July 12, 2018

Hoşçakal Dilim Karpuz

Markette dilim karpuz satışı kalkmış, belediye sorun çıkarmış, öyle dedi manav reyonundaki abi. Yani gerçekten, küçücük bir şeye sevinmiştim, onu da elimden aldılar. Üç tane şeftali aldım hüzün içinde. Bir de buğday aldım bir paket, bu yazın geri kalanını ayran çorbası içerek geçirmeye karar verdim. Çok sıcak.

Dün sabah uyandığımda hasta oluyordum, burnum akıyor, hapşırıyorum. Hafiften sürünerek spora gittim, grup dersi vardı. Oğlan ders başlamadan "Rahatsızlığı olan var mı?" diye sorunca "Ben üşütmüşüm galiba," dedim. "Ben de ya. Evet, şınav pozisyonu alıp bekliyoruz.." dedi oğlan ahhahhha! Şınav pozisyonu aldım mecburen ama iyi geldi oğlanın akan burnumu filan zerre umursamaması. Üşütmek zaten dev bir trajedi değil, bir de klimanın altında oturmuştum bütün gün, tamamen kendi gerzekliğimden oldu yani. Kendim de dahil olmak üzere kendi gerzekliği yüzünden hasta olan insanlara hiç sempati duymuyorum.

Spora gitmemin sebeplerinden biri de yaşlılık yıllarıma yatırım yapmak. Normal kilosunda, kendi kendine oturup kalkabilen, sosyal hayatını sürdüren, evi radikal biriktirici evine dönüşmemiş, sokağa çıkınca evsiz sanılmayacak, tavsiye alabilen filan bir yaşlı insan olmayı umut ediyorum. Benim hayatımdaki 60 yaş üstü katır inadı bireyler bu maddelerin birini tutturuyorsa üç tanesinde çuvallıyor.

Ay dün akşamki maç ne heyecanlıydı! Pek anlamıyorum futboldan ama vallahi hop oturdum hop kalktım. Yugoslav klasmanından Hırvatistan'ı tuta tuta geldik buralara kadar ama vallahi haketmişlerdi dünkü galibiyeti. (Ay etmedilerse bile çökük avurtlu Balkan akrabalarım dururken suratsız İngilizleri tutacak değildim allah allah?) Maç biter bitmez İngiliz damadımızın üstüne çullandık, mağlubiyeti pek olgunlukla karşılamadı. Biz de galibiyeti olgunlukla şaapmadık zaten. Şöyle şeyler yollayıp katır gibi güldük karı koca:


"Çıkacağım bu gruptan, yeter!" yazdı, "Groupxit" yazıp bir daha güldük tepine tepine. Ankara'dan Almanya'ya, oradan da Romanya'ya taşındılar, hala beyran çorbası diye ağlıyor oğlan, üzülüyorum aslında haline.

Yemek deyince aklıma geldi, son İzmir'e gidişimizde barbar kocamı Kemeraltı'na sürükledim, Mennan'a oturduk. Sokağı şaşırmışım, birine sordum "Ay burada Mennan vardı?!" diye, az daha yürüyecekmişiz meğer. Sorarken sesimdeki korkuyu, o ağlamama 30 saniye kalmış halimi görmeliydiniz. Çocukluğumun pastanesi, çocukluğumun kazandibi üzeri karadut dondurması. Ay allahım, kaç sene sonra aynı tad, aynı heyecan. İzmir'e turist gibi giderseniz bulup oturun Mennan'ı, vallahi pişman olmazsınız.

Gideyim köpenkleri besleyeyim. Yetişkin köpek mamasından yaşlı köpek mamasına geçelim diye düşündüm, vallahi içim bir tuhaf oldu sipariş verirken. 1 yaşından büyüklermiş gibi gelmiyor ama 8 oldular. Kudi'de değil ama Koko'da bir takım alametler başladı. Bıkmadan yazmaya devam edeceğim, cins kedi köpek peşinde koşmak bildiğiniz zalimlik. Biz de yedik o boku, o yüzden biliyorum. Bırakalım genler karışsın, doğanın işine karışmayalım, ırsi hastalıkları taşıyıp durmayalım. Sokaklar dünya güzeli köpeklerle dolu, barınaklar cins köpeklerle dolu. Cins ile cins olmayan arasında sizin hayatınızı etkileyecek tek fark cins olanların nesiller boyu yavrularına aktardıkları boktan hastalıklar.

Vallahi gündelik politikaya, değirmen gibi insan öğüten canım memleketimin değirmenliğine değinmeden bu kadar yazmayı başardım. Önümüzdeki günlerde sinemaya gitmek, hayvan gübresi almak, kendime bir yazlık pantolon bulmak, evdeki okunmayı bekleyen kitap kulelerini eritmek, e-kitap okuma şeysine kılıf dikmek gibi hedeflerim var. Binali Yıldırım meclis başkanı seçilmiş arkadaşlar biraz önce, umrunuz da mı? Önümüzdeki yerel seçimler umrunuzda mı? Meclis yansa koşar bahçesindeki köpekleri kurtarırım, sonra da bir kenardan yangını izlerim, vizyonum bu.

July 5, 2018

Gene Şalanj, Gene Kabak

Ay ne yazacağımı hiç bilmiyorum, bari şu 52 haftalık şalanja yetişeyim dedim. Hazırsanız eğer başlıyorum, kendimle ilgili son derece önemsiz ve bir o kadar da sıkıcı şeyler, haydi bakalım.

20. Bir kurgu/hayali karakter olma şansınız olsa kim olurdunuz?

Valla böyle bir imkana hiç hayır demezdim, çok da seçici olmazdım. Fantastik bir üçlemede sihir mihir yapabilen yan karakter olur, polisiyede detektif olur. Ay mesela arkeolojik cinayetli polisiye-gerilimde bir karakter olsam, "AAA E AMA BU ADAM GEÇEN GÜN GİZLİCE CİPS YİYİYORDU? BEN BUNU CENİFIR'IN ÇADIRINDAN ÇIKARKEN GÖRDÜM HEM!" diye hikayenin akışına katkıda bulunurdum. Kim su içtiği bardakları ortalıkta bırakıyor, kim dolaptan başkasının kavununu araklayıp gizlice yiyiyor filan, böyle şeyleri hep ben görürüm zaten. Bir kazı sezonu boyunca sahibini bulamayan dev bir don vardı, benden başkası takmadı o dona. Yıkanmış, ipe asılıp kurutulmuş, sonra çamaşır makinası civarında kaderine terkedilmiş. Büyük beden kadın donuydu, kazı ekibindeki kadınlardan hiçbiri o cüssede değildi. Nasıl takmayayım kafaya?

Yazar beni olduğumdan daha az gerzek ve biraz daha havalı kurgularsa ayrıca memnun olurdum.

21. haftanın sorusuna cevaben geçen sene içinde değişip değişmediğimizi yazmamız icap ediyor. Herhalde değişmedim. Değişmiş olduğumu ummak istiyorum ama pek öyle kayda değer bir gelişme olduğunu zannetmiyorum. Bu kişisel gelişim konusunda iki beklentim var; kendimi daha az önemsemek ve elalemin ne yaptığıyla ne dediğiyle kavga etmeyi bırakmak. Hedefim bu ikisi.

22, şu aralar en sevdiğim filmler. Ya gerçekten, bayağıdır öyle seyredip de çok etkilendiğim film olmadı, eskisi kadar çok film de seyretmiyorum zaten. The Broken Circle Breakdown, galiba bu sene gelip de buraya yazmaya üşenmediğim tek film oldu. Dizi seyrediyoruz, dün akşam Babylon Berlin'i bitirdik, ben beğendim.

23, gurur duyduğum bir şey. Ay gurur duymak benim pek telaffuz ettiğim bir şey değil; sevinmek, duygulanmak, ağlamak, "Ay aklımı kaçıracak gibi oldum"lar, heyecanlanmak filan var hep. Yani hislerimi dile getirirken pek kullandığım bir tabir değil. Kardeşimle damadın yazdıkları bir şey yayınlanınca, bir ödüle mödüle aday gösterildiklerinde onlara söylüyorum sadece. Çok çalıştıkları için, yazdıkları şeyleri önemli bulduğum için.

Ada'nın mezuniyet törenine gittim geçenlerde, okul ikincisi olarak mezun oldu, çok da güzel bir konuşma yaptı. Onu dinlerken de çocukla gurur duydum. Arkadaşımın çocuğu olduğu için de değil, nevi şahsına münhasır bir küçük canavar olduğu için; annesinden bağımsız seviyorum çocuğu.

24, bir pişmanlığınızı yazın. Plansız programsız savrulduğum, daha iyi şeyler yapabilecekken olduğum yerde durarak geçirdiğim yıllardan biraz pişmanlık duyuyorum. Biraz da duymuyorum, benim de yolculuğum buymuş demek ki. Sarmaşık gibi; kök sabit, dallar kendilerine biraz yer bulup uzuyor. Mühim olan taze yeşil yaprak var mı, yok mu.

25. haftanın sorusunu çevirememişim doğru dürüst, "Something you feel strongly about" orijinali.
Bilime, doğaya ve insana inanan biriyim. 72 milleti ayırmadan, ezilenlerin yanında saf tutup zalime karşı durmak gerektiğine inanıyorum. Evren durmaksızın devinim halinde, evrime inanıyorum. Birarada durursak güçlü olacağımızı, geçmişimizin köklerine sıkıca tutunup gelecek güzel ve özgür günlere gözümüzü dikmemiz gerektiğini düşünüyorum.

26, nasıl gevşetiyorum kendimi? Ay ben bu konuda ordinaryüs profesör mertebesine ulaşmış biriyim. Kendimi kesecek noktaya süratle ulaşabiliyorum, oradan geriye de aynı hızla dönebiliyorum çok şükür.

Sabun köpüğü televizyon programları ve kitaplar tam olarak terapi yerine geçiyor mesela. Bu ara Queer Eye ve The Great British Baking Show izliyorum. Birinde bir grup gey erkek, eşinin dostunun "Yardıma ihtiyacı var" diye aday gösterdiği bir kadının/erkeğin evine gidip tavsiyeler veriyor. Ev dekorasyonundan saç kesimine, iç döküp ağlamalardan yemek tariflerine kadar. Çok beğeniyorum. Diğeri de bildiğiniz yemek yarışması ama İngiliz usulü, bütün o zamana karşı kek pişirmelerin arkasında sonsuz bir yavaşlık ve uyuzluk var. O kekler pişiyor, ben oturduğum yerde sakinleşiyorum.

Spor salonundaki grup derslerine gidiyorum. Birinin talimatıyla fiziksel efor harcamak bana tuhaf bir şekilde iyi geliyor.

Yalnız vakit geçiriyorum. Kitap okuyorum, mektup yazıyorum, terasta oturup kuşlara bakıyorum, kedilere laf atıyorum.

Hiç olmadı, duşa girip sıcak suyla yıkanıyorum. 39 yaşıma sağlimen gelebilmemin sebepleri arasında zaman zaman kendimi haşlıyor oluşum da var.

27, beni mutlu eden ufak tefek şeyler. İşte yukarıdaki gibi şeyler, öyle şeyler. Arkadaşlarımla buluşmak, ekip biçmek. Ay balkabakları çiçek açmaya başladı, sabah fotoğraf çektim:


Ne güzel bir sarı renk allahım. Bu yaz fena değiliz, pek ölen bitki olmadı. Yani oldu da dolu fırtınaları yüzünden oldu, bizzat öldürmedim en azından. Akşamüstü saksıları suluyoruz, sonra şezlong çekiyorum, aralarında oturuyorum. Günün en mutlu anları, yaprakların içinde oturduğum bu anlar.

E valla yetiştim şalanja, haftaya 28. sorudan devam ederim. Mahalledeki marketlerden biri dilimle karpuz satmaya başlamış, son zamanların sevinç verici hadiselerinden biri oldu bu. 5 kat eve çıkarmaya çok üşeniyorum koca karpuzları, çıkardığımda da bitiremeyip heder ediyorduk. Gideyim Kuzey Avrupalı gibi karpuz alayım. Haydin öbtüm.