yerleşmiş olduğu için kafama öyle olamıyorumdur. Bıraktım artık kendimi :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Tabii canım, ben de vicdan azabından ölüyorum erteledikçe. Aklıma geldikçe bunalıyorum, kendime inanamıyorum. Ama ben kendimi bırakamıyorum da. Bunun artık bir sonu olmalı, ya batacağım ya çıkacağım :) Kendimden bıktım çünkü bir hayli.

      Delete
  2. Ay kendimi bildim bileli öyle bi pürenin içinde debeleniyorum ben de. Çocukken de böyleydim ödevler son dakikaya bırakılır, sınavlara son gece çalışılırdı.Hekimler buna dikkat eksikliği dedi ama ilaçlar da beynimi daha çok bozmak dışında bir işe yaramadı.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ergen yaşlarda çocuklara dikkat eksikliği var diye ilaç verilmesini ben hiç içime sindiremedim. Bilmiyorum tabii, hiçbir uzmanlığım yok bu konuda. Ama içime sindiremiyorum.
      Püreden bir çıkış olmalı, ömrümün yarısı pürede geçti, çıkacağım ben buradan.

      Delete
  3. Ben o püreden öyle memnunum ki, oh rehavet, zamana bağımlı olmama hali ne güzel. En güzel yıllarım sabahın köründe kalkmakla, pazarları ütü yapıp çamaşır yıkamakla, sayfalarca yazılı okumakla, geceyarısı boklu bebe bezi yıkamakla geçti. Şimdi bir pürenin içinde ılık ılık yuvarlanıyorum, yaşasın :)Artık çok zorunlular dışında bir işi keyfim ne zaman isterse o zaman yapıyorum ve yaparken zevk almaya çalışıyorum, inan ki bak, yere dökülen zeytinyağını silerken bile. Yeter ki sağlığım yerinde olsun, 2 ay o diz beni köle etti ya, daha da bişi demem...

    ReplyDelete
    Replies
    1. Mutlu püreler en güzel püreler :) Ya haklısın, çok haklısın. Ama kendimi seninle aynı yerde göremiyorum, bütün çalıştığım 10 sene, çocuğum da yok. Ben mutlu püreyi haketmedim henüz.

      Delete
    2. Fuck it, herkes mutlu püreyi hakeder, hayat kısa bebeğim, sıkma canını. Anam yıllarca didindi durdu, ah çamaşır, vah bulaşık, perdeler kirlendi, yerleri silmedim, cart curt. Ne oldu, öldü gitti. O üstüne titrediği eşyaları gördün işte. Boşveeeer :)

      Delete