April 3, 2018

Agatha

Pazar günü oturup bunu okudum. Haftalardır evin içinde oradan oraya taşıyordum, bir türlü okuyamadım. Neyse, hava da fena değildi, terasta çay içerek dünyanın en meşhur polisiye yazarının hayatına dahil oldum.

Hikayenin orta yerinde o meşhur ortadan kayboluşu var, arabasını terkedilmiş vaziyette buluyor polis. Agatha yok, nerede olduğu bilinmiyor filan. Sonra çocukluğuna gidiyoruz, sonra gençliğine, ilk yazma denemelerine, ilk evliliğine filan.

Beni ikinci evliliği daha çok ilgilendiriyor çünkü Max Mallowan var işin içinde. Mezopotamya arkeolojisi okurken insanın rüyalarına girer, adını ezberlersiniz bir dua gibi ahhahhha! Mallowan, bir başka süper meşhur arkeolog Leonard Woolley'nin asistanı olarak Irak'taki Ur kentinde çalışırken tanışıyorlar. Çünkü Ur'da Sümer kral mezarları ortaya çıkıyor, gazeteler çarşaf çarşaf bahsediyor, insanlar görmeye gidiyor Ur'u. 1920'ler, 1930'lar, ay düşünsenize heyecanı, Mezopotamya yeniden keşfediliyor. Agatha Christie de kalkmış gitmiş. Mezarlardan birinde buldukları şu ahşap kutuyu koyayım; deniz kabuğu, kırmızı kireçtaşı ve lapis lazuli ile oymalı kakmalı her bir tarafı:


"The Standard of Ur" diye geçiyor bu kutu, ne işe yaradığı pek belli değil. Erken Hanedan Dönemi'nde yapılmış, yani M.Ö. 2600'ler. Fotoğrafta görünen yüzü, "Barış" yüzü, arka tarafında da "Savaş" sahnesi var. 20 santime 50 santim filan gibi ebatları, ufak tefek bir kutu yani. Bu sıraya dizilmiş Sümerliler, lisans okurken kullandığımız Mezopotamya Arkeolojisi kitabının her tarafına serpiştirilmişti. Herhalde o dönem annemden çok bu adamları gördüm, varlığımın derinliklerine kazınıp orada kaldılar.

Kutu şimdi nerede diye bir sorun? British Museum'da tabii ki. Zaten şu satıra kadar bahsi geçen bütün isimler İngiliz. Valla bu dünyada Irak olmak çok zor.

Ay ne uzattım lafı, okurken de böyle oldu zaten, iki sayfada bir "Ay o neydi? Peki şu neydi?" diye. Agatha Christie'nin bu arkeolojik gezmeleri, eş durumundan meseleye dahil olması filan bize Mezopotamya'da Cinayet de dahil olmak üzere bir miktar kitap olarak geri dönmüş. En sevdiğim kitaplarından biri Mezopotamya'da Cinayet. Agatha Christie'nin esprili bir kadın olduğunu düşünmüştüm, spoiler vermek gibi olmasın ama kitapta ilk öldürülen karakter, kazı başkanının karısı ahhahhha! Ve kimse de tuhaf karşılamıyor bu cinayeti. Pek tatlı bir-iki tanesi ile çalışmışlığım var ama büyük ihtimalle en korkunçlarından biri ile de yarım sezon geçirdim; yarı klişe-yarı fenomen olarak var böyle bir kavram: "Kazı başkanının karısı" müessesesi. (Niye yarım sezon diye merak edecek olursanız, verilmiş sadakam varmış. Belki bir ara yazarım, akıl alacak gibi bir kazı değildi, bir tek cinayet eksikti.)

Agatha Christie'nin dünyayı görme arzusu, özgür ruhu, yazma tutkusu, yaşadığı dönem filan pek güzel sinmiş kitaba. Çok severek okudum. Şu kadar yazdım, çizgi roman olduğunu yazmamışım.


Yer yer beliren ve Agatha'yı sinir eden Poirot'ya da ayrıca bayıldım.

Wikipedia'ya göre hala dünyanın en çok satan romancısı, kitapları en çok çevrilmiş yazar. On Küçük Asker (ya da On Küçük Zenci) hala dünyanın en çok satan polisiyesi. Yazmaya başladığında İngiltere'de henüz kadınların oy kullanma hakkı yoktu, tabii üst-orta sınıf bir ailenin kızı olduğu için fabrikada çalışmak yerine oturup yazacak hali vardı ama olsun.

Bu kitap, Bizim Büyük Challenge'ımızın 24. maddesine tekabül ediyor, "Bir grafik roman."

8 comments:

  1. Şu çizgi işini yazının başında yazsaydın, bu kitap sıkıcımıdır ki diye kara kara düşündürmezdin beni hahahahaaaa :)))
    Agathe ile Oytun'u kesiştirecek kitabı buldum, evreka ♥

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay hakikaten ya ahhahhhah :D İyi gene bir yerlerde uyanıp ekledim çizgi roman olduğunu, kendime göz devirip gidiyorum, Oytun'la iyi okumalar diliyorum :)

      Delete
  2. Ay bişey iyiraf edeyim mi, benim çizgi romanlar, hatta cok büyük puntoyla yazilmis kitaplar ve benzeri seyleri cok basit bulma ya da nasil anlatsam ; okumaya deger mi ki yaaa seklinde burun bukmeyle karisik hafife alma ön yargim var. Nasil birm mesaj beynimin derinliklerinde boyle yansimis bilmiyorum ama cizgi roman oldugunu okuyana kadar daha cok merak etmiştim ktabi:/ yine de bulup okuyacagim galiba bu sefer.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Son zamanlarda çok iyi çizgi romanlar basılıyor, hem bunun gibi çeviri hem de buralı yazar-çizerlerin. Küçükken de severdim, hala merak ediyorum çizgi romanları :)
      Geçen seneden bu yana okuduklarım içinde en çok şunu beğendim, belki buna bir şans verirsin:
      http://www.dr.com.tr/Kitap/Siradan-Zaferler/Manu-Larcenet/Cizgi-Roman/urunno=0000000728349

      Delete
  3. iyimiş okuyum bunu çızık olması zevkliymiş. on küçük zenci çok iyi tabiii. beş küçük domuz, doğu ekspresi, hele hele şey, briç masasında cinayet, pera dan da söz etmiş miii. tatlımış senin anılar. kazı başkanının karısı da demek kiii albayın karısı gibi bir fenomen :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ya valla fenomen :) Küçük gerginliklere alışığım ama bu bahsettiğim kazıda hakaret, mobbing, iftira, hırsızlık ne ararsan vardı.

      Delete
  4. Ay ben de okuyayım bunu, çok seviyorum Agatha Christie'yi de.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay ben sana vereyim bunu, ayırdım Cemile köşesine. Yorgan olmadı, bari kitap vereyim :(

      Delete