October 9, 2017

Onuncu Gün / Normal Pazar

Dün öğleden sonra Sarıkafa'yla buluştum. Önce dışarlarda kahve filan içtik, sonra onların eve gidip az miktarda beyaz şarap ve çeşitli Çorum leblebileri tükettik. Çok da güldük ama yazamam buraya. Hava kararınca kalktım, marketten bir şeyler alıp eve döndüm.

Buluşmak üzere Tunalı'ya yürüdüğüm sırada Sarıkafa mayın gibi dolanıyordu, çıktı mıktı alıyormuş, en iyisi sabit bir noktada durayım da buluşabilelim diye düşündüm. Şurada durdum:


Bu saçma boşluk ile 2013 yazından kalma bir hatıramız var. Biz Urla'daydık olaylar başladığında, Ankara'ya dönüp sokağa çıkınca bir süre uyum sağlayamadım o tempoya, kafam basmadı. İlk akşam kırmızı çarpıyla işaretlediğim yerde duruyorduk ki hararetli noktalara da uzak, öylesine bir köşe Tunalı üzerinde. Caddenin aşağısından insanlar bize doğru koşmaya başladı, "Allah polis?!" diye biz de hareketlendik. Herkes mavi oku takip ederek ara sokaktan tüyerken ben kırmızı ok olarak o duvara koştum. Ne yapmayı düşünüyordum bilmiyorum. Kendimi biraz tanıyorsam hiçbir şey yapmayı düşünmüyordum. Özetle: Düşünmüyordum. Genelde böyle biriyim çünkü.

Barbar kocam ensemden yakalayıp çekti. Zaten polis de gelmiyormuş. Daha erken günlerdi, buralara kadar gelmiyorlardı. Sonra gelmeye başladılar.

Öyle durup bunları düşündüm Sarıkafa gelene kadar. En azından kendime acımayı bıraktım, geçtiğimiz dört senenin en beğendiğim neticesi bu oldu sanırım. O da bir hayli yeni oldu zaten, kendime acımayı bırakınca bir tür rahatlık geldi üzerime. 

Mercimek çorbası yaptım, bir önceki günden kalan pırasayı da çıkardım. Bir de nohut unlu, lorlu filan kekimsi bir şey yaptım, bugün spordan sonra Sevda'yla yeriz diye.

Orphan Black seyretmeye başladık, heyecanlı gibi başladı, umarım bozmaz. Yatakta da Rüzgarın Adı'nı okumaya başladım, uyumuşum gece 1 gibi. 

No comments:

Post a Comment