November 19, 2017

Hindistancevizi

Saçlarıma hindistancevizi yağı sürdüm, biraz daha bekleyip duşa gireceğim. Tabii ki herkesle birlikte ben de dahil olmuştum hindistancevizi yağı çılgınlığına, hiç de aklıma gelmedi "Yahu ben hindistancevizli kurabiye filan yiyemiyorum?" diye. Günün bilgisi: Mümkün değil, o tad beni mahvediyor. Sanki yaşlı insan saçı çiğniyormuşum gibime geliyor.

Gene de denedim bir takım "fit" tarifler, yok yulaf kepeği, efendime söyleyeyim şeker ilavesiz fıstık ezmesi filan. Yağı eklediğim anda mahvoluyor her şey. O yüzden kafama, koluma, bacağıma sürüyorum. Arada köpenklere veriyorum birer çay kaşığı, sağda solda okudum, iyi geliyormuş tüylere, sindirime filan. Delirmiş gibi peşimden koşuyorlar hindistancevizi yağı için.

Oturup ekşisözlük'teki Gratis maceralarını okudum, indirim varmış, gene kıyamet kopmuş. Size dün akşam instagram'da dolanırken rastladığım makyaj blogçusu hanımefendinin sayfasından aldığım ekran görüntüsünü göstermek istiyorum hemen:


Ahhahhahha ay hala gülüyorum baktıkça, sinirlerim bozuldu. 3 liralık Benri pamuk ama MERCEDES ARKADAŞLAR! Ne zamandır bu kadar zavallı bir şey görmemiştim. Ya da ben anlamıyorum bu işlerden, bilmiyorum.

Babam yıllarca Suudi Arabistan'da çalıştı. O bu işe başladığında ben ilkokula gitmiyordum henüz, 1980'lerin başı yani, duty free alışveriş dünyanın en acayip şeyiydi. Bir gelişinde anneme iki şişe Chanel parfüm getirmişti. Ben üniversiteyi bitirdim, o şişeler hala buzdolabında duruyordu. Kıymetlidir, az kullanayım derken dolap demirbaşı haline getirdi anam o parfümleri. Bazen 1980'leri çok özlüyorum.

Sabah aradılar, gene başrollerde bir kedi vardı:


Tintin bu, her şeyi dövüyor. Canlı ve cansız her şeyle savaş halinde olmasına rağmen evin en kıymetli kedisi, nasıl oluyor bilmiyorum.

Gideyim, hava iyice kararmadan biraz kitap okuyayım. Salı günü kar geliyor diyorlar, biraz da ona dertleneyim.

17 comments:

  1. Ben de sonunda dün banyo yapmaya muvaffak oldum, saçlarımı sabunla yıkadım, kalıp gibi ve çok hırpani oldular, bunu harika buluyorum. Sokak çocuğu gibi görünmek hoş bir şey bence.

    3 liralık pamuk ama mersedes bence de çok acınası ama merak ettiğim, 3 liralık pamuğun neden paylaşıldığı. Pamuk yani, herkes pamuğun ne olduğunu biliyor, pamuğun olmasının duyurulacak nesi var anlamadım. Neyse bu dünyaya uzak olduğumdan herhalde. Hiçbir zaman iyi makyaj yapan bir kadın olamayacağım.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Bu pamuk kadar ne övüldü şu hayatta bilmiyorum. İndirimde alıp yedekliyorlar filan, ben de aldım ve kesinlikle anlamadım ne farkı var. Peki pamuğun iki yanındaki şifreli asma kilidin duyurulacak nesi var? 300 yıldır marketlerde satılan Elseve şampuan hakkında ne öğrenmek isteyebiliriz hala?
      Önemli olan iyi makyaj yapmak değil, bir şeyde istikrar sağlamak. Bak bi düşün. Hep kırmızı ruj süren kadın olmak, hep kedi gözü eyeliner çeken kadın olmak.

      Delete
    2. İyi makyaj yapmam istikrarlı makyaj yapmamdan daha mümkün, pes ediyorum 🤗

      Delete
  2. GRATIS İNDİRİMİ AHAHAHAHAHAHAHAHA.

    Kocaman yazdım çünkü dün yaşananları gördüm. Gözlerime inanamadım. Herhalde Ankara'nın üçte biri torbalarıyla dolanıyordu. Birkaç şubesine şöyle göz devirdim kaçtım. Vallahi bilemiyorum +_+

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay ben de bugün ufak bir şey almaya girdim, RAFLAR BOŞ! BOMBOŞ! Bayağı sel felaketi filan yaşanmış gibiydi dükkanın içi. Şampuan, sabun, pamuk, hiçbir şey kalmamış. Nedir bu allahaşkına, oha.

      Delete
  3. Ahhh ben de bir an o paylaşımı sen yaptın sandım "hadi canımm dedim içimden" itiraf edeyim :o
    neyse ki sen değilmişsin.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ahhahha ay mercedes yok, ehliyet de yok zaten. Ama pamuk ve şampuan var, göz kalemi de var. Ben böyle işlere soyunsam herhalde köpeklerin üstüne koyup çekerdim fotoğrafları, kafam ancak ona çalışıyor çünkü.

      Delete
  4. Ay tam Mercedes ne alaka diyecektim ki sen benden önce çemkirmişsin, ağzına sağlık :)
    80'leri ben de özlemek istiyorum ama en zor zamanlarımdı özleyemiyorum, 12 Eylül sonrası ayrı dert, yeni bebe doğurmuşum zırlayıp durur ayrı dert, okul ve şehir değişikliği yapmışım ayrı dert, vatkalı elbiseler giymek ve perma yaptırmak zorundaydık ayrı dert, ayh. Lütfen ben 90'ları alayım :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. O bir paket pamuk beni mahvetti.
      80'lerden ben kediler, bisküviler, defter kabı filan hatırlıyorum. Genç anne ve baba bir de. Vatkalı ve permalı genç anne. Off.
      90'lar da olur, itiraz etmem ben :)

      Delete
  5. ya bu hindistancevizi yağının girmediği yer yokmuş gerçekten... ben de 2-3 hafta önce ablamınkine konduktan sonra okumaya başladım. yazılanları şöyle özetledim; bir su, iki hindistancevizi yağı varsa dünyanın en sağlıklı insanları olabiliyoruz! 2018'in avzına tükürücez gibime geliyor... :)

    ya bi de ülker'in coco star diye bi çikiletası var ya, oyy! <3

    ReplyDelete
    Replies
    1. Bir su, iki hindistancevizi yağı, üç kinoa: bayağı vampir gibi ölümsüz oluyosun ama içinden de sağlık pınarı fışkırıyor. Ben böyle anladım. Öyle kuru kuru değil, al al yanaklı vampir gibi düşün. 2018 ne ki, 2218, ohoo.
      Hah bak onları çifter çifter yiyiyordum, coco star ya da elalem zenginlik görsün diye bounty. Şimdi uzaklardalaaaar, gönüül hicraaanla dooolduuğğ :/

      Delete
  6. 90ları bile arıyorum ben zira burası daha bozulmamıştı o yıllar:/

    ReplyDelete
    Replies
    1. Gittikçe bozuluyor olabilir her şey, evet. 20 sene sonra bugünlerden nasıl bahsediyor olacağız merak ediyorum.

      Delete
  7. Sayfayı ilk açıp da resimleri görünce "aahhaa dedim, sayfayı hacklediler herhalde" ;-))) bak sonra okudum ki yanılmamışım senin hakkında ;-))) Te Allaaammm dedim ;-)))

    ReplyDelete
    Replies
    1. Bir seferinde barbar kocam yanlışlıkla BMW kiralamıştı rent a car'dan, etkilenmedim desem yalan olur o arabanın içindeki huzur dolu sessizlikten :)
      Halk otobüsüne biniyorum, çapım o benim.

      Delete
  8. çok güldüm fotoğrafa :)))

    ReplyDelete